FİFA OFSAYTTAN ÇIKAMIYOR
Dünya futbolunun patronu FİFA… Futbolla ilgili dünya çapında her türlü organizasyon ondan soruluyor. Bu kuruluş, futbol oyun kuralları başta olmak üzere her yıl farklı farklı değişikliklere gidiyor. Bazen oyun kurallarında, bazen transfer yönteminde, bazen kulüp yönetimlerinde, ya da federasyonlarındaki uygulamaları değiştirdikçe değiştiriyor. Nasıl ki Türkiye Futbol Federasyonu kulüplerin tepki gösterdiği aldığı bir kararın arkasında duramıyorsa, FİFA da hem ülke federasyonları, hem dünyanın önde gelen kulüplerinin sözünü dinlemekte bir sakınca görmüyor. Mesela şu ofsayt kuralı… Sayısız kez değişti. Bir bakıyorsunuz, hücum oyuncusunun ayağı savunma oyuncusunun önündeyse pozisyon ofsayt olarak değerlendiriliyor. Bir bakıyorsunuz hücum oyuncusunun attığı golün geçerli sayıldığı vücudun her hangi bir uvzunun, savunma oyuncusundan önde olmasına ofsayt değerlendirmesi yapılıyor. Bir bakıyorsunuz geriye dönülüyor ve yeniden ayağın önde olması yetiyor. Şimdi de “hücum oyuncusunun tüm uvzlarının, savunma oyuncularının önündeyse pozisyon ofsayt kabul edilecek. Aksi takdirde gol geçerli sayılacak” şeklinde yeni bir kararı yürürlüğe koydu FİFA…
FUTBOL ONLAR İÇİN TAM BİR RANT ARACI
Bu yeni ofsayt uygulaması önümüzdeki sezon İtalya ve İsveç’te uygulanacak. Başarılı bulunursa tüm dünyaya yaygınlaştırılacak. Başarısız kabul edilirse uygulama geri çekilecek. Yani tam bir yap-boz ya da deneme-yanılma yöntemi… Futbolun en büyük örgütü bile böyle yaparsa, artık ülke federasyonları ve kulüplerin durmadan yalpa yapmasını eleştirmek de çok doğru olmasa gerek… FİFA demişken bir başka konuya da kısa olarak değinelim. Futbolu, taraftarla-takımların kaynaştığı ve barışın, kardeşliğin, sevginin, fair play’ın egemen olduğu bir alan olarak gördüklerini söylemelerine rağmen, aslında sadece rant aracı olarak kullandıklarını da göstermekten geri durmuyorlar. Durmadan organizasyon sayılarını artırıyorlar. Dünya Kupası’na, Konfederasyon Kupası eklemişlerdi. Bunu yaparken, turnuvalara katılan ülke sayılarını da her 4 yılda bir yükseltiyorlar. Çünkü uluslararası organizasyonlara ne kadar fazla ülke katılırsa FİFA’nın karı da o derece katlanmış olacak. Futbolu sadece spor malzemesi üreten devasa şirketlerin, büyük gelir kalemlerini futbola aktaran, sponsorlar ve reklam verenlerle birlikte naklen yayın TV kuruluşlarının oyuncağı haline getirdiler. Tabii ki bunlardan devletlerin bütçesinden bile büyük paraları kasalara dolduruyorlar. Tabii ki paranın ne kadarı kasada kalıyor o da meçhul!
***
UEFA’NIN MALİ FAİR-PLAY’I NE İŞE YARIYOR?
Ülkemizde FİFA’nın dışında özellikle UEFA’nın adeta dokunulmazlığı vardır. Kulüpler ya da TFF bir hata yaptığında veya bir talepte bulunduğunda, “UEFA asla böyle bir şeyi kabul etmez. Avrupa futbolunun patronu, futbolun temiz, kulüplerin borçsuz yönetilmesini ister” derler, her sorunlarında, her işlerine gelmeyen konularda UEFA’yı ve uygulamalarını gündeme getirirler. Tabii ki bunlar futbolun arka bahçelerinde hangi oyuncuların oynandığını bilmeyen, büyülü küreye verilen rolün ne olduğu konusunda en ufak bir fikirleri bile yoktur. Bakın uzun yıllar önce UEFA, Mali Fair Play diye bir şey çıkardı. Kulüplerin bu kurallara uyması gerektiği, aksi takdirde Avrupa’daki organizasyonlara alınmayacakları, para ya da puan silme cezası verileceği, hatta bir alt kümeye düşürüleceğine dair şehir efsaneleri dolaşıp dururdu. Ancak çok katı olduğu söylenen kuralların hiçbirinin uygulandığına tanıklık etmiyoruz. Ülke Futbol Federasyonları, lisans yeterlilik belgesi diye bir şey uydurmuş… Bu uyduruk kural için birkaç kulübe lisans verilmiyor ama sonra bir yolunu bularak bu kulüpler de işlerini karşıya geçiyorlar. Borçları arşa ulaşmış kulüplerin transfer harcama limitleri de yükseltildikçe yükseltilerek yollarına devam ediyorlar.
PASTASI BÜYÜK ÜLKE VE GÜÇLÜ KULÜPLERİN OYUNCAĞI
Bugün iflas aşamasına gelmiş nice kulüplere ses çıkarılmıyor. UEFA’nın da bir şey dediği yok. Bakın geçen yılın sonunda bağımsız denetleme firması Trabzonspor için, “Borca batıklık, sürdürülebilir değil ve öz sermayesi 1 milyar 650 milyon ekside” şeklinde bir rapor hazırladı. Sermaye Piyasası Kurulu ve Kamu Aydınlatma Platformuna bunları sundu. Peki Trabzonspor’a bir uygulama var mı? Bakın aslanlar gibi (!) transfer yapmaya devam ediyor. Diğer büyük kulüpler de batak durumda ama ortalık transfer haberleriyle ve imzalarla kaynıyor. UEFA’ya bağlı TFF’nin gıkı çıkıyor mu? Yok! Peki UEFA, “Sizi tüm organizasyonlardan men ederim” diyor mu? Hayır… UEFA ancak futbolcuların kulüplerden alacaklarından dolayı şikayette bulunduğunda ve FİFA’ya başvurduğunda devreye giriyor. Yani futbolcuları korumaları iyi de, kulüpleri korumak için neden hiç ses çıkarmıyorlar. Allayıp pulladıkları Mali Fair Plaiy, söylemlerinin arkasında bile duramayan UEFA da, futbolda pasta payı çok yüksek ülkelerin ve büyük kulüplerin oyuncağı olmaktan öte bir işlev görmüyor ne yazık ki! UEFA’yı anlayabilmek için küçük bir örnek…
SPONSORLAR GELDİ, UEFA SUSTU
Türkiye’de şike ve teşvik primi teşebbüsünden dolayı 2010-11 sezonunda Fenerbahçe Avrupa’dan men edildi, Trabzonspor Şampiyonlar Ligine alındı. Ancak Türkiye’de Fenerbahçe’ye karşı hiçbir ceza uygulanmadı. UEFA ne yaptı? Hiçbir şey… Peki neden? Çünkü devasa firmalar Şampiyonlar Ligine sponsor oldu ve büyük paraları akıttı. Yani THY ve Koç Grubu bayağı kesenin ağzını açmıştı o dönemler. Para gelince de, “Ülke Federasyonlarının iç işlerine karışmıyoruz” yalanına sığındılar. Madem öyle İtalya, İspanya, Almanya’daki kulüplerin günahı ne? Onlar yasal olmayan işlere bulaştıklarında anında puan silme cezası veriliyor, hatta küme düşürülüyorlar. Oysa, Türkiye’de şike olayı gündeme geldiğinde, dönemin TFF başkanı Mehmet Ali Aydınlar, “Ceza vermeden bu işi çözemeyiz” demiş, Uluslararası organizasyonlardan men edilebileceğimizi belirtmişti. Buna karşılık dönemin Başbakanı Recep Tayyıp Erdoğan da, “Üç beş yıl Avrupa’ya gitmezsek ne olur” diye karşılık vermiş bu arada, “Ben bu işi ceza vermeden çözerim” diyen Yıldırım Demirören de apar topar TFF başkanı yapılmıştı? Tüm bunlar yaşanırken UEFA, “Trabzonspor’un şampiyonluk kupasını vermezseniz, sizi Avrupa’dan men edeceğiz. Hem milli takımlarınızı, hem kulüp takımlarınızı organizasyonlarımıza almayacağız” diyememişti. Ahhh, o paranın gözü kör olsun!!!
***
SPOR EMPERYALİSTLERİN MAŞASI MI?
Bugün FİFA ve UEFA’yı ele almışken, aslında dünyadaki neredeyse tüm uluslararası spor kuruluşlarının gerçek işlevini geçtiğimiz yıl yaşayarak gördük. Uluslararası tüm spor kuruluşları aslında özerk olarak bilinir. Yani ülkelerindeki siyasetten tümüyle bağımsız olduğu düşünülüyor. Aslında Türkiye’de başta futbol olmak üzere tüm federasyonlar ne kadar siyasetten bağımsızsa Uluslararası Spor Kuruluşları da o kadar bağımsızdır. Bundan 1,5 yıl önce Rusya, Ukrayna’ya savaş ilan etti ve sonra da işgal etti. Başta Emperyalist ABD ve onun Avrupa’daki uzantısı Fransa, Almanya, İngiltere ve diğer batılı emperyalist ülkeler ayağa kalktı. Yaptırım üzerine yaptırım uyguladılar. R;usya’yı her açıdan ablukaya aldılar. Ekonomisini de çökertmek istediler. Bunlar bir yerde ülke çıkarları açısından bakınca doğal bir mücadelenin sonucu olarak değerlendirilebilir. Peki FİFA ve UEFA başta olmak üzere dünyadaki tüm Uluslararası Spor Kuruluşları, hangi nedenle Rusya’nın milli takımlarını, sporcularını ve kulüplerini ihraç ettiler. Onları organizasyonlarına almayacaklarını ilan ettiler? Neden?
RUSYA’YA KAPLAN, ABD VE BATI’YA KEDİ!
Siyaset savaşının içinde Uluslararası kuruluşların ne işi olabilir? Sonuçta, Rusya’da bu kuruluşlara üye değil mi? Bu ülkenin spor federasyonları, ya da kulüpleri veya sporcuları, Vlademir Putin’i durdurabilir mi? “Savaş çıkarırsan, seni alaşağı ederiz” diyebilirler mi? Peki neden başta FİFA ve UEFA olmak üzere tüm uluslararası organizasyonlardan men edildiler ki? Yani bir Rus takımının suçu ne ki, Şampiyonlar Ligine ya da benzeri turnuvalara katılamadı? Ya da bir Rus atlet, boksör, güreşçi, yüzücü, jimnastikçi vs. ne hata yaptı ki, tüm organizasyonları onlara zindan ettiniz? Çünkü FİFA, UEFA ve Uluslararası Olimpiyat komitesi başta olmak üzere tüm uluslararası spor kuruluşları, aslında Emperyalist ABD ve Batı ülkelerinin maşasıdır. Onların spor alanlarındaki sözcüleri işlevini yürütürler. Toplumların afyonu olarak kullanılan tüm spor organizasyonlarının en fazla hizmet ettikleri de kapitalist sistemle onun en üst aşaması olan emperyalizmdir. Aksi olsaydı ABD ve İngiltere, diğer Avrupa ülkeleriyle Irak’ı, Afganistan’ı işgal ettiklerinde ya da Orta Doğu’yu “Arap Baharı” adı altında kan gölüne çevirdiklerinde Rusya sporcularına ve kulüplerine reva gördükleri uygulamayı hayata geçirirlerdi. Ama bunu yapmaya yürek ve özgür irade gerek, o da bu kuruluşları yönetenlerde yok…
Galiano, “Futbol sadece futbol değildir” isminde bir kitap yazmıştı. Aslında, “Spor sadece spor değildir ve emperyalizmin maşasıdır” şeklinde bir kitap yazmanın zamanı geldi de geçti bile.
***
TÜM BUNLAR TESADÜF OLABİLİR Mİ?
FİFA ve UEFA’nın biraz arka planından söz etmişken, bir de bu uluslararası tüm spor kuruluşlarının merkezine bakmakta yarar var. Aslında birkaç örnek verirsek de yeter ya… FİFA’nın merkezi neresi biliyor musunuz? İsviçre’nin başkenti Zürih. UEFA’nın yani Avrupa futbolunun patronunun da merkezi İsviçre’nin Nyon kenti… Peki yere göğe sığdıramadığımız, ‘Olimpiyat Ruhu’ diye göklere çıkardığımız Uluslararası Olimpiyat Komitesi nereden yönetiliyor dersiniz… Aaa, tesadüf bu ya o da İsviçre’nin meşhur Lozan kentinde yerleşmiş bulunuyor. Dünya Güreş Birliği FİFA, İsviçre’nin Lozan, Uluslararası Basketbol Federasyonu FİBA’da yine tesadüf bu ya İsviçre’nin Cenevre kentinde ikamet ediyor. Uluslararası Hentbol Federasyonu İsviçre’nin Basel, yine Uluslararası Voleybol Federasyonu FİVB’in de merkezi İsviçre ve bulunduğu kent Lozan…
İsviçre aklımıza geldiğinde hemen ne düşünürüz. “Bankalarına yatırılan paraların menşei sorulmaz, sorgulanmaz, hesaplar sırdır ve kimseyle paylaşılmaz.” Bu nedenle de kara paracıların, vergi kaçakçılarının, rüşvetçilerin ve benzeri bilumum kötü yola düşmüş para sahiplerinin uğrak yeri olarak İsviçre görülür. Peki tüm dünya toplumuna temizliği, berraklığı, barışı, kardeşliği, fair-play’ı, eşitliği, adaleti, rekabeti, mücadeleyi, arkadaşlığı, dayanışmayı çağrıştırması gereken bu tüm spor organizasyonlarının merkezinin akla para geldiğinde hemen kötü anılan İsviçre’yi tercih etmeleri sizce tesadüf olabilir mi? En azından uluslararası spor organizasyonlarını yönetenler, “Bu İsviçre’nin dünyada kötü bir şöhreti var. Merkezlerimizi buraya kurmayalım” demeleri gerekirken, tam tersi bir uygulamayı hayata geçirmelerinin mantıklı bir izahını yapamıyorum.
Ya siz!!!
Yorumlar
Kalan Karakter: