HAYRETTİN AĞABEY NASIL KÖSTEBEK OLDU?
Trabzonspor ne zaman kötü günler yaşamaya başlarsa, asıl sorumlular hep dışarıda suçluyu arayıp, hedef haline getirir. Bunu ben yıllarca yaşadım. Bugün de işler kötü giderken, Bordo-Mavili takımın teknik direktörü Abdullah Avcı, hemen taktiğinin yansıtıldığını, kadrosunun maçtan önce sosyal medyada paylaşıldığını söyleyip, bazı medya mensuplarını suçlarken, içeride bulunan köstebeğin de işini bitireceğini ifade etti. Sanki devlet sırrı paylaşılmış gibi bir hava estirdi. Bunlar tartışılırken, eski yıllarda gazetecilik yaparken yaşadığım bu köstebek arama hikayelerinden bir kısmı film şeridi gibi beynimde canlandı. Sanırım 2009 yılıydı. Gazeteyi yapmış, Ganita’da servisteki arkadaşlarla okey oynuyorduk. O sırada beraber çalıştığımız Alaattin Kazancı’ya bir telefon geldi.
Alaattin, “Ağabey şimdi bir menajer aradı. Trabzonspor, Yunanistan’da çalışmış bir Belçikalı hocayla anlaşmış ve yarın da gelip imza atacakmış” dedi. Bunun üzerine hemen okey taşlarını yıktık, gazeteye telefon açtım. Sayfayı göndermelerini istedim. Gazeteye geldim, masama oturdum. Hemen bilgisayarı açtım. Yunanistan’da görev yapan Belçikalı teknik direktör aramaya başladım. İki dakikada karşıma Hugo Broos ismi çıktı. Sayfayı yıktım ve Broos’un haberini yazdım. Tüm gazetelerde başka isimler çıkarken, Günebakış Gazetesi’nde “Broos imzaya geliyor” manşeti vardı. Dönemin Asbaşkanı Hayrettin Hacisalihoğlu küplere binmişti. “Bu haberi kim verdi Günebakış’a?” diye köstebek aramaya başlamıştı. Bana haber gelince aracıya, “Hayrettin ağabeye söyleyin, kaynağımız kendisidir. Yani köstebeğimiz Hayrettin ağabey” dedim.
Çünkü Hayrettin Ağabey (Hacisalihoğlu) Broos gelmeden önce Metin Diyadin ile yardımcı antrenör olarak anlaşma imzalamıştı. Metin de, “Ağabey tamam imzayı attım da, kiminle çalışacağım?” diye sormuş… Hayrettin Hacisalihoğlu da, “Yunanistan’da çalışan bir Belçikalı hoca” yanıtını vermiş… Metin Diyadin de telefonla konuştuğu menajerinin, kiminle çalışacağını sorması üzerine, o da Hayrettin ağabeyin söylediğini söylemiş. Metin Diyadin’in menajeri de bir başka menajer arkadaşıyla konuşurken, aynı şekilde ona yanıt vermiş… O menajer de Alaattin Kazancı’nın arkadaşı ve onu arayarak, “Trabzonspor’u Yunanistan’da çalışan bir Belçikalı hoca çalıştıracak” diye kaynaklık etmiş… Yani sonuçta haberin asıl kaynağı Hayrettin ağabeydi…
ÖZKAN SÜMER İZLEME KOMİTESİNİ LAĞV EDİYORDU
Yine 2010 yılı… Trabzonspor özellikle Belçika, Avusturya, Hollanda gibi ülkelerde yabancı oyuncu arıyor. Futbolcu İzleme Komitesi Başkanı Özkan Sümer… Oluşturduğu ekiple birlikte çok ince eğreyip, sık dokuyarak oyuncu bulma çabası gösteriyor. Trabzonspor muhabirimiz Alaattin Kazancı… Alaattin her hafta gelip, “Ağabey, Belçika’da şu maçlar izlenecekmiş” diye rapor veriyor. Ben de o takımların kadrolarını en ince detayına kadar inceliyorum. Trabzonspor’un hangi bölgelere oyuncu alacağını biliyorum. Buna göre de oyuncuları seçiyorum. Belki 50 oyuncuyu ajandama yazmışım. Bu oyuncuların yaşından, boyuna, millilik durumlarına, daha önce oynadıkları takımlara, özelliklerine ama her şeyine bakıyorum. Hem Şenol Güneş’in, hem de Özkan Sümer’in nasıl bir futbol oynatmak istediklerini ve buna uygun oyuncuları tek tek tespit etmeye çalışıyorum.
Aradan sanırım iki aylık bir zaman geçmişti. Gazetede, “İşte Belçika raporu” diye bir haber yaptım. Bu haberde 15 oyuncunun ismi vardı. Bu oyuncuların özelliklerini yazarken, hangilerinin daha ön planda olabileceğini de haberin ayrıntılarında vermişim. Tesislerde Özkan Sümer haberi okuyunca şok geçirmiş… Anında tüm İzleme Komitesi Üyelerini çağırmış ve toplantıda, “Kardeşim, böyle bir şey olur mu? Kim ya da kimler aramızdaki köstebek? Günebakış Gazetesi izlediğimiz, beğendiğimiz, raporladığımız oyuncuların tümünü yazmış… Böyle bir skandal olur mu?” diye esip gürlemiş… İzleme Komitesi Üyeleri yeminler edip, bize bilgi vermediklerini söylemişler ama inandıramamışlar. Merhum Sümer, “Bu komiteyi lağv ediyorum” diyerek toplantıyı bitirmiş. İzleme Komitesi’nde yer alan Turgut Kural, Alaattin Kazancı’yı arayıp haberi kimden aldığını sormuş. Alaattin ise, “Ben tek isim bile yazmadım. Adnan ağabey yazdı. Nereden aldı bilmiyorum” karşılığını vermiş..
Alaattin yanıma geldi, “Ağabey, Özkan Hoca, İzleme Komitesini lağv etmiş. Haberi onların verdiğini sanıyor” dediğinde başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Hemen telefona sarıldım ve Özkan Hoca’yı aradım. Telefona çıktığında sesi çok kötü geliyordu. Kendisine, “Hocam böyle bir durum yaşanmış doğru mu?” sorunca, “Evet” yanıtını verdi. Bunun üzerine, “Benim dürüstlüğüme, mesleği onurlu yaptığıma inanıyor musunuz?” dedim. “kesinlikle” karşılığını verdi. “Peki yalan konuşacağımı düşünür müsünüz?” diye sordum. Bu kez de, “Hayır” dedi. Ben de, “Şerefim, haysiyetim, namusum üzerine yemin ederim ki, tek bir ismi sizin ekipten almadım. Zaten birinden almış olsam 15 ismin arasına 4-5 tane yalan isim yazarım ve şüpheleri ortadan kaldırırım. İnan bana aylardır araştırma yapa yapa bu isimleri buldum ve yazdım. İnsanların ekmeğiyle oynama, bu senin vicdanını sızlatır” diye ifadeler kullandım. Özkan Sümer hem tebrik etti, hem sitemde bulundu, hem de teşekkür edip, ekibiyle yola devam etti.
ATAY AKTUĞ’U NASIL ŞOKA UĞRATTIM
Trabzonspor’da Atay Aktuğ’un başkanlığı dönemi…Yıl 2005 ve Trabzonspor’da bir grup Brezilya’da, bir grup da Polonya’da oyuncu izliyor. Brezilya ekibinin başında Asbaşkan Ömer Sarı, futbolcu izleyenler ise İhsan Derelioğlu ve Lemi Çelik… Zaten saat farkı nedeniyle bu isimlere ulaşmak mümkün değil… Yana yana transfer edilecek oyuncuların isimlerini arıyorum. Hemen aklıma bir fikir geldi. Fenerbahçe’ye kaçarcasına transfer olan Marco Aurelio’nun, Trabzon’da çok yakın bir arkadaşı var. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bu arkadaşı da beni bir ağabey gibi seviyor. Kendisini Doğan Haber Ajansı’nın ofisine davet ettim. Geldi sohbet ettik. Ona, “Marco’yu ara… Sanki Trabzonspor’un Brezilya’daki transferlerini çok merak ediyormuşsun gibi yap… Ona de ki, ‘Ya senin menajerlik şirketini ara, başka tanıdığın menajerleri ara da kimler izleniyor, kimler beğenildi bana bir söyle’ de” diye istekte bulundum.
Bu arkadaş da hemen Marco Aurelio’yu aradı… Brezilyalı futbolcu da, bir gün sonra kendisine öğrendiklerini anlatacağını söyledi. Ertesi gün Marco’nun yakın arkadaşı, elinde 5-6 futbolcu ismiyle ofise geldi. Ben hemen hepsini haberleştirdim. Bu arada da dönemin Basın Sözcüsü Doktor İbrahim Şahin’i aradım. Ona, Brezilya’da izlenen ve beğenilen oyuncuların isim listesini anlattım. O da, tesislere gidiyormuş. Tesislerde yönetim odasında Başkan Atay Aktuğ’u görünce, “Başkanım Brezilya’da şu şu isimlerle mi görüşüyoruz? Adnan Sungur bu isimleri yazmış” diye sorunca, ‘Benim haberim yok. Brezilya’da arkadaşları bir arayayım bakayım” demiş. Sonra Aktuğ, Brezilya’da Ömer Sarı’yı arayıp, izlenen ve beğenilen isimleri sormuş… O da benim yazdığım isimleri tek tek saymış…
Başkan Atay Aktuğ küplere binmiş… “Kardeşim, bu isimleri aramasam bana söylemeyecektiniz. Bunları kim Adnan Sungur’a verdi? Bu kimse hesap soracağım ve işine son vereceğim” diye küplere binmiş… Ömer Sarı da şok olmuş… Lemi Çelik ve İhsan Derelioğlu ile konuşmuş, onlar da benimle hiç muhatap olmadıklarını, görüşmediklerini söylemişler. Ama inandırmak kolay değil tabii ki…İşte ilk kez burada yazıyorum. O Brezilya raporunu Marco Aurelio’nun arkadaş merakını gidermek için araştırıp, bulup verdiği isimler… Ama Marco da bu isimlerin benim için alındığından haberi yoktu.
HİKMET ONUR KENDİ VERDİĞİ HABERLERİ NASIL UNUTUYORDU?
Trabzonspor’da en yakın ilişkimiz olan yöneticilerden biri Hikmet Onur’du. Mehmet Ali Yılmaz’ın yönetiminde asbaşkan olarak görev yapıyordu. Hemen hemen her gün, Moloz’daki iş yerlerine giderdim, sohbet ederdim. Sabah ona uğrayıp, sonra da tesislerin yolunu tutar idmanları takip ederdim. Her sohbetimizde mutlaka tartışırdım. Ya teknik direktörle, ya futbolcularla, ya yönetimle ilgili olarak sinirlerini bozacak yorumlar yapardım. O da sinirlenir ve ağzına geleni söylerdi. Yaptıkları çalışmaları anlatırdı. İçerde ne tür mücadelelerde bulunduklarını dile getirirdi ve beni ikna etmeye çalışırdı. Tabii ki onun anlattıkları benim için harika haber niteliği taşıyordu. Birçoğunu tek tek haberleştirirdim. Ertesi gün yanına gittiğimde Hürriyet Gazetesi’ndeki haberleri gösterir, “Bunları sana kim veriyor kardeşim?” diye eser gürlerdi.
Ben de ona tepki gösterirdim. Aslında başta, “Ağabey sen konuşurken söyledin ya” demeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim. Yine tartışmalar falan derken, Merhum Hikmet Ağabey hep kendilerini savunurken mutlaka birkaç haber verirdi. Ancak bunların haber değeri olduğunun farkına varmazdı. Ben ise “edinilen bilgilere göre” diye başladığım atlatma haberleri yapar dururdum. Hikmet ağabey, “Sana bu haberleri verenlerin de…” diye başlar ve kalayı basardı. Ona, “Ağabey, haber kaynağıma hakaret etmenden dolayı seni kınıyorum. Kesinlikle bu kötü sözleri kabul etmiyorum. Böyle konuşacaksan bir daha sana uğramayacağım” diye tepki gösterirdim. O da yumuşar, “Ya sen gazetecisin ama bunları sana hangi yönetici veriyor? Bir yönetici bu kulübün sırlarını verir mi? Yakışık alır mı?” diye tepki verirdi. Ben de, “Haklısın ağabey ama ne yapacaksın” derdim. Hikmet ağabey vefat etti ve benim yaptığım haberlerin kaynağı olduğunu asla öğrenemedi.
ERKULOĞLU’NUN, “TOPLANTI SALONUNA MİKROFON MU KOYDUN?” SÖZÜ
Yine sporculuk günlerinden İdmangücü’nde kulüp başkanlığımı yapan ve Sadri Şener’in 1990’lı yıllardaki başkanlığı döneminde basın sözcüsü olarak Trabzonspor’da yöneticilik görevini üstenen Zeki Erkuloğlu’yla yaşadığım bir anımı anlatmak istiyorum. O dönem Çılgınlar TaraftarGrubu’nda yer alan genç bir arkadaş vardı. AtatürkAlanı’ndaki çay bahçesinde gördü beni… “Adnan ağabey, gel otursana sana bir haber vereceğim” dedi. Oturdum, “Ağabey, Tanju Çolak, Fenerbahçe’de çok rahatsızmış. Ayrılmak istiyormuş. Trabezus Restoranın sahibiyle çok samımıymış… Onu aramış ve ‘Trabzonspor yönetimiyle konuş da beni alsınlar. Toplam maliyetim 550 bin mark olur’ demiş… Restoranın sahibi de benim arkadaşın babası… Arkadaşın babası, Zeki Erkuloğlu ile konuşmuş, Tanju’nun isteğini iletmiş ve o da bu akşam yapılacak yönetim kurulu toplantısında gündeme getirecekmiş” dedi… Taraftara teşekkür ettim.
O akşam yapılacak yönetim kurulu toplantısına birçok gazeteciyle birlikte gitmiştik. Bu arada Başkan Sadri Şener, İsviçre’ye gitmişti ve Çarşamba günü gelecekti. Teknik Direktör Georges Leekens de Belçika’ya gitmişti ve Perşembe günü gelecekti. Neyse yönetim toplantısı bitti. Merhum Zeki Ağabey toplantıda alınan kararlarla ilgili gazetecilere resmi açıklamayı yaptı. Tabi ben kıvranıyorum. Hemen koluna girdim; “Ağabey, İdmangücü ile ilgili bir şey konuşmak istiyorum” seninle dedim. “Tamam Adnan, gel şu kenara” dedi ve muhasebe odasının olduğu bölgeye gittik. “Zeki Ağabey, bırakalım İdmangücü kulübünü de, bu Tanju Çolak’ın gelme isteğini görüştünüz mü? Ne karar verdiniz?” dediğimde gözleri fal taşı gibi açıldı. ‘La Adnan, ne diyorsun sen? Yönetim kurulu toplantısı odasına gizli mikrofon mu yerleştirdin? Nereden aldın bu bilgiyi?” diye sorunca, “Değil ağabey, kaynağımı söyleyemem. Ama siz ne karar verdiniz?” diye sorumu yineledim.
Zeki Ağabey de, “Adnan aman kimse duymasın. Yönetim olarak olumlu karar verdik. Başkan Çarşamba gelince kendisine konuyu açacağız, o da kabul ederse, o zaman hocaya soracağız, isterse alacağız” dedi. O zaman şimdiki gibi cep telefonu yoktu. Neyse başkan Sadri Şener geldi, ona bu kez durumu sordum, bu kez o şok oldu. Ama transfere onay verdiğini belirtti. Ama son kararı Leekens’in vereceğini bildirdi. Perşembe günü dönen Leekens basın toplantısı yaptı. Toplantı bittikten sonra kendisini bir kenara çektim ve Tarzanca da olsa, Tanju’nun durumun sordum. O da Tarzanca ve işaret diliyle, “Yönetim ve başkanın onayına karşın, ben Tanju gibi ağır ve koşmayan değil, atletik bir forvet istiyorum. Bunun için onay vermedim” dedi…
Hürriyet Gazetesi’ne, “Tanju transferi Leekens’ten döndü” başlığıyla tüm gelişmeleri ayrıntılarıyla birlikte haberi geçtim. Zeki ağabey (Erkuloğlu) aramızdan ayrıldı ve o güne kadar benim yönetim odasına bir mikrofon yerleştirdiğimi biliyordu.
Bu ve benzeri birçok olay başımdan geçti. Her gazeteci de bu tür olayları yaşamıştır. En mahrem bilgiler dahi hiç olmayacak kaynaklardan kendilerine ulaşmıştır. Yani Trabzonspor’da bir kadro paylaşımı ya da taktik versiyonun ortaya çıkması üzerinden köstebek aramak yerine, olumsuz gidişteki gerçek nedenleri ve kendi sorumluluğunuzu masaya yatırsanız çok daha iyi olur Sayın Abdullah Avcı…
Yorumlar
Kalan Karakter: