AVCI’NIN DİLİNİN ALTINDAKİ BAKLA!
Trabzonspor’da Abdullah Avcı’nın ikinci kez göreve gelmesine hiç de olumlu bakmadım doğrusunu isterseniz… Hatta çok yanlış olarak da yorumladım durumu… Avcı’nın günü kurtaran ama geleceği karartan bir teknik adam olduğunu onun tüm kulüplerdeki uygulamalarından biliyorduk. Günü kurtarmak için çok sayıda transfer yapar, bunların yüzde 80’i pek bir işe yaramaz, her transfer mevsimi yeni oyuncular ister. Bozuk saatin günde iki kez doğruyu gösterdiği gibi başarıyı zaman zaman yakalar ama sonra tepe takla devrilen bir takım bırakır ve gider. Bunu Trabzonspor’daki ilk günlerinde yaşadık gördük. İkinci dönemine de tıpkı ilk dönemdeki gibi iyi başladı. Yani Nenad Bjelica isimli ucube teknik adamın bıraktığı enkaz sonuçlara göre çok daha iyisini yaptı. Son 4 maçta alınan 10 puan buna kanıt kuşkusuz fakat ortaya konan futbol pek de farklı değil… Yani Bjelica döneminde Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında çok üst seviyede oynayan bir takım vardı. Geçen sezon da Karagümrük, Alanyaspor ve Giresunspor karşılaşmalarını sayabiliriz iyi oyuna ve başarılı sonuçlara… Avcı ile oynanan 4 maçta ise sadece Fenerbahçe karşılaşmasında olumlu izlenim bıraktı takım… O da rakip on kişi kalmasına rağmen son 15 dakikada yenilen baskıyı bir kenara koyarsak eğer..
***
TEK DERDİ TRANSFER YAPTIRMAK
Bir teknik direktör değişikliğine gidildiğinde, yeni teknik adamın eskisine göre takımı çok daha iyi seviyelere çıkarması beklenir. Ama yeni teknik direktör, “Bu takım yetersiz, yeni transferler yapmamız gerekiyor” demeye başlamışsa eğer, o zaman eski teknik direktörün suçu neydi. Demek ki yönetim eski teknik direktöre kötü bir kadro teslim etmişti. Öyle ya, iyi takım olsa yeni teknik direktör niçin transfer yapılmasını istesin ki, takımın oyuncu kalitesinin yetersizliğinden söz etsin ki? Bakın Abdullah Avcı ilk geldiğinde de sürekli transfer istedi, bu noktada hiç de doymadı. Sanki menajerlerle ortaklığı varmış gibi, her dönem takımın birçok oyuncusunu gönderip, yerlerine yığınla futbolcu aldı. Aldırdığı oyuncu sayısı 50’yi geçmişti. Şimdi ne yapıyor? Bakın takım 4 maçtan 3 tanesini kazandı ki, bunlardan biri de tam 19 maçtır kazanan ve 10 maçta topladığı 30 puanla liderlik koltuğunda oturan Fenerbahçe gibi yenilmez bir takımdı… Abdullah Avcı’nın yetersiz dediği takım yani mağlup etti Fenerbahçe’yi… Avcı, Konyaspor karşılaşmasından sonra da, yaptığı açıklamalarla yine takımda bazı oyuncuların yetersizliğinden dem vurdu, yeni transferler yapılması gerektiğini ima etti, hatta direk söyledi. Gerçekten hayret etmemek elde değil…
***
DOĞAN, AVCI’YA TÜMÜYLE TESLİM OLUNCA!
Başkan Ertuğrul Doğan göreve geldiğinde, ekonomik bataktan söz edip, sonra da kadro planlaması yaparken, ücretleri düşüreceklerini, altyapıya büyük önem vereceklerini söyledi. Bunu Nenad Bjelica ile yapamadı. Abdullah Avcı gibi bir transfer hastasını yine iş başına getirdi. Avcı, takımın sonuçsal açıdan düzelmesinin en büyük nedeni kendisi olduğunu düşünüyor. Alınan sonuçlarla da taraftarın gözünde prim yaptı ya… Şimdi vakit geçirmeden transfer çılgınlığına kalkışma peşinde koşmak için sürekli adımlar atıyor. Tabii ki göreve Trabzonspor’u en iyi şekilde yönetmek olan ve teknik direktörlerin oyununa gelmemek olan Başkan Ertuğrul Doğan ve yönetim, Abdullah Avcı’ya tam teslim olunca yapacak bir şey de kalmıyor. .Avcı istediği gibi at oynatacaktır. Ama şunu ifade edeyim ki, Abdullah Avcı geçen sezon yapılan 14 transferin tümünün altına imza attı. Bu aldırdığı oyuncuların neredeyse hepsi de çöp çıktı. Ama kulüp ekonomik bataklığa saplanırken, takım da sahada süründü ve hiçbir hedefi tutturamadı. Abdullah Avcı geldiğinde de ara transferde, ana transferde sürekli oyuncu talep etti. Bir kez de oyuncu kazanmayı düşünmedi farkında mısınız? Yazık değil mi bu kulübün paralarına? Adım adım iflasa sürüklenen, her gün borcu yükselen bir Trabzonspor kimseyi tedirgin etmiyor mu?
Ve bu Abdullah Avcı’nın günü kurtaran sonuçlarla birlikte kulübün geleceğini yok etme anlamı taşıyacak yeni ve çok sayıda transfere ‘dur’ diyecek tek bir mekanizma yok mu?
***
İKTİDAR EMEKLİYLE DALGA GEÇİYOR!
Bir insan genç yaşta işe giriyor. Eğer özel sektördeyse birçok kez işten atılıyor, kendisi ayrılmak zorunda kalıyor. Devlet dairesindeyse, durmadan sürülüyor, birim değişikliğiyle mobing uygulanıyor, müdürlerin, şeflerin azarlarına muhatap oluyor. Belki soruşturmalar yiyor. Ama sonunda 25 yıl, kimi 30, kimi 35 ve belki de 40 yıl büyük sıkıntılarla çalışarak sonunda emekliye ayrılıyor. Çalıştığı süre içinde bu ücretli kesim hem SGK primini tam ödüyor,, hem vergi ödemelerinde tüm yükü çekiyor. Yani ne SGK primini ödememe, ne de vergisinden bir lira kaçırma şansı bulunmuyor. Devleti yönetenler neredeyse tümüyle bu çalışanların sırtından ekonomiyi dizayn etmek durumunda kalıyor. Onlardan kazandıklarıyla yakınlarına fahiş fiyatlarla ihaleler veriyor. Kendi kasalarını dolduruyorlar.
***
EMEKLİ NEDEN ÇALIŞMAK ZORUNDA KALIYOR?
Neyse bir insan 25 ile 40 yıl arasında çalıştıktan sonra zaten posası çıkmış oluyor ve çürüğe ayrılmış oluyor. Bu çürüğe ayrıldığı dönemde de en azından rahat, sorunsuz bir yaşam sürmek istiyor. Fakat iktidar, bu kesime o kadar düşük maaş ödüyor ki, kimisi köyüne çekilmek, tarımla uğraşmak ve ek gelir elde etmek zorunda kalıyor. Kimi kendisine uygun yeni bir işte çalışıp, ekonomik açıdan belini doğrultma savaşı veriyor. Onca yıl alın teri dökerek çalışanın emekli olmasından sonra yeniden çalışmak zorunda kalmasının sebebi kim? Tabii ki ülkeyi yönetenler ve burnundan kıl aldırmayan, kendileri zenginleşmiş, yoksulun neler çektiğinden hiçbir haberi olmayanlar tarafından… Ama acı ki bu halkı yok sayan, hiç kabul edenler, yine bu ezilen halk tarafından baş tacı ediliyor ya… Asıl insanın ağrına giden bu oluyor…
***
DİLENCİYE SADAKA VERİR GİBİ YAPTILAR
Bunları neden mi yazdım? Hani biliyorsunuz, Cumhuriyetin 100’ncü yıl dönümü nedeniyle emeklilere 5 bin lira ikramiye verileceği gündeme gelmişti. Bu gündeme geldiğinde, “Yetmez; 10 bin lira olsun” diyenler oldu. Peki sonra ne mi çıktı ortaya? Önce, “Çalışan emekliler dışında kalanlar ikramiyeden yararlanacak” dendi. Sonra bir de ortaya çıktığı, çiftçilik yapan emekliler de bu haktan yararlanamayacak. Peki neden? Emekli çalışmak zorunda kalıyorsa, çiftçilik yaparak biraz nefes almak zorunda kendisini hissediyorsa bunun suçlusu kim? O emekliye 7,5 liradan başlayan ve ortalama 10 bin lira maaşı reva görenler değil mi? Genel seçimlerden önce en düşük emekli maaşına 2 bin lira zam yapıp 7 bin 500 liraya çıkaranlar, yeni zam döneminde bu rakamı yerinde sabit tutmayı başarmış gerçekten ekonomik dehalar(!) olarak tarihe geçmişlerdi zaten…
***
TORUNLARINA NE KADAR HARÇLIK VERİYORLAR?
Bu emekli maaşını reva görenlerin 15 yaşında torunlarına ya da çocuklarına aylık verdikleri harçlık belki de 20 bin liradan daha fazladır ama iş halka vermeye sıra geldiğinde sanki dilenciye sadaka dağıtıyorlarmış gibi hareket eder… Bu son 5 bin liralık ikramiye de yeni bir örnek… Tam da ülkede hayat pahalılığı artık emeklinin ve çalışanın canına tak etmişken, eylemler yapılırken, hemen bir, “Emekliye 5 bin lira ikramiye dağıtılacak” haberi uçurulurken, durmadan da, “Ekim’de meclis açıldığında yeni düzenleme ilk iş olacak” palavrasını sıktılar, insanların gazını aldılar. Cumhuriyetin 100’ncu kuruluşu da bahane ederek 5 bin lirayla birlikte herkesi susturma yoluna gitmek istediler.
***
EMEKLİ DE HESAP SORAR MI ACABA?
Bunu yaparken bile kafalarında kırk tilkinin dolaştığını ama hiçbirinin kuyruğunun birbirine değmediğini de gösterdiler. Zaten bu iktidar, en tepesinden en altına kadar hiçbir şekilde Cumhuriyete saygılı görüntü vermiyor. Hattı durmadan hesaplaşma havası estiriyorlar. Atatürk’e hakaret edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. İktidar sadece yerel seçim öncesinde laik ve cumhuriyetçi kesimin gözünü boyamak için emekliye bir parmak bal vererek sözde halkı düşünüyor havası estirmek istemiştir. Bunu yaparken bile ayrımcılıklarıyla birlikte nasıl da emekliyi hiçe saydıklarını, halkı yok kabul ettiklerini de göstermiş oldular bir kez daha… Bunu yaparken bile ne kadar az insana ödeme yaparsak o kadar kardır mantığını güttüler… İktidar ve onun tüm uzantıları bunları yaparken, emekli de seçimlerde bunlara unutamayacakları bir büyük ders verir mi?
Bekleyip göreceğiz!
Yorumlar
Kalan Karakter: