MORİNHO TÜRK FUTBOLUNU BATIRACAK!
Türk futbolu marka değerini bir türlü yükseltemezken, Süper Ligde bile oynayan takımların bir kısmının doğru dürüst taraftarı olmamasına, dünya ölçeğinde bir ekol oluşturamamasına rağmen iç çatışmalardan kaynaklı yapılan eylemler zaman içinde futbolumuzun daha da dibe batacağına işaret ediyor. Avrupa ya da dünya ölçesinde hiçbir saygın sonuca ulaşamayan, kupalarda sıradan takımlarla bile boy ölçüşemeyen kendilerini büyük sanan anlı şanlı Türk kulüpleri, transfer mevsimlerinde artık içi geçmiş, yaşı kemale ermiş, emeklilik ikramiyesi peşinde koşan yıldız eskilerini kadrolarına katarak taraftarlarının gazını alma gayretinde ise sınır tanımıyorlar. Mahalle kavgasını andıran Süper Ligde şampiyon olan takım, Avrupa’daki rakipleri için çantada keklik olarak görülürken, bu tablonun yaratıcısı yönetimler ise kamuoyuna karşı, “Bakın ne büyük bir kadro kurduk” havası atmaktan da geri durmuyorlar. Tabii ki futbol kültürü zayıf, holiganlığı sevgi sanan cehalet girdabında debelenen kulüp yandaşları da, “Yaşa, varol” diyerek yönetimlerini omuzlarında taşımayı bir marifet hatta görev sayıyorlar.
Kulüpleri borç batağına sokan ama her transfer mevsiminde aynı haltı yiyip, farklı sonuç bekleyen yönetimler, taraftarları uyutma adına da çok önemli eylemlere imza atıyorlar. Geçen sezon Fenerbahçe ve Galatasaray’ın başlattığı bir içi geçmiş yıldız eskisi transfer modası ne yazık ki diğer kulüplere de sirayet etmiş ve sonuçta borçlar katlanarak büyümüştü. Sonuçta bir takım şampiyon olmuş, diğerlerinin tümü ise başarısız kabul edilmişti. Bu transfer mevsiminin bombasını da Fenerbahçe patlatıyor. Portekizli dünyaca ünlü ama son yıllarda yıldızı dönmüş Portekizli Jose Morinho’yu takımın başına getirmeye karar vermiş…Bu noktada ilk işaret fişeğini başkanlığa aday olan ve Türk futboluna verdiği zararlar hala unutulamayan Aziz Yıldırım atmıştı. Morinho’yu getireceğini söyledi. Ali Koç da kongre yarışta geri kalmamak için bu ismin işini bitirmek için harekete geçti ve Acun Ilıcalı ile birlikte işi bitirdi. Morinho’nun iki sezonda bonuslar hariç alacağı ücretin 40 milyon Euro’yu, yani 1,5 milyar lirayı aşağı ifade ediliyor. Böylece Fenerbahçe aracılığıyla Türk futbolunun temellerine bir büyük atom bombası da atılmış oluyor.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü Morinho başarılı olursa, tüm kulüpler kendilerine yeni Morinho’lar aramaya çalışacak. Fakat bu Jose Morinho gelirken, Dyabala, Lukaku, Sorloth ve benzeri isimleri de diline dolamış deniyor. Yani Fenerbahçe’de istediği gibi at oynatmak için belki de 200 milyon Euro’nun üzerinde bir harcama yaptırıp, kulübün borcunun iki, üç katına çıkmasına sebep olacak. Sonuçta bunları yapıp başarılı olursa aynı yöntemi diğer kulüpler de kendi çaplarında uygulamaya çalışacak. Her kulüp bütçesini kat kat aşan futbolcu transferlerine yönelecek. Onların alınmasıyla birlikte başarılı olabileceklerini düşünecek. Oysa kimi alırsanız alın sonuçta bir takım şampiyon olacak. Bu ülkenin başarı kriteri de sadece şampiyonluk olduğu için diğerleri başarısız sayılacak. Neyse Morinho başarısız olursa da, diğer takımları çalıştıran teknik adamlar, “Bakın yıllık 20 milyon Euro alan teknik adamdan bile daha iyi sonuçlar aldık. Fiyatımızı 3-4 katına çıkarıyoruz” diyecekler haklı olarak… O teknik adamların fiyatları tavana çıktıkça, sahada oynayan futbolcular da daha fazlasını isteyecek. Yetmeyecek, daha fazla talep edecekler.
Sonuç ne mi olacak?
Birçok kulübün kapısına kilit vurulacak, kimisi isim değiştirecek, kimi borç batağında satılacağı bir para babası arayacak… Demem o ki Morinho Türk futbol kulüplerinin sonunu getirecek işaret fişeği olacak.
Umarım yanılırım!
***
HADİ SİZ DE JURGEN KLOPP’U TRANSFER EDİN!
Türkiye’de kulüplerin anlamsızca birbirleriyle yarışı var ya? Hani, “Şu kulüp bunu aldı, biz de bunu alalım” diyen başkanlar yöneticiler ve onları teşvik eden spor medyası… Oysa başka kulüplerin peşinden sürüklenmenin sonucunun hüsran olduğu sayısız deneyle ortaya çıkmıştır. Buna rağmen hiçbir başkan, yönetici ders almamıştır. Çünkü futbola bakış açıları sadece sahadaki topu izlemekle sınırlıdır. Onun felsefesini, ideolojisini, sosyolojini, ekonomisini, toplumsal yönünü bilmeyen, bunları içselleştirmeyen, derinliğine fikir sahibi olmayanların izleyeceği başka yol da olamaz zaten…Oysa her kulüp kendine bir felsefe ya da ideoloji edinip, o yolu takip ederek başarıya ulaşmanın yollarını aramalı… Yani kendi kültürünü yaratmalı… Hangi kentin takımıysa, o kentin kültürünü yansıtacak bir takım olgusunu ortaya koymalı… Bunu yapmak için de gerçekten bilge olmaya ihtiyaç var. Bilgeliğin yanında kararlı, inançlı liderliğe de…
HER KULÜBÜN KENDİ FELSEFESİ OLMALI
Acı ki ülkemizde cebine biraz para koyan, etrafındaki insanları yedirip içirme alışkanlığı bulunan, hitap ettiği kitlenin duygularını okşayacak davranışlarda bulunan, siyasetle de yakın ilişki kurabilen herkes potansiyel başkan olabiliyor. Bu sığ başkan ve yönetici profili de ancak hiç kendi temsil ettikleri camialarla bağdaşmayacak taklit politikalar üretmekten geri durmuyor. Bakın Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’in ayak izlerini takip eden kulüpler ne durumda… Ya bu 3 büyük diye nitelenen kulüp….Avrupa’nın en borçlu kulüpleri arasındalar ama uluslararası bir tek dişe dokunur başarıları yok. Trabzonspor’un ise tarihi bir misyonu ve onun izdüşümü olması gereken bir vizyonu var. Ancak yönetimler bunun ne anlama geldiğinin bile farkında değil… Ne yapıyorlar bu taklitçi İstanbul kulüplerini taklit etmekten öte hiçbir politika üretemiyorlar. Geçen sezon Fenerbahçe ve Galatasaray peş peşe içi geçmiş artık zavallı hale gelmiş yabancı, yerli transferi yapınca, Ertuğrul Doğan da kesenin ağzını açmıştı.
HATALARDAN HİÇ KİMSE DERS ÇIKARMIYOR
Peş peşe Paul Onuachu, Batista Mendyi, Umut Güneş, Rayyan Baniya ve benzeri isimleri iki günde transfer etmişti Peki sonuç! Galatasaray’ın 35 puan gerisinde, Fenerbahçe’den 32 puan arkada bir takım… Ekonomisi ise enkaz yığını… Ders alındı mı? T:abii ki hayır! Şimdi Fenerbahçe Jose Morinho isimli savunma futbolu oynatarak, maçlarını izleyen insanları sinir krizlerine sokarak belli başarılar kazanmış, birçok kupa kaldırmış ismi takımın başına getirme kararı verdi. Bu isme iki sezon için çıplak, net 40 milyon Euro ödenecek. Yani Süper Ligde birçok takımın bütçesini kat kat aşan bir para bir tek teknik adamın cebine tıkıştırılacak. Kuşkusuz ligde biraz başarısız olan kulüp yönetimleri de çareyi Fenerbahçe’nin ayak izlerini takip etmekte bulacak. Peki teknik direktörlük görevine bu aşamadan sonra kim getirilirse toplum tatmin olur ve yönetim, “Biz elimizden geleni yaptık” diyebilecek mazereti eline alabilir. Ya da Trabzonspor açısından soralım. Yarın takım başarısız olunca Abdullah Avcı ile yollar ayrılırsa kimi göreve getirebilirsiniz.
Morinho’ya karşılık taraftarı tatmin etmek için ancak Jurgen Klopp’a imza attırırsanız insanları mutlu edebilirsiniz değil mi?
Hadi getirin de görelim!
***
İSMAİL KARTAL’A SAYGISIZLIĞA BAKAR MISINIZ?
İsmail Kartal… Kendisi Fenerbahçeli… Bu takımda uzun yıllar futbol oynadı. Teknik adam olduktan sonra da önce yardımcı antrenörlük yaptı, sonra tek sorumlu olarak bu kulüpte birkaç kez işbaşı yaptı. Başka kulüpleri de çalıştırdı ama aklı hep Fenerbahçe’de oldu. “Gel” dediler, geldi, “Git” dediler gitti. Kuşkusuz teknik adamlık ve liderlik vasıfları tartışılır… Yani çalışkan bir isim ama vizyonu yeterli değil, profili düşük… Fakat iki yıl önce takımı aldığında zirveyle arada tam 21 puan fark vardı. Lider de Trabzonspor’du. Aradaki puan farkını 8’e kadar düşürdü fakat Ali Koç isimli burjuöa şımarığı hiç tarafına bile bakmadı ve Jorge Jesus’u büyük teknik adam sıfatıyla takımın başına getirdi. Öyle ya Jesus, dünya çapında bir teknik adamdı ve ayaklarının altına kırmızı halılar döşendi. Ama bu isim tam bir hayal kırıklığı oldu. Ali Koç isimli futbol özürlü, yetersiz ama dededen zengin olmuş kimliği zayıf isim bu isme bir sezon boyunca dayandı, kaprislerine boyun eğdi. Sonuçta sezonu bitirdi ve, “Eyvallah” dedi ve çekti gitti.
AYNI KAFA YABANCIYA KUL KÖLE OLUYOR
Fenerbahçe takımı yeniden İsmail Kartal’a emanet edildi. Takım Avrupa’da tur üzerine tur atladı, grupları geçti, çeyrek final oynadı ama Fenerbahçe kulübünün kaotik ortamında elendi. Elendiği takım da Avrupa şampiyonu oldu. Ligde de tarihin en yüksek puanını topladı. Tam 99 puan aldı onunla birlikte takım fakat 102 puan toplayan Galatasaray’ın ardından ikinci oldu. Bu kulüpte bir anda Jose Morinho ismi gündeme geldi ve Portekizli teknik adamla sözleşme imzalanacağı resmen açıklandı. İsmail Kartal’a bir veda bile çok görüldü. Ya adamla bir yıl çalıştınız, ter döktü, az para aldı, ne istediyseniz yaptı. Bu insan onurlu bir vedayı hak etmedi mi? Ama şımarık burjuva Ali Koç gibi isimler komrodor bir gelenekten geldiği için yabancılar karşısında kul köledir, kendi insanına tepeden bakar… Ne yazık ki de o ve onun temsil ettiği kulüpler de asla büyük olamaz. Ama artık İsmail Kartal ve onun gibi yerli teknik adamlar da bu tür burjuva kalıntısı tiplere karşı tavır almayı, tepki koymayı, zamanı geldiğinde yerin dibine batırmayı da bilmeli… Aksi takdirde o da ezilmiş bir kişiliği temsil etmekten öte işlevi olmayan birey olma başarısını bile gösteremeyen bir kimlik olarak duvar yazısı olarak kalır futbol tarihinin içinde…
Yorumlar
Kalan Karakter: