DOĞAN, MERHUM SÜMER’İ ÖRNEK ALMALI
Trabzonspor’da son 5 yılda yönetimde yer alan, son yıllarında önce Başkan Yardımcısı, ardından da Asbaşkan olarak görev yaptıktan sonra artık başkanlık koltuğuna oturan Ertuğrul Doğan’ın özellikle ASpor’da çıktığı canlı yayında önemli mesajlar verirken, zaman zaman çelişkilere düşmesi ve bir de taraftara sürekli başarı sözü vermesi, bir yandan da transferde yine aktif olacaklarını söyleyerek toplumun gazını almaya çalışması yadırganmıştı. Hem de aynı programda, “Gelirlerimiz yıllık kredi öremelerine yetmiyor” demesine rağmen… Doğan’ın bu noktada Trabzonspor tarihini derinliğine incelemesi, bu noktada yaşayan efsanelerle çeşitli dönemlerde kader kararları alınmalarıyla ve bunların arkasında durulmasıyla ilgili de mutlaka bilgiler edinmelidir. Bu doğrultuda biz sadece bir isimle ilgili bir örnek vereceğiz. Bu kişi başkanlık koltuğuna oturduğunda Trabzonspor’da bir enkaz yığını bile yoktu. Çünkü enkazda en azından tahta, demir, çivi ve benzeri biraz malzeme kurtarılabilirdi oyna o dönemde, kulübün kapısının kilidi bile ipotekliydi. Hangi dönem mi? Tabii ki Özkan Sümer’in 31 Aralık 2000 tarihinde Mehmet Ali Yılmaz’ı sandıkta devirip başkan seçildiği dönem gerçekten korkunç bir tabloyu ortaya koymuştu.
***
TARAFTAR DALKAVUKLUĞU YAPMADI
Trabzonspor öyle bir kongre yapmıştı ki, 19 Mayıs Spor Salonunda bin 100 resmi polis görev yapmıştı. Sivil polisler hariç… Salon dışında silahlı grupların bulunduğu iddia ediliyordu. Neyin hesaplaşmasıysa artık… Sümer bu kongreyi kazandıktan sonra ilk işi taraftarlara bir çekidüzen vermekti. Çünkü birçok eski başkan ve yönetici taraftar gruplarını paraya boğuyor, onları yanlarına çekmeye çalışıp, sözde iyi yönetici ya da başkan olduklarını tribün tezahüratlarıyla ispatlamaya çabalıyorlardı. Oysa işte o taraftarı paraya boğan yönetici ve başkanlar bu kulübe en büyük kötülüğü yapıyorlardı, verdikleri kararlarla… Ayrıca taraftarları da ‘paralı maaşlı kişiler’ haline getiriyorlardı. Başkan Sümer, taraftarların bir çatı altında toplanacağını, hiçbir grubun pankartının tribünlerde asılmayacağını, tek taraftar grubunun da yönetime bağlı çalışacağını açıklamıştı. Bu taraftarlara para verilmeyecekti. Bedava bilet verilmeyecekti. Otobüs tutulmayacaktı. Sümer, “Taraftar koşulsuz sevendir, kendini verendir, kendinden verendir” sloganını savunurken, taraftarlar da ona düşman olmuştu. Transfer politikasında en küçük bir taviz vermiyor, kendisinden yıldız bekleyenlere, ‘Yıldız görmek isteyen açık havada gece gökyüzüne baksın” diyordu. Kendine taraftar diyenler daha maçlar başlamadan sahaya taş atıyor, yönetim ve Sümer aleyhine sloganlar atıyor, idmanları basıyordu. Ama Sümer bir gram inandığından sapmadı.
***
DURUM ŞU ANDAN ÇOK DAHA VAHİMDİ
O dönemde kulübün durumu şu andakinden vahimdi. Neden biliyor musunuz? Aslında kulübün bütçesi 10 milyon dolar civarıydı. Borcu da bu civardaydı. Ancak unutmamak gerekir ki gelirler de bugünün 50’de 1’i kadar değildi. Düşünün bir kez bir sezonda 750 kombine satıldığında bayram yapılmıştı. Naklen yayın gelirleri bugünün onda biri bile değildi. Tescilli ürün satışı yerlerde sürünüyor, 100 bin liralık sponsor ya da reklam veren kahraman muamelesi görüyordu. Tüm bunlara ek olarak Mehmet Ali Yılmaz, kulübü biri 19 milyon 780 bin dolar ve 7 milyon 870 bin dolar olmak üzere iki ayrı mahkemeye vermişti. Ayrıca kulübe 20 milyon 400 bin dolarlık da bir temlik koymuştu. Yani bu temlik kalkmadan, mahkemeler sonuçlanmadan kulübün kasasına bir lira bile girmeyecekti. O dönemde barbekü partileri, orman projesi, Ankara’da ya da Trabzon’da yardım kampanyalarıyla kulübün kasasına üç lira girsin diye uğraşılıyordu. Tamer Tuna 950 milyon lira (950 bin lira) karşılığı satıldığında adeta bayram havası esmişti. Sonra Trabzonspor iki mahkemeyi de kazanıp, Mehmet Ali Yılmaz ve iki yönetici arkadaşı, diğer yöneticilerin imzalarını taklit ederek, kulübe haksız temlik koymaktan yargılama sürecine girileceğini açıkladı. İşte o anda Mehmet Ali Yılmaz geri adım attı. Bir mahkemede Yargıtay kendisini 4 milyon 200 bin dolar cezaya çapmıştı. Yılmaz’ın da alacağı bu civardaydı. Yönetimle anlaşmak istedi ve alacaklarından da vazgeçerken, Trabzonspor da mahkemenin verdiği cezayı çizerek kulübün önünü açmışlardı.
***
13 İSMİ GÖNDERDİ, BORÇ YARI YARIYA DÜŞTÜ
Tüm bunlar yaşanırken, Özkan Sümer ve ekibi, ne taraftara sözler veriyor, ne de üst perdeden iddialı ifadeler kullanıyordu. Sümer, Trabzonspor’u tarif ederken, “Bu kulüp güçlülerle sevişerek değil, savaşarak büyük olmuştur” demişti. İşte tam da bu sözlere uygun olarak bu kez camia içi ve futbol dünyasıyla savaşarak Trabzonspor’u var etme savaşı veriyordu. Daha ilk transfer mevsiminde Sergen Yalçın, Nesim Özgür, Alexander Lobe, Nikoloviski, Milosevski, Yançhev başta olmak üzere tam 13 yıldız futbolcuyla yollarını ayırırken, “Bizden alacağınızdan vazgeçin, bonservisinizi elinize vereyim” dedi. Bu oyuncular kabul ettiler. Sümer medya ve taraftar tarafından adeta linç edildi. ‘Bu yıldız oyuncular nasıl serbest bırakılır?” diye hepimiz ayaklandık. Ama Özkan Sümer, “Ben eğer bu oyuncuları satmaya ve para kazanma peşinde koşsaydım, alacakları 4 aydır 6-7 aya çıkardı. Hem satamazdım, hem de borçlar yükselirdi. Bu arada düşük maliyetli ama takıma yararlı olacak oyuncuları da transfer edemezdim” diye kendini savunuyordu.
***
TRANSFERLERİ, "KÖYLÜ" DİYE AŞAĞILANIYORDU
Brezilya’dan Marco Aurelio, Da Silva ve Jarro alındığında herkes, “Nereden bulundu bu Brezilyalı köylüler?” diye alay edildi. Sergen Yalçın 2 milyon dolar kazanıyordu Trabzonspor’dan… O gönderilirken yerine 220 bin liraya Hüseyin Çimşir alınmıştı. Sümer ilkönce de Süper Ligde oynayan 5 Trabzonlu oyuncuyu kadroya katmış, altyapıdan da 5 futbolcuyu A takıma çıkarmış, Sebatspor’dan iki isim almıştı. Bu arada 8 futbolcuyu da Sebatspor’a ya kiralamış ya da bedava göndermişti. Sümer çok pahalı yaklaşık 18 isimle yolları ayırırken 15 civarında düşük maliyetli oyuncuyu kadroya katmıştı. Bu operasyon ile 6 ayda borç yarı yarıya bitmişti. Bu kadroya bir yıl sonra Fatih Tekke, Yattara,Maxim romeshenko, Augustine gibi isimler transfer edilmişti. Bunlar alınırken, kimi işe yaramazlar da elden çıkarılıyordu. Hatırlarsınız o sezon hakemler Trabzonspor’un 25 puanını çalmıştı, kulübün içi karıştırılmaya çalışılıyordu. Takım ilk 4 maçta harikalar yaratırken, sonradan çok zor duruma düşürülmüştü. Bu nedenle de küme düşmeme mücadelesi verildi. Ama takım kurtuldu, bu arada kulüp de kişilere ve borçlara mahkum yaşamaktan kurtuldu. İkinci yılında artık üst sıralar için oynayan ve Türkiye Kupası’nı kazanan bir Trabzonspor vardı. O kadroya daha sonra birkaç kaliteli takviye yapıldı ama bütçe yine düşük tutuldu. Borç bitmek üzereydi, saygın bir Trabzonspor vardı ve Cem Papila isimli hakem müsveddesi Fenerbahçe ve Gaziantep maçlarında takımın 6 puanını çalmasaydı açık ara şampiyon olmuştu. Ama bu arada Türkiye Kupası’nı yine kazanmıştı.
***
TARAFTAR ‘GİTME’ DİYE YALVARDI
Tabii ki bu şampiyonluk mücadelesi verilen dönem ve hakemlerle kupasının elinden çalındığı o yıl Atay Aktuğ başkan olmuştu. Hatırlar mısınız bilmem 40 bin kişi hem hükümeti, hem TFF’yi, hem MHK’yi, hem de hakemleri protesto ettiği bir yürüyüş düzenlenmişti. Neyse biz biraz daha geriye dönelim. Özkan Sümer, herkesin ürkerek geldiği ve her maçta olay çıkan H. Avni Aker’in tellerini sökmüştü. “Taraftar hayvan değildir” diyerek onların gerçekten insanca maç izlemesinin önünü açmıştı. Bu arada Recep Tayyıp Erdoğan’ın bir Trabzonspor maçından sonra Fenerbahçe taraftarının çıkardığı olay nedeniyle aldığı 1 maç cezanın affedilmesi gerektiğini söylemişti. Tahkim Kurulu emir kabul etmişti. Fenerbahçe’nin cezası kaldırılmıştı. Bunun üzerine, “Siyasete karşı kulübümü savunamadım ve haklarını koruyamadım” diyerek istifa etmişti. İşte bu istifadan sonra Sümer göreve gelirken de, geldikten sonra da ortalığı yıkan, protesto üstüne protesto yapan, “Sümer’i istemiyoruz” diye haykıran taraftarlar bu kez, “Bırakma bizi büyük başkan Özkan Sümer” sloganlarıyla tesislere akın etmişlerdi. Hatta Maçka Coşandere’ye koşan koşanaydı. ‘Lütfen gitme başkan” diye ortalığı inletiyorlardı.
Bunları neden mi yazdım Sayın Başkan… Çünkü başkanlar taraftarın beklentilerinin peşinden koşmaz… Başkan ve yönetim kulübü kendi gerçeklerine göre doğru yönetir, taraftarı o doğrularla birleştirir, bütünleştirir ve kendi çizgisine getirir. Yoksa taraftarın istediklerini yapan başkanlar, sempati kazanır ama sonra lanetlenir. Unutmayın ki devrimi toplumun istediğini yapan değil, toplumu peşinden sürükleyenler yapabilir. Lider halk dalkavuğu değil, halkı peşine takandır. Eğer lider olmak ve devrim yapmak istiyorsam, bu yazımı iyi okuman ve bundan ders çıkarman gerekir diye düşünüyorum!
Yorumlar 1
Kalan Karakter: