HAMSİK’İN HARİKA VEDASI VE YATTARA’YA YAPILANLAR
Trabzonspor’da Ertuğrul Doğan başkanlığında ve Zeyyat Kafkas asbaşkanlığındaki yönetimi birçok konuda eleştiriyor, yerden yere vuruyoruz. Şu ana kadar yaptığımız eleştirilerden dolayı en azından ben her hangi bir sitem, serzeniş duymadım ya da tepki almadım. Yönetimin eksiklerini yanlışlarını tabii ki eleştireceğiz ama doğru yaptıklarını da bir kenara not edip, kamuoyu ile paylaşmak da görevimiz olsa gerek… Doğan başkanlığındaki yönetim yıllardır unutulan vefa ya da şöyle söyleyelim, medeni ayrılıkları unutmuştu. Transfer edilen futbolcular hava alanlarında yüzlerce taraftarlara karşılattırılıyor ama başarısızlık ya da yol ayrılığı varsa kavgalı bir şekilde yolları ayırıyordu. Giden oyuncular adeta günah keçisi ilan ediliyordu. Oysa Ertuğrul Doğan döneminde Vitor Hugo ve Bruno Peres ile yollar ayrılırken, kendilerine plaketler verildi, veda partileri düzenlendi, resmi siteden teşekkür edildi. Son olarak ise Marek Hamsik için gerçekten duygusal bir veda partisi yapıldı. Alanyaspor maçı öncesinde başlayan, maçla devam eden ve karşılaşmanın bitişiyle de sahnelenen Hamsik’e vefa partisi gerçekten alkışı hak etti. Tabii ki böyle olmalıydı. Bunları yaşarken bir anda İbrahima Yattara aklıma geldi. Onun yaşadıkları bir film şeridi gibi beynimde canlandı.

***
YATTARA TARAFTARIN SEVGİLİSİ OLMUŞTU
Bilindiği gibi İbrahima Yattara 203-2004 sezonu başında Belçika’dan transfer edilmişti. Henüz 22 yaşındaydı. Özkan Sümer dönemin başkanıydı. Belçika’ya oyuncu izlemeye gitmişti. Yattara’yı bir maçın ikinci yarısında görmüş ve hayran kalmıştı. Ancak bir maç daha izlediğinde kötü oynamıştı. Fakat Yattara ile anlaşma yapmadan önce kendisiyle yedikleri yemekte, “Eğer bu maçı izlemiş olsaydım, seni almaya asla karar vermezdim. Ama bir önceki maçta yeteneklerini gördüm ve almaya karar verdim” demişti. Trabzonspor’a bonservis maliyeti 100 bin dolar civarındaydı. Zaten kendisi de bu rakamı alacaktı. Yani sudan ucuzdu. Bu rakamı duyan herkes, “Demek ki futbolcu falan değil” yorumunu yapmıştı. Fakat daha hazırlık döneminde onun yılan gibi kıvraklığını, ayak bileklerini inanılmaz kullanmasını, süratini, çabukluğunu, dar alanda rakip savunmalara bela olmasını izleyenler şok geçirmişlerdi. Daha ilk hazırlık maçında taraftarlar gözlerine inanamamıştı. Bu nasıl bir yetenekti böyle… Adeta rakibin içinden geçiyor, topla bir sihirbaz gibi oynuyor, ortaları arkadaşlarına pas niyetine atıyordu. Olağanüstü yetenekleriyle taraftarların sevgilisi olmuştu Yattara…

***
ROMA VE MARSİLYA’YI ELİNİN TERSİYLE İTMİŞTİ
Yattara da, Trabzonspor’u ve Trabzon’u çok sevmişti. Ama hem saha içinde hem de saha dışında disiplinli değildi. En büyük hatası da buydu. Oysa biraz disiplinli olsa dünya starı olmasının önünde hiçbir engel kalmazdı. Ama tüm eksiklerine rağmen çok seviliyordu. Trabzon kentinde de mutluydu. Bir dönem Teknik Direktör Ziya Doğan onunla çok uğraştı. “Sana savunma yapmayı öğreteceğim” dedi. “Bunu yaparsan 10 milyon dolarlık oyuncu olursun” diye çok nasihat etti. O da bir ölçüde savunma yapmayı öğrendi fakat en büyük yeteneği hücumdaydı. Arkadaşlarına attırdığı sayısız golle keyif alıyor, kendi golleri ise yıllarca izlenecek cinsten oluyordu. Dripling yeteneklerini kullandığında taraftarı da mest ederken, rakip oyuncuları çileden çıkarıyordu. Az para almasına rağmen yine de zaman zaman alacakları ödenmiyordu. Nuri Albayrak başkanlığı döneminde tam iki kez alacaklarının ödenmemesi nedeniyle FİFA’lık olma durumu vardı. Hatta, “FİFA’ya gitse hem alacaklarını tahsil eder, hem de bonservisini alır istediği takıma transfer olur” deniyordu. Fakat Yattara, “Ben bu kente, taraftara ihanet edemem. Bana gösterilen sevgiye karşılık, kulübü FİFA’ya şikayet edemem” diyerek menajerine bile karşı çıkıyordu. Bir dönem Roma’dan 7 milyon Euro’luk teklif aldı ama, “Benim kararımı yönetim verir” dedi ve kulübe zorluk çıkarmadı. Fransa kulübü Marsiyla çok istedi, yine aynı yanıtı verdi. Yani Trabzonspor’a, taraftarına ve bu kente büyük bir aidiyet duygusuyla bağlı olmayı seçti.

***
SADRİ ŞENER İNTİKAM ALMIŞTI!
Gitse hem büyük para kazanacak, hem de hayatına Avrupa’da devam edecekti. Duygularıyla hareket etti. Bir dönem geldi, Sadri Şener başkanlığındaki yönetim, Yattara ile masaya oturdu. O dönem 1 milyon dolar kazanıyordu. Ama kendisine, ‘Ne istersin’ dendiğinde, aslında teklifinin kabul edilmeyeceğini bile bile, “1 milyon 800 bin Euro isterim. Çocuğumun okul okuması gerekir. İstanbul’da eğitim görmesini istiyorum. Çünkü orada yabancı dille eğitim veren kurumlar var” dedi. Hepsi kabul edildi. İmza attırıldı. Ama meğer bu imzanın altında başka nedenler varmış. Çünkü Yattara’nın Al-Ahli takımına satılması gündemdeydi. Sadri Şener ve ekibi bu kulübün yetkilileriyle konuşup o dönem için rekor sayılacak bir rakam olan 11 milyon 400 bin dolar karşılığı anlaşmaya varıldı. Ama taraftar Yattara’ya çok seviyordu. Şener de, Yattara ile konuşarak, “Basın toplantısı yapmanı ve senin gitmek istediğini söylemeni istiyoruz” dedi. Yattara bu teklifi kabul etmedi. Basın toplantısı yaptı ve, “Yönetim iyi para kazanacak. Bu nedenle kulübün çıkarları doğrultusunda satışım söz konusu… Ben de buna evet diyorum. Yönetim beni satmazsa gitmeyi düşünmem, burada futbolu bırakırım” açıklamasını yaptı. İşte bu açıklamayla birlikte Sadri Şener ve ekibinin tüm planları suya düştü. İbrahima Yatatra’ya adeta düşmanlık beslendi, kinlenildi.

***
‘TARAFTARLA VEDAYI BİLE ÇOK GÖRDÜLER’
İşte bu olay yaşanırken, Al Ahli kulübü yetkilileri Yattara’nın bir sakatlığının bulunduğu bilgisine ulaştılar ve transferden vaz geçtiler. Bir başka Gineli oyuncuyu, daha düşük maliyetlerle transfer ettiler. Oysa Sadri Şener, Yattara’yı büyük paralarla satıp, o paralarla yine yüksek maliyetle transferler yapacaktı. Menajerleri zenginleştirecekti. Olmayınca artık Yattara, Sadri Şener için bitmişti. Kendisini kadro dışı bıraktılar, tek başına çalışmaya mahkum ettiler. Ayak bileğinde 4 kıkırdak kemiğinin kırık olmasına rağmen sakat sakat maçta oynatmaya çalıştılar. Yani yapmadıklarını bırakmadılar. Şenol Güneş’in teknik direktörlüğü dönemiydi. Yattara ile sözleşme bitiyordu ve yeni bir sözleşme yapılmayacaktı. Bu arada takımda Selçuk-Onur-Egemen gibi hizipler Burak oynasın diye Yattara’nın üzerine gidiyordu. Aynı şekilde Alenzinho oynasın diye de Jaja ve Colman kumpasıyla da karşılaşıyordu. Yine de sesi çıkmıyordu. Tam 8 yıl formasını giymişti Trabzonspor’un… O güne kadar en uzun süre bir takımın formasını giyen yabancı oyuncuydu Yattara ama yönetimin de, Şenol Güneş’in de bunlar hiç umurunda değildi. Ligde son maç oynanıyordu. İbrahima Yattara, Şenol Güneş ile görüştü, “Hocam benimle yeni sözleşme yapılmayacak. Ama burada 8 yıl dolu dolu yaşadım. Son maçta beni oynatmayacaksın anlıyorum ama lütfen 18 kişilik kadroya dahil et de, taraftarla en azından vedalaşayım” teklifini iletti. Güneş’in yanıtı ise, “Yattara ben seni kadroya almak isterim ama başkan istemiyor. Bunu yapamam” karşılığını verdi.
Ve 8 yıl Trabzonspor formasını terleten, her türlü özveride bulunan, disiplinsiz ya da şımarık da olsa, taraftarın sevgilisi olan, formaya hiç ihanet etmeden oynayan İbrahima Yattara’ya taraftar karşısında bir vedayı bile çok gördüler… Yattara’ya bunu yapanlar, Ertuğrul Doğan yönetiminin Marek Hamsik için yaptığını duyarlarsa bilmem biraz olsun utanır, yüzleri kızarır mı? Hem de Yattara 8 yıl oynamış, hem de 6 yılında çok düşük paralarla forma giymişti… Hamsik ise 2 yıl oynadı, son yılında maçların çoğunda sakattı ve takımın en yüksek ücretlerinden birini alıyordu…

Yorumlar 1
Kalan Karakter: