SİZİN SAĞLIKTA DEVRİMİNİZ BU MU?
Türkiye’de sağlık sistemi hep kör topal yürümüştür. Doğdum doğalı sistemin yoksul halka nasıl zulmettiğini yaşayarak, görerek, dinleyerek bilenlerdenim. Devletin görevi çalışabilir durumdaki tüm yurttaşlarına iş vermek ve onuruyla, emeğiyle ekmeğini kazanmasını sağlamaktır. İşsizler ordusu varsa da bu devleti yönetenlerin suçudur. Ne yazık ki geçmişte işsiz olduğu için o zamanki ismiyle SSK’lı olmayanların sağlık hizmetini bedava ya da düşük maliyetlerle alması mümkün değildi. Sonra Turgut Özal, yeşil kart çıkardı ve bu kartlara sahip olanlar, sağlık sektöründen düşük maliyetli hizmetler almaya başladı. Çok yetersizdi ama yine de bir adımdı… Bu uygulama uzun süre devam etti. Sonra 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar oldu. İlk geldiği yıllarda tüm yurttaşları sağlık sisteminin içine soktu. Artık çalışmayanlar da çok daha rahat hizmet alabiliyordu. Zaten Recep Tayyıp Erdoğan önderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ülkeyi yönetirken, en övündüğü işlerin başında sağlıkta devrim yaptıkları şeklinde söylemleriydi. Bir de yollar, köprüler, hava alanları ve tünelleriyle halktan oy almaya çalışıyorlardı. Ancak sağlıkta devrim dedikleri uygulamaları bugün görünce Afrika’daki kabile devletlerini arar hale geldiğimizi söylersek her halde çok abartmamış oluruz.
***
NE TEKNİK CİHAZ, NE KOŞULLAR SAĞLIKLI
Ülkemizde özellikle iktidara yakın olan doktorların bir araya gelerek özel hastaneler zinciri kurmaya başlamasından sonra ne yazık ki ülkeyi yönetenler devlet hastanelerini adeta üvey evlat haline getirdi. Birçoğunda yeterli cihaz, malzeme olmadığı gibi, hastaların sağlıklarına kavuşmak için yattığı odalar gerçekten insanın içini acıtacak kadar kötü koşullara sahip… Bundan bir süre önce Trabzon’un vitrin hastanesi kabul edilen Farabi Tıp Fakültesine uzun süre gidip gelmek zorunda kaldım. Bilindiği gibi Tıp Fakültesi sadece Trabzon’a değil, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane ve Bayburt gibi illerde yaşayan yurttaşlara da hizmet veriyor. Benim hastam Onkoloji servisindeydi. Yani kanser hastalarının tedavisinin yapıldığı serviste… Personel, doktorlardan hemşihrelere, odacılardan hasta bakıcılara kadar hastalara gerçekten çok ilgili, inanılmaz özveriyle çalışıyorlar. Hasta refakatçılarının taleplerini anında yerine getirme mücadelesi veriyorlar. Yani doktorlar Hipokrat yeminine uygun davranıyor ve personel de onlara ayak uyduruyor. Bu mutluluk verici bir durum…
Ama…
***
PARANIZ YOKSA ÖLÜME MAHKÛMSUNUZ
Odalar küçücük ve iki yatak var. Bir tek hastanın bile sağlığına kavuşmasına olanak vermeyecek bu küçücük odalara ikişer yatak sığdırılması bir yana, mesela hastanın ak ciğerinden, ya da karaciğerinden parça alınıyor. Bu parça Ankara’ya gönderiliyor. Eğer para ödüyorsanız, hemen özel hastanelere giden bu parçanın sonuçlarının iyi mi, kötü mü olduğu 10 gün içinde bildiriliyor. Bunun bedeli de bin 200 lira… Eğer paranız yoksa devlet hastanelerinde işlem görüyor ve en iyi ihtimalle bir ay içinde sonuçlar hastanın doktoruna ulaşabiliyor. Ya ölümle pençeleşen bir hastanın sonuçlarının hemen elde edilmesi ve tedavisinin de hızlı bir şekilde bu sonuçlara göre çok çabuk başlaması gerekmez mi? Bu ülkede ne yazık ki bir karaciğer ya da akciğer parçacığına Anadolu’da bakabilecek hastane ya da uzman eleman bulunmuyor. Sadece Ankara, İstanbul ve İzmir gibi illerde bu personel barındırılıyor ve cihazlar mevcut bulunuyor. Ya en azından Trabzon, Samsun, Erzurum, Adana, Mersin, Konya, Kocaeli, Bursa ve diğer büyük illerde tüm cihazların en azından bir hastanede bulunması, bunları kullanabilecek personelin de istihdam edilmesi gerekmez mi? Ne yazık ki hastaların canı Ankara’dan gelecek sonuçlara emanet ediliyor. Bir de paranız yoksa gerçekten ölüme mahkumsunuz.
***
REFAKATÇILAR HASTA OLMASALAR İYİ GERÇEKTEN
KTÜ Farabi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde odaların küçücük olduğundan söz ettik. İki yataklı olarak hizmet vermeye hiç müsait olmadığını vurguladık. Bu odalarda kalan hastalar zaten ölümle yaşam arasında gidip geliyor. Tümünün de mutlaka refakatçısı olması gerekiyor. Ama refakatçıların oturabileceği mikadan yapılma sandalyeler mevcut. Gerçekten artık çay bahçeleri, hatta çay ocakları bile bu tür sandalyeler kullanmıyor. Bir refakatçı hastasıyla bazen 30, bazen 40 gün, kimi aylarca kalabiliyor. Bu küçük sandalyenin üzerinde nasıl dinlenecek? Nasıl uyuyacak? Ve hastasına sağlıklı ve dinlenmiş bir şekilde nasıl bakacak kimsenin umurunda değil. Daha birçok eksikten söz etmek mümkün… Ama asıl olan fiziki şartlar, yetişmiş personel ve çağın en ileri teknolojilerinin kullanılması sorunu olduğu için sanırım bu yazdıklarım yeter… Ne yazık ki ülkeyi yönetenler, kendileri çok yüksek gelirli gruplara mensup oldukları için özel hastanelerde tedavi görüyorlardır. Yakınları da bu çok donanımlı özel hastanelere sevk ediliyorlardır. O nedenle de, özel hastanelere her türlü olanak sağlanırken, devleti yönetenler kendi hastanelerini öksüz bırakmayı artık kendine ilke edinmiş görülüyor. Bunun bir başka anlamı da, “Paranız yoksa ölün” demekten başka bir şey değildir. Bu ise insanlık adına utanç verici bir durumdur. Bu nedenle buradan bir kez daha sesleniyorum. Bu ülkeyi yönetenler, lütfen her alanda yapmaları gerektiği gibi sağlık sektöründe de halkın bütününün hizmeti en iyi alabileceği koşulları yaratmaları görevleridir. Aksi takdirde halka karşı görev ihmali içinde olduklarını unutmamalıdırlar.
F.BAHÇE MAÇI HER AÇIDAN ÇOK KRİTİK
Trabzonspor’da Ahmet Ağaoğlu’nu ekonomik kriz ileri sürülerek saf dışı bırakıp başkanlık koltuğuna oturan Ertuğrul Doğan, yola çıkarken verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirme konusunda tutarlı davranmadı. Altyapıdan üreteceklerini söyledi, yabancı şirketle yaptıkları anlaşmayla yeni bir çalışma yöntemi bulduklarını ileri sürdü. Görevde bulundukları sürede bir tek altyapı oyuncusunu A takıma kazandırmadığı gibi, kazanılmışları bile harcamaktan geri durmadı. Borcu azaltacaklarını söyledi, 70 milyon Euro’nun üzerindeki girdilere rağmen borç 4 milyar duvarına dayandı. Transferde ince eleyip sık dokuyacaklarını söyledi ama 16 transferle Süper lig rekoru kırdılar. Teknik adam istikrarından söz ettiler ama fahiş fiyatla göreve getirdikleri Bjelica’ya 1 milyon 600 bin Euro ödeyip, 16 maçlık serüvenden sonra yolları ayırdılar. Abdullah Avcı’yı yine anlaşılmaz bir şekilde astronomik bir rakam karşılığında takımın başına getirmekte hiçbir sakınca görmedi. Kuşkusuz bu şekilde istikrarsız bir yönetimin, kurduğu takımın da sahada istikrarlı sonuç alması mümkün gözükmüyor.
***
HERKESİN KADERİNİ BELİRLEYECEK
Bordo-Mavili takım bu sezon şu ana kadar 10 maçta sadece 16 puan toplayabildi. Kayıp 14 puanı var. İşte böyle bir aşamada, şu ana kadar hiç kayıp vermeyen ve liderlik koltuğunda oturan Fenerbahçe karşılaşması herkes için bir kırılma noktası olacak. Rakip çok iyi oynuyor, her rakibi eziyor. Bu Fenerbahçe karşısında alınacak bir galibiyet tarihe geçecek. Hem tam 26 yıldır Süper lig maçlarında İstanbul’da yenemediği Fenerbahçe’yi dize getirerek büyük fobisine son verecek. Hem deplasman maçlarında aldığı kötü sonuçlara artık bir dur deme olanağına kavuşacak, hem de zirve yarışını karıştıracak. Kendisi de adım adım zirve yarışında olabileceğini gösterecek. Böylece taraftarının takıma olan güvensizliği de son bulacak. Abdullah Avcı ise, Nenad Bjelica’nın yerine boşuna para verilerek göreve getirilmediği hissini uyandıracak. Ama şu ana kadar kulübe 30 milyon Euro’nun üzerinde para verdiği dillendirilen fakat bu paranın hiçbir işe yaramamasından dolayı hedef haline gelen Başkan Ertuğrul Doğan ile ekibi derin bir nefes alacak. Kongreye uzun bir süre olmasına rağmen, işten el çektirilmek istenen Doğan ve ekibini bir Fenerbahçe galibiyeti ayağa kaldıracak ve uzun süre tartışılmasını engelleyecek. Beraberlik halinde çok şey değişmeyecek ama ya kaybederse… Hele farklı kaybederse… İşte orasını hiç düşünmek bile istemiyorum…
O nedenle umarım kazanır ve tarihi dönemeç kazasız belasız ve büyük bir coşkuyla atlatılır…
***
Yorumlar
Kalan Karakter: