Ben çok sevmesem de, “Bize her yer Trabzon” sloganı, duygusal bir tribün cümlesi değil; yıllar boyunca sahada karşılığı olan, rakibi baskı altına alan somut bir güçtü. Trabzonspor, deplasmanlarda tribün desteğiyle oyun üstünlüğü kurabilen nadir takımlardan biriydi. Bu bir algı meselesi değil, sayısız maçta kanıtlanmış bir gerçekti. Rakip takımın oyunu daralır, hakem kararları baskı altına girer, Trabzonsporlu futbolcu kendini evinde hissederdi.
Gaziantep’te Galatasaray karşısında yaşananlar, bu gerçeğin artık işlemediğini net biçimde gösterdi.
Ortada tek bir sorun yoktu; zincirleme bir çöküş vardı. Yönetimin uzun süredir sürdürülebilir bir kadro planlaması yapamaması, dar rotasyonla girilen sezon, öngörülebilir sakatlık risklerinin hesaba katılmaması ve alternatif üretilememesi… Bunların tamamı sahaya yansıdı. Ozan’dan sol bek yaratılmaya çalışılması bir tercih değil, mecburiyetti. Ve bu mecburiyet, kulübün sportif aklının ne kadar daraldığını açıkça ortaya koydu.
Bu tabloyu gören taraftar maça gitmedi. Burada asıl sorun “gitmemek” değil; gitmemenin gerekçesidir. Taraftar, artık oyuna etki edemeyeceğini, tribünün fark yaratmayacağını düşündü. Bu çok kritik bir kırılmadır. Çünkü bir kulübün en büyük gücü olan taraftar, kendi varlığını anlamsız görmeye başladığında mesele skorun çok ötesine geçer.
“İyi günde kötü günde” söylemi, romantik bir bağlılık çağrısı değildir; kulüp ile taraftar arasında yapılmış sessiz bir sözleşmedir. Bugün o sözleşme tek taraflı askıya alındı. Takım sahada eksik, yorgun ve kırılganken tribünlerin susması, Trabzonspor’un yıllardır övündüğü "Bize her yer Trabzon" kimliğinin aşınmaya başladığını gösteriyor.
Fatih Tekke’nin maçın son bölümünde, skor çoktan kopmuşken yaptığı üç oyuncu değişikliği teknik bir hamle değil, yapısal bir itirazdı. Bu değişiklikler “oyunu çevirmek” için değil, “bu kadroyla daha fazlası mümkün değil” demek içindi. Bu da saha içinden yönetime gönderilen en net mesajlardan biriydi.
Sonuç olarak mesele bir mağlubiyet, bir deplasman ya da bir maç değil. Mesele; kadro mühendisliğinden tribün psikolojisine kadar uzanan çok katmanlı bir erozyondur. Eğer Trabzonspor, taraftarına artık “ben buradayım” duygusunu veremiyorsa, sloganlar da anlamını yitirir.
Ve bu noktada sorulması gereken soru nettir:
Eğer tribün inanmıyorsa, takım yalnızsa, plan yoksa…
Hani bize her yer Trabzon’du?