Günümüzde insan hakları, çoğu zaman yalnızca soyut bir kavram olarak dile getiriliyor. ‘İnsanca yaşamak’, ‘onurlu bir hayat sürmek’ gibi ifadeler kulağa hoş geliyor; fakat bu kavramların pratikteki karşılığına baktığımızda, tablo pek de parlak değil. Çünkü insanca yaşamanın ön koşulu olan temel ihtiyaçlara erişim, artık bir lüks haline gelmiş durumda. Suda olduğu gibi.
‘Her insanın yeterli, güvenli, fiziksel olarak erişilebilir ve karşılanabilir suya ulaşma hakkı var’ deniliyor ama suyun faturalandırma biçimi ve faturası vatandaşın belini büküyor. O zaman insan ister istemez soruyor; Su insan hakkı ise, bu faturaların hali ne?
Özellikle Büyükşehir Belediyesi olan illerde su faturaları, hane giderleri içinde her geçen ay, daha fazla yekûn teşkil ediyor. Şehrimiz Trabzon’da su fiyatı, tüm Büyükşehirler içerinde orta seviyede olsa da; bir metreküp suyun fiyatı -tüm vergiler dâhil- 50 lira civarında. Enerji maliyetleri ve altyapı yatırımları yüksek su faturalarına gerekçe gösterilse de; sadece 4 metreküp su kullanımı için 249 lira fatura çıkarılması anlaşılabilir bir durum değildir.
Eğer gerçekten ‘su temel bir insan hakkıdır’ deniliyorsa, o hakkı -hiç değilse- bazı fatura kalemlerinden kurtarılması gerekir. Trabzon’da suyun metreküp bedeli kademeli olarak değişse de ortalama 25 lira. Fakat üzerine; atık suyundan KDV’sine, ÇTV’sinden bakım bedeline tam 7 ayrı vergi ve ücret kalemi eklenince suyun fiyatı ikiye katlanıyor.
Devlet / belediyeler, suyu doğanın insana armağanı, satın alınacak bir ürün değil de bir yaşam kaynağı olarak görmeli ve bazı kalemlerden kurtararak, makul seviyelere çekmelidir.
Faturalar yalnızca birer rakamdan ibaret değil; onlar aynı zamanda sosyal adaletin, gelir dağılımının ve devlet politikalarının bir göstergesidir. Bir toplumda insanlar suyu, yüksek fatura korkusuyla kullanırken, ‘Su hakkı’ndan bahsetmek samimi değildir.
Gerçek adalet, musluktan akan suyun miktarında değil, o suya herkesin temiz ve ucuz ulaşabilmesinde gizlidir.