Her yıl aynı senaryo, aynı mağduriyet ve değişmeyen aktörler...
Türkiye'nin fındık üretiminde dünya lideri olduğu söylenir ama fındık üreticisinin durumu içler acısıdır.
2025 sezonu da farklı olmadı...
Yine masa başında yapılan rekolte tahminleri, yine bilinçli olarak düşük tutulan fiyatlar ve yine aceleyle ürününü yok pahasına satmak zorunda kalan üretici...
Tarım ve Orman Bakanlığı, 2025 yılı için fındık rekoltesini 453 bin ton olarak açıklarken, Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği bu rakamı 601 bin ton olarak duyurdu.
İki resmi kurum arasında 150 bin tonluk bir fark vardı. Bu kadar büyük bir fark yalnızca bir “tahmin hatası” olarak açıklanamaz.
Bu bir planlama sorunu değil, bilerek yaratılmış bir ekonomik tuzaktır.
Rekolte yüksek gösterilerek TMO, sezon başında fiyatları düşük tutmuş; üreticiye Giresun kalite fındık için 200 TL, levant kalite için ise 195 TL alım fiyatı açıklamıştır.
Ancak gerçekler çok geçmeden ortaya çıkmış; hasat tamamlandığında dalda sanıldığı kadar fındık olmadığı anlaşılmış, piyasa fiyatları hızla artarak 330 TL’ye kadar çıkmıştır.
Daha da çıkması beklenmektedir. Bu, üretici başına binlerce liralık zarar, ülke genelinde milyarlarca liralık servet transferi anlamına gelir.
Fındığını kurutur kurutmaz, okullar açıldığı için çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan, birikmiş borçlarını ödemek zorunda kalan üretici; devletin açıkladığı fiyattan ürününü satmak zorunda kalmıştır.
Kim için? Kimin menfaati için? Üretici değilse, kimdir bu kazananlar?
PİYASADA TEKELLEŞMİŞLER
Ferrero gibi küresel şirketler yıllardır fındık piyasasında tekelleşmiş durumda. Ne zaman ki fiyatlar üretici lehine gidecek gibi olur, devreye bir rekolte oyunu, bir alım oyunu giriyor.
Tarım Bakanlığı'nın kamuya ait olan TMO eliyle üreticiyi koruması gerekirken, ne yazık ki bu düzenin bir parçası haline gelmiş durumda.
Ziraat odaları da bu tablodan nasibini aldı tabii ki.
Besim Tibuk, Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı iken dikkat çeken bir açıklama yapmıştı. Birçok odanın ve muhtarlığın gereksiz olduğunu belirtmiş, buralarda görev yapanların sadece kendilerine koltuk edinmek için bu görevlerde bulunduklarını söylemişti.
Bunu bizzat, geçtiğimiz aylarda Arsin’de katıldığımız bir fındık etkinliğinde gördük ve yaşadık. Ziraat odaları ve bazı sivil toplum temsilcilerinin görevlerini unuttuklarını; üreticinin sesi olmak yerine, siyasetçilerin gölgesine sığındıklarını izledik.
Bu etkinlikte, Arsin Ziraat Odası Başkanı kürsüden inerken söylediklerinin eleştiri olarak algılanmamasını istedi. Sanki bir korkusu ve beklentisi varmış gibi!
Aynı toplantıda Ortahisar Ziraat Odası Başkanı da sektörün sorunları yerine çocukluk anılarını anlatmayı uygun gördü. Gel de durum böyle olunca Tibuk’a hak verme! Oysa o gün; fındık üreticisinin çocukluk anılarından değil, bugünkü geçim derdinden konuşulmalıydı kürsüde.
AYDIN'IN MÜCADELESİ...
Bu anlamda görevinin hakkını veren yok mu?
Elbette var. Karadeniz’in dört bir yanında harman harman dolaşarak gerçekleri dile getiren birkaç siyasetçinin dışında, ne yazık ki çoğu milletvekili bu düzene sessiz kalıyor.
İYİ Parti Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın gibi mücadele eden vekiller, parmakla sayılır hale gelmiş durumda. Diğerleri ise sadece sezonluk mesajlarla üreticiye göz kırpıyor.
Bu düzenin adı açık ve net:
Rekolte Tiyatrosu.
Senaryosu yıllar öncesinden yazılıyor, sahneye her yıl aynı oyun konuluyor ama alkışlayan yok.
Çünkü bu oyunun sonunda hep aynı kişi mağdur oluyor: Fındık üreticisi.
Artık yeter!
Üretici ne fiyat oyununa, ne rekolte tuzaklarına, ne de masa başı planlara kurban edilmemelidir.
Türkiye, kendi üreticisinin emeğini küresel tekelcilere peşkeş çekmemelidir.
Tarım politikaları, üreticiyi korumak için vardır; onu piyasanın insafına terk etmek için değil.
Rekolteyi doğru açıklamayan, fiyatları üreticinin lehine belirlemeyen ve fındık piyasasını tekelleşmeye açan her karar, doğrudan üreticinin sırtına yük bindirmektedir. Eğer bu ülke hâlâ tarıma değer veriyorsa, önce fındık üreticisinin sesini duymalıdır.