ERTUĞRUL DOĞAN’IN ALTYAPI ÇELİŞKİSİ!
Türkiye’de ve en çok da Trabzonspor’da altyapıyla ilgili yorum yapanların birçoğu çok önemli yanılgılar içinde bulunuyor. Genel olarak yapılan yorumlarda altyapıda eğitimin eksik ya da yanlış verildiği, ARGE çalışmalarının doğru yapılmadığı ve daha birçok yanlıştan dolayı da iyi isim çıkmadığı için yabancıya mecbur kalındığını ifade ederler… Oysa altyapıdan oyuncu çıkmasının en önemli nedenlerinin başında, buradan gelen yetenekli isimlere güvenle, ısrarla ve bıkmadan şans vermekten ve onlara özgüven aşılamaktan hiç kimse tam olarak fark etmez. Kulüplerin zaman zorunluluktan dolayı kendi bünyelerinden gelen oyunculara şans vermeleri ve bunların da kendilerini ispat etmeleri halinde ise, “Bakın yetenekler nasıl da sivrilebiliyorlar” şeklinde de bilgiççe açıklamalar yapmaktan geri durmazlar. Ülkemizde eğitimin yanlış olduğunu savunan bu ne dediği belirsiz ve hep yıldız transferini ana çözüm olarak kabul edenler Türkiye’de üç yabancı kuralının uygulandığı dönemde Galatasaray’ın nasıl Avrupa Süper Kupa ve UEFA Kupası şampiyonu olduğunu açıklayamazlar. Gerçi bunlar başarıyı Hagi’ye, Popescu’ya, Jardel’e falan bağlarlar fakat Bülent Korkmaz’ın, Emre Belözoğlu’nun, Hasan Şaş’in, Hakan Şükür’ün, Arif Erdem’in, Suat Kaya’nın, Ümit Davala’nın, Ergun Pembe’nin, Hakan Ünsal’ın, Tugay Kerimoğlu’nun ürettiklerini anlatmak pek işlerine gelmez.
Neyse geçelim…
***
BAŞKAN AYNI GERÇEĞİ NEDEN GÖREMİYOR?
Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan geçtiğimiz günlerde TRT Spor’da çıktığı bir canlı yayında, kurtuluşun altyapıda olduğunu ancak buradan planlı bir şekilde oyuncu üretme yoluna gitmediklerini, çünkü eksik ya da yanlış eğitim sorunu yaşadıklarını dile getirdi. Bu nedenle Avrupa’dan bir şirketle anlaştıklarını, buradan sistemli bir şekilde oyuncu çıkarmak için artık düğmeye bastıklarını ve artık işlerin çok daha iyi gideceğine inandığını söyledi. Sonra da eksik eğitimin verildiği altyapıdan bundan 4 yıl önce kazanılan 10’a yakın isim için de, “Onlar da bir plan dahilinde kazanılmadı. Takımdan 10 kişiyi gönderince bu futbolcular kendilerine yer buldular, kendilerini gösterme şansı elde ederek sıyrılmayı başardılar.. Oysa bu işi sistemli hale getirmek gerekir” şeklinde ifadeler kullandı. Başkan Doğan, bunları söylerken ne yazık ki kendi içinde ne kadar büyük çelişkiye düştüğünün bile farkına varmadı. Kuşkusuz altyapıda eğitimin mükemmel olduğunu, fiziki koşulların harika bir noktaya ulaştığını söylemeyeceğiz. Ama buradaki eğitimin, üst yapıyla ilgili gerçekleştirilenlerden çok daha iyi olduğu kanısındayız. Evet, Burak Yılmaz, Onur Recep Kıvrak, Juraj Kucka, Onazi, Olcay Şahan, Amiri ve benzeri oyuncular takımdan uzaklaştırılmasaydı, Uğurcan Çakır, Yusuf Yazıcı, Abdulkadir Ömür, Abdulkadir Parmak, Hüseyin Türkmen, Serkan Asan ve benzeri oyuncuları bugün kimse tınlamazdı bile… Ama burada plansızlık ve güvensizlik tamamen üst yapıyla ve yönetimle ilgili bir konu ki, Doğan da bunu itiraf ediyor ama çelişkisini fark etmiyor bile… Demek ki, üst yapıya yıldız diye çok sayıda oyuncu transfer yapmadığımızda, alttan gelenlere güven duyup, “Forma sizin, çıkın ve oynayın. İşinizin hakkını verin” dediğinizde bunlar da zirve yapabiliyorlarmış…
***
ALİ ŞAHİN YILMAZ ÖRNEĞİNİ İZLEYECEĞİZ
Mesela Ahmet Can Kaplan’ın olduğu gibi… Belki de bu sezon Ali Şahin Yılmaz sivrilecek. Ama onun yeteneklerine inanıldığı için değil, oynaması kesin olan Fernandez, Benkovic, Hüseyin ve Denswil’in sakatlıklarından dolayı… Oysa Ali Şahin, Türkiye’de alt milli takımları çalıştıran tüm teknik adam ya da yöneticilerin yeteneklerini çok iyi bildiği bir isim… Bir tek Trabzonspor’u yönetenler ya da Bjelica, çok sayıda sakatlık ortaya çıkınca farkına varılabiliyor. Ama Ali Şahin Yılmaz oynadığı dönemde sakatlıktan dönecek 3 yabancı stoperden ikisi kulübede oturmaya başladığında dizleri titreyecektir. Büyük ihtimalle kendinden önceki gençlerde olduğu gibi, “Hoca, yönetim ve taraftar bir hata yapmamı bekleyecek. Bir yanlış yaparsam taraftar yuhalayacak, hoca hemen yeni transfer ettiği oyuncuya yer açmak isteyecek. Yönetim de yüksek bedel ödediği bu yabancıların oynamasını iple çekecek ve yaptığım hata belki de hoşlarına gidecek” diye düşünecek. Adım adım özgüveni yerle bir olacak ve sonra da kenara itilecek. Bir hata yaptığı, bundan dolayı taraftarın gözünün üstünde olacağını, en küçük bir yanlışında hedef yapılacağını bilen Ali Şahin Yılmaz, kenarda paslanmaya başlayıp, bir süre sonra da, “Beni bırakın, başka bir kulübe gideyim” diyecek ve yok olacak. Eğer Ali Şahin’in kazanılmasını ve değerinin 10 milyonlarca Euro’yla ölçülmesini isterseniz o zaman bu oyuncuya zamanında güvenip, onun oynayacağı bölgeye yüksek maliyetli yabancı transferi yapmayacaksınız, yerli isimlerle rekabete sokacaksınız. Biraz psikoloji bilen, ne demek istediğimi kuşkusuz anlıyordur.
***
ALTTAN OYUNCU KAZANMANIN KRİTERLERİ VARDIR
Şunu demek istiyorum; Yönetimler teknik direktörlerin güdümünde hareket edip, çok sayıda yabancı oyuncu transferine bir son verseler, alttan gelenlere yer açsalar, çok daha fazla isim sistemli bir şekilde tek tek vitrine çıkabilir ve belki de kulübün ekonomisinin de rayına girmesine zemin hazırlayabilirler. Ama sürekli pahalı yabancı transfer ederseniz, bunlar sakatlanmazsa, ya da cezalı duruma düşmezlerse, zorunluluk hasıl olmasa forma şansı verilmeyen altyapı oyuncusu da kendini gösteremez. Yeteneklerini ortaya koyamaz. Oynayarak gelişim kazanma hakkını elinden alırsınız. Şunu da ifade edeyim ki sakat ve cezalı yabancının yerinde forma giyen futbolcu iyi işler yapıyor. Bu arada yüksek ücretlerle transfer edilen yabancı oyuncular da iyileşti veya cezası sona erdi. Kulübede oturuyor ve teknik direktörün gözüne bakıyor. Teknik direktör de alt yapıdan gelen genç oyuncuların bir hatasıyla takımın yenilmesinden büyük endişe duyuyor. Ama pahalı yabancı oyuncu elli hata yapsa kendisine taraftarın da medyanın da, yönetimin de tolerans göstereceğini biliyor. Ali Şahin Yılmaz örneğinde verdiğim gibi altyapıdan gelen futbolcu da, teknik kadronun da, taraftarın da, medyanın da, yönetimin de bir tek hatasını beklediği, bunun gerçekleştiği anda giyotine gidecekleri endişesini taşıyorlar. Bu psikolojideki genç oyuncular nasıl özgüvenle sahada mücadele edecek, kendilerini ispat etmek için gerçek yeteneklerini sergileyecekler?
***
GÜVEN ORTAMANI SAĞLAYIN GERİSİNE KARIŞMAYIN
Bu gençler, yaşadıkları stresle zaten hataya hazır hale geleceklerdir ve ilk yanlışlarında da hemen kulübenin yolunu tutacaklardır. Ama altyapıdan gelen yetenekli oyuncular eğer Uğurcan, Yusuf, Abdulkadir Ömür, Abdulkadir Parmak, Hüseyin Türkmen gibi çok daha özgürce oynayabilecekleri, kulübede hatalarını bekleyen yabancıları hissetmeden, teknik adamların da, yöneticilerin de, taraftarın da, medyanın da hata da yapsalar oynamalarına karşı ses çıkaramayacağı güvenini duysalar, inanın çok farklı olurdu. Genç isimlerin kazanılmasının yolu, pahalı yabancılarla rekabet edecek koşulları oluşturmak değildir. Takımın tüm olumsuzluklarını yüklenecekleri koşullarda forma vermek de hiç değildir. Alttan gelenlerin başarısının en önemli kriteri, başta yönetim ve teknik kadro olmak üzere, medyanın ve taraftarın da kendilerine güvenle baktığı hissini iliklerine kadar duyumsamalarını sağlamaktır. Bu arada Sayın başkan Ertuğrul Doğan’a sormak gerekir; Bugüne kadar Trabzonspor, transfer ettiği yabancılardan mı, yoksa alttan ve bu kentin değerlerinden çıkan genç futbolculardan mı daha çok yararlandı. Transfer edilen 176 yabancı mı, yoksa alttan çıkan 80 genç mi daha başarılı oldu? Ya da yabancılar mı yoksa alttan gelenler mi hem ekonomik, hem manevi, anlamda kulübe daha fazla zarar verdi?
***
EN ÖNEMLİ ÖRNEK TOLGA ZENGİN’DİR
Altyapıdan gelen ve uzun süre adeta boksörlerin kum torbasına döndürülen Tolga Zengin’in hikayesini anlatayım, madem sözü altyapıdan oyuncu üretme ve sistemli bir şekilde buradan oyuncu kullanmaya getirdik… Tolga, İdmanocağı altyapısında yetenekleriyle hemen kendisini gösteren bir isim oldu ve Trabzonspor kurmayları tarafından da transfer edildi. Henüz çocuk yaşta altyapıya geldi. Burada da başarılı gözüktü ve tüm alt kategori milli takımlarında forma giydi. Ümit Milli takımda oynarken de A takım kadrosuna dahil edildiğinde 2004-2005 sezonu oynanıyordu. Kalede de Avusturalyalı Michael Petkovic vardı. Tolga genellikle üçüncü kaleciydi. Sonra Brezilyalı Jefferson transfer edildi. Bu kez ikinci kaleci pozisyonundaydı. Yıl 2006’ydı ve Galatasaray ile İstanbul’da maç vardı. Hem Jefferson sakattı, hem de Ahmet Şahin sorunluydu. Kaleye Tolga geçecekti. Isınma hareketleri yaparken stresten midesine kramplar giriyordu. Kaptan Fatih Tekke, “Oynamazsınız bir sorun, oynarsınız sorunsunuz. Bırak stresi de işine bak” diye fırçayı attı. Takım çok kötüydü ve maç 4-1 kaybedildi. Tolga çok hatalı gol yemedi ama taraftar da, teknik kadro da ona hiç güvenmiyordu. Ancak yine Jefferson’un sorunlu olduğu dönemde kaleyi devraldı. Bu kez yedeği Onur Recep Kıvrak’tı. O da henüz 19 yaşında bir gençti. Tolga kalede çok iyi oynamaya başladı, A Milli takıma davet edildi. Onur da Ümit Milli kaleciydi.
***
RÜŞTÜ RENÇBER, TOLGA’YA HAYRANDI AMA!...
Bu arada taraftar Tolga’ya hiç güvenmiyor, en küçük hatasında yuhalıyor. Gazeteler sürekli yönetimin ve teknik kadronun yeni kaleci transferi için çalıştığını yazıyor, TV’ler bu konu üzerinde yoğunlaşıyordu. Derken 2008-2009 sezonu başlıyordu. Başkan Sadri Şener’di. Defalarca, “Yeniden yapılanmaya gidiyorsunuz, kaleci transferi yapmayın. A Milli ve Ümit Mili takım kalecileri Trabzonspor’da, boşuna masrafa girmeyin” dedik ama dinletemedik. Senegalli Tony Sylva isimli adeta bir boş çuval transfer edildi. Bu isim henüz transfer olmadan Tolga Zengin lig başında harika 4 maç çıkardı. O dönem Türkiye’nin en iyi kalecisi Rüştü Rençber, “Veliahtım Tolga Zengin’dir. Çok yetenekli ve yıllarca Türk futboluna kaleci sorunu yaşatmaz” açıklaması yapıyordu. Ama dinleyen kim? Kaleci de kaleci diye ortalık inliyordu. Sylva lisans çıkardıktan sonra bir Galatasaray maçında kulübedeydi. Daha önce 4 harika maç oynayan Tolga’dan eser yoktu. Kalede adeta kaybolmuştu ve yediği hatalı gollerle birlikte hedef haline gelmişti. Kale Sylva’nındı. Ama o da rezil goller yemesine rağmen tribünler ondan alkışı eksik etmiyordu. Fakat ayrılma kararı verdi. O dönemde Tolga adeta psikolojik bunalıma girmiş ve elinden yaralanmıştı. Şenol Güneş gelmiş, kaleye yeni bir isim sokması gerekiyordu. Tolga henüz hazır olmadığı için de mecburen Onur Recep Kıvrak’a şans verdi. Bu isim de şansını harika kullandı.
***
GÜNEŞ BİLE İKİ İSME GÜVENMEMİŞTİ
Onur muhteşem oynamasına rağmen Şenol Güneş ona da, Tolga’ya da güvenmiyor, yabancı kaleci arıyordu ama bir türlü aranan kaleci bulunamadı. Bulundu da, onlar Trabzon’a gelmek istemediler. Zorunlu olarak Güneş de Onur Recep Kıvrak’a şans vermeye devam etti. Yabancı kaleci bulsaydı, Sylva oynamaya devam etmek isteseydi, Şenol Güneş’in tercihleri olacaktı. Ama zorunlu oynadığı Onur harikalar yaratınca, ne hikmetse onu kazanan da Güneş oldu(!) Neyse… Onur zirvedeyken, ağır bir sakatlık geçirdi. Takım 2010-2011’de şampiyonluk savaşı veriyordu. Şenol Güneş yıkılmıştı. Tolga Zengin soyunma odasında, “Hocam hiç merak etme, ben bu yükü kaldırır, takıma kötü gün yaşatmam. Bana güven” dedi. Kaleyi devraldı. Transfer dönemi kapanmıştı. Bu nedenle de yeni bir yabancı kaleci almak mümkün değildi. Tolga Zengin, kulübede yabancı ya da kendisini her an kesmeye hazır bir kaleci olmadığının, taraftarın da medyanın da, yönetimin de, teknik kadronun da kendisine mahkum olduğunu bilerek sahada özgüveni en tepede oynadı. Harikalar yarattı. İnanılmaz kurtarışlarla birlikte Türk futbolunun bir anda en kaliteli kalecisi oldu ve Milli takımın değişmezi haline geldi. Onur Recep Kıvrak iyileştiğinde, iki isimden birinin gitmesinin uygun olacağına karar verildi. Beşiktaş ısrarla Tolga Zengin’i transfer etmek istedi. Dönemin başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu da para gelecek diye kaptanını 3 milyon Euro karşılığı sattı. Tolga, kişiliği ve yetenekleriyle Beşiktaş’ta da kaptan oldu ve futbolu zirvede bıraktı. Demek istediğim şu ki, Tolga gibi yetenekli bir kaleci bile baskı altında yeteneklerini sergilemekten uzaktı ama baskı ortadan kalkınca ülkenin en iyisi haline geldi. Dememiz o ki, altyapı oyuncusunu yabancı transferleriyle baskılarsanız, en yetenekliler bile başarılı olamaz. Başarılı olmalarını isteyen yönetim, yabancı transferi fetişizminin esiri olarak hareket etmez…
Bu da hem Başkan Ertuğrul Doğan’ın hem teknik adamların, hem taraftarın, hem de spor medyasının kulağına küpe olsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: