GENÇ, PROJELERİNİ KAMUOYU İLE PAYLAŞTI
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Metin Genç, dün proje ve tanıtım toplantısı gerçekleştirdi. Bakan Abdülkadir Uraloğlu ve Trabzon Milletvekilleri’nin tamamı oradaydı. Oldukça görkemli ve kalabalık bir toplantı oldu. Ahmet Metin Genç, kendi sesiyle doğup büyüdüğü köyden başlayarak mini bir biyografisini anlatan bir video yaptırmış. Önce bu video ile tanItım programı başladı. Ardından projelerini sıraladı. Trabzon ile ilgili olarak bütün ilçeleri kapsayan geniş bir sunum yaptı. Genç’in sözleri sürekli salondakilarin alkışları ile kesildi. Salondaki dinleyenleri ciddi şekilde etkiledi. Ardın Bakan Uraloğlu bir konuşma yaptı. Genç’in projelerine sahip çıktı ve teminat olarak kendisini gösterdi. Program sonunda katılımcılar salondan heyecanlı ve mutlu bir şekilde ayrıldı.
***
SEÇİLİRSE ÇALIŞMA EKİBİNİ GÖZDEN GEÇİRMELİ
31 Mart seçimlerine 22 kala adaylar seçim çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle Trabzon Büyükşehir Belediye seçimlerinde AK Parti’nin adayı Ahmet Metin Genç’in seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Genç seçimde tarihi bir oy alarak neticelendirmek istiyor. Bu yüzden de toplumun her kesimine dokunmak istiyor. Dünkü proje ve tanıtım toplantsısnda tecrübeli bir belediyeci olduğunu da ıspatlamış oldu. Ahmet Metin Genç’in Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi durumunda profesyonel bir ekibe ihtiyacı olduğu bu seçim döeünminde de ortaya çıktı. Genç, Ortahisar Belediye Başkanlığı döneminde çalışma ekibini vefa dostluk temelleri üzerine oluşturmuştu. Bunun sıkıntsını başkanlığı döneminde ciddi şekilde yaşamıştı. Fakat olumsuzlukları bir şekilde tolere etmeyi başarmıştı. Fakat Büyükşehir Başkanı seçilmesi durumunda durum farklı olacak. Genç, başarılı olmak istiyor ise liyakatlı ve donanım sahibi insanlarla yola devam etmek zorunda. Çaycısından başkan vekiline kadar herkesi yeniden değerlendirmeye almalı ve yeniden yapılanma gitmeli. Aksi halde işi çok zor olacak.
***
CHP’NİN TRABZON’DAKİ EN BÜYÜK RAKİBİ KENDİLERİ
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Trabzon’da seçim çalışmalarına plan ve programsız başladı. Ellerinde ne bir bütçe nede kampanyayı yürütecek bir ekip olmadan 'kör topal' işe giriştiler. Refleksle hareket ederek blinçsizce sahaya indiler. Seçim tarihi yaklaştıkça da yaşadıkları bütün olumsuzluklar gün yüzüne çıkmaya başladı. CHP genel merkezinden gelen cüzzi miktardaki para, sokaklardaki bilbord masraflarının yarısını bile karşılamadı. Medya tanıtımı için bir kuruş bütçeleri bile yok. CHP içinde 3-5 kişinin ortaya koymuş olduğu para ile yol almaya çalışıyorlar. CHP’de herşey tam tıkırında olsa bile AK Parti karşısında seçim kazanması oldukça zor iken, birde bu imkânların olmadığını düşündüğünüzde sonucu ne olacağını kestirmek zor olmasa gerek. Sizin anlayacağınız CHP’nin en büyük rakibi Trabzon’da yine kendileri. Plansız programsız, hesapsız kitapsız çıktıkları bu seçim serüveni yine kendi iş bilmezlikleri yüzünden hüsran ile sonuçlanacak. Önlerinde 20 gün kadar bir süre bulunan Trabzon CHP yönetimi, ya gerekli önlemleri alır ya da altın tepsi ile AK Parti’ye belediyeleri teslim eder. Tercih onların.
***
ONLAR OLMAZSA OLMAZ DEĞİLLERMİŞ!
Türkiye’de kulüpler ne yazık ki futbolcuya bağımlı bir yapıya sahip bulunuyor. Kuşkusuz futbol ancak futbolcuyla oynandığı için bu güzel oyunun birinci unsuru olmaları doğaldır. Ama taraftar olmazsa neredeyse hiç kimse sadece zevk için bile futbol oynamak istemez. Hele hele bir organizasyon yoksa, futbolcuların birlikte hareket edeceği takım oluşmamışsa, bu takım ekonomik anlamda bir gelir sağlama noktasında değilse de futbolcunun pek bir önemi olmaz… Bunun için de yöneticiler, başkanlar da futbol için önemlidir. Hemen hemen her kulübü yönetenler, “Biz futbolcuya bağımlı bir kulüp değiliz” derler ancak takımın önemli isimlerine taviz üstüne taviz vermekten de geri durmazlar. Bu noktada Trabzonspor da futbolcuya taviz verme noktasında ülkenin en önde gelenlerinden biridir.
***
YERLERİNE OYNAYANLAR ETKİLİ OLDULAR
Bazı futbolculara neredeyse göbekten bağlılık gösterirler. Onlar olmazsa sanki takım olmayacakmış gibi korkuyla hareket edenler. Bunun son dönemlerdeki örneğinide Abdulkadir Ömür ve Anastosios Bakasetas’ta görmüştük. Sanki bu iki isim olmasa Trabzonspor her maçında farklı yenilecek gibi bir hava esiyordu. Ancak gelinen süreçte öyle olmadığı ortaya çıktı. Bakın Bakasetas’ın yerinde Umut Güneş oynamaya başladı, başarılı da oldu. Mendy oynadığında da aynı durum söz konusuydu. Abdulkadir’in bölgesinde Enis Bardhi gibi sınırlı yetenekleri olan bir futbolcu bile daha iyi bir görüntü vermeye başladı. Abdullah Avcı belki de biraz cesur kişiliğe sahip olsa altyapıdan ne cevherler çıkacak da, onun korkak futbol adamlığı alternatiflerin sayısını azaltıyor. Ama sonuç olarak demek ki Abdulkadir Ömür ve Anastosios Bakasetas olmazsa olmaz değilmiş…
Hiçbir futbolcunun olmadığı gibi…
***
BUNUN ADI KÜLTÜR FARKI!
Türkiye’de teknik adamlar kulüp yönetimleri tarafından takımların başına getirilirken, “Bizi uçuracağına inanıyoruz” sözleriyle adeta allanıp pullanırlar. Transfer döneminde de sorgusuz sualsiz istedikleri futbolcuları da kulüpleri batırma pahasına transfer ederler, birçoğu işe yaramaz. Sonra işler kötü gittiğinde, “Hoca işe yaramaz” denir ve kapı dışarı edilir. Savunması bile istenmez… Bazen gece yarılarında, bazen sabahın köründe, bazen maç öncesinde ya da sonrasında bir bakmışsınız ki o allanan pullanan teknik adam pırlanta değerinden bir anda teneke fiyatına düşüş yaşamış. Hiçleştirilmiş ve gönderilmiş… Tabii kulüpler düşünülmeden de tazminatı ödenir. Başkanlar ve yönetimler bu noktada bonkördür de… Sıra kendi çalışanlarına geldiğinde asgari ücreti bile çok gören bu çok bilmiş başkan ve yöneticiler, iş kulüplerin parasını dağıtmaya geldiğinde bir anda yardım kuruluşu tavrına bürünürler.
Neyse konumuz bu değil…
Asıl meseleye gelelim…
***
B.MÜNİH’İN TUCHEL İLE VERDİĞİ ÖNEMLİ DERS
Geçtiğimiz haftalarda Alman futbolunun dev ismi Bayern Münih teknik direktörleri Thomas Tuchel ile yolların sezon sonunda ayrılacağını açıkladı. Bunu kamuoyu ile çok rahat bir şekilde paylaştı. Bu durumda beklediğimiz neydi peki? Yani ülkemizdeki uygulamalara bakarak bu eylemin nasıl olması gerekiyordu? Tuchel’le yolların ayrıldığının açıklandığı anda bu hocayla ilişiğin tümüyle kesilmesi, yeni teknik direktörün açıklanması ve hem bu sezon başarı grafiğini yükseltme çabası, hem de gelecek sezonun planlamasını yapma gayreti ortaya çıkmalıydı değil mi? Çünkü, bir teknik adamla yola devam edilmeyeceği açıklandığında, onun motivasyonunun bozulması ve takıma hükmetme sorunu yaşaması beklenmeliydi. Fakat adamlarda futbol kültürü bize göre o kadar çok gelişmiş ki, biliyorlar ki hoca ile bir sonraki sezon yola devam etmeseler bile, devam eden sezonda o profesyonelce takımı en iyi şekilde hazırlamaya çalışır. Bir sonraki sezonun planlamasını zaten hocaya göre değil, kulübün geleneklerine göre yaptıkları için de yeni teknik direktörün sezon sonunda gelmesinde en küçük bir sakınca görmüyorlar. Bir de takımın bundan sonraki süreç içinde alacağı başarısız sonuçlardan dolayı hem teknik kadronun, hem de yönetimin darağacına çekilmeyeceklerine eminler…
Bunun adı kültür ve anlayış farkı olsa gerek…
Darısı başımıza…
Yorumlar
Kalan Karakter: