ALİ SÜRMEN; BU HİÇ YAKIŞIK ALDI MI?
Sadece Türkiye değil, tüm dünyada konuşulan konuların başında FİFFA Kokartlı hakem Halil Umut Meler’in, saha ortasında Ankaragücü başkanı Faruk Koca tarafından yumruklanması, sonra da farklı kişilerce yerde tekmelenmesi konuşuluyor. Bu olay büyük bir infial yarattı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de şiddetin artık hayatın olağan akışı içinde normalleştirilmeye çalışıldığı, kurulan bu düzene karşı savaş verenlerin çığlıklarının gökyüzüne yükseldiği bir dönemde hakemin bizzat bir kulüp başkanı tarafından yumruklanması her şeyin üzerine tuz biber ekti. Hakemlerin sahada yaptığı hataları konuşanların olduğu gibi, hiçbir hatanın şiddeti meşrulaştıramayacağını ve en ağır bir şekilde cezalandırılması gerektiğini savunanların sesleri çok daha gür çıktı. Olması gereken de budur. Fakat hakemlerin hatalarının kulüplerin canını yaktığını söyleyenlerin, sayıları az da olsa, nasıl da kinle dolu olduklarını görmek zor da olmasa gerek…
***
BU ÜLKEDE YETERLİ İNSAN KALİTESİ VAR MI?
Oysa hiçbiri bu ülkede tüm meslek gruplarında olduğu gibi hakemlikte de bu işi yapanların yeterliliklerinin tartışmalı olduğunu düşünme ihtiyacı hissetmemiştir. Yani bu ülkenin taksi şoförü de, gazetecisi de, esnafı da, kulüp yönetenleri de, hakimleri de, avukatları da, doktorları da, siyasetçileri de, esnafları da, çiftçi ve hayvancıları da çağın gerektirdiği bilgi donanımıyla değil, babadan atadan kalma yöntemlerle, idare ederek işleri görme çabası gösterirler. Hangi meslek grubuna bakarsanız bakın, mutlaka eksikleri, aksakları, yanlışları, bilgiden yoksun eylemleri mevcuttur. Sonuç olarak yanlışları yapan bir tek hakemler değildir. Tüm toplum katmanlarının oluşturduğu meslek gruplarında yer alanların da sorunudur yanlışlarla yol almak… Bunun yanında hakemler üzerinde olağanüstü bir baskı vardır. Sürekli tehdit edilirken, hedef gösterilirler, ülkenin güçlü isimleri tarafından mesleklerini yapamayacak hale getirileceklerini söyleyip, onları ekmek kavgası için kendi çıkarlarını düşünmeye itenler. Ancak hiç kimse bu baskı gruplarına, hakemleri yanlışa sürükleyen nedenlere değil, sadece sahada çalınan yanlış iki düdüğe bakar, onu yargılar. Sebepler çöpe gider, sonuç ise darağacına çekilir.
***
BU AÇIKLAMANIN NE YERİ NE ZAMANI
İşte Türkiye’nin bir hakeme yapılan saldırıyla infial yaşadığı ve uluslararası arenada mahkum edildiği bir dönemde Trabzonspor Divan Kurulu Başkanı Ali Sürmen bir açıklama yapıp, hakemleri hedef aldı. İşte o açıklama: "Hakemlerimiz maçlara çıkma kararı almışlar. Lütfetmişler. Siz çıkmazsanız sanki ligler oynanamayacaktı. Ama amaç başka güç gösterisi. Şimdi istedikleri gibi at koşturacaklarını düşünmezler umarım. Futbolcu ya da takımın sahaya çıkmamasının bedeli var. Bazı hakemlerin, şaibesi ayyuka çıkmış Mete Kalkavan 'a açıklattırdıkları 'maçlara çıkmama' kararına ne müeyyide düşünülüyor acaba?" Türkiye’de futbolun bir hakemin saldırıya uğraması üzerinden bir kaosa sürüklenme noktasına geldiği dönemde Trabzonspor Divan Kurulu Başkanına yakışan açıklama bu mudur? Hem de Sayın Sürmen bir hukukçudur. Daha önce ağır ceza hakimliği yapmış, sonra da avukatlığı seçmiştir. Bir hukukçunun yapması gereken, böyle bir dönemde yine hakemleri hedef almak mı, yoksa bu yaşanan olayların gerçek sebeplerini sağlıklı bir şekilde ortaya koymak, sonra da çözüm önerileri üretmek ve bunu futbolun tüm paydaşlarına kabul ettirip, ardından da siyasetin tavır almasını, halkın da bu doğrultuda bir felsefe edinmesi için çırpınmak mı?
Ama nerede?
***
BATAKLIK DURURKEN, SİNEK ÖLDÜRSEN NEYE YARAR?
Kendisi bu yanlış sistemin siyasetçileriyle yakın ilişki kurar, TFF başkanını siyaset seçerken, hiçbir tepki koymaz. Kulüp ekonomik batağa götürülürken ve en büyük görevleri Trabzonspor’un çıkarlarını korumak olan başkan ve yöneticilerin tam tersi, transfer edilen teknik adam, futbolcu ya da menajerlerin haklarını korur gibi eylem yapanlara en küçük bir tepki göstermez. Kendi koltuğunu sağlama alabilmek için tüzük değişikliğiyle, avantajlı hale gelmesine alkış tutar, hatta bunu uygular. Ülkenin her alanında olduğu gibi futbol dünyasındaki tüm çarpıklıklara karşı en küçük bir tavır almaz, eylem koymaz. Görüş ve öneriler getirip, bunların kamuoyu önünde tartışılması için ortaya irade koymaz. Ama Trabzonspor’un ergen taraftarı ve kulübü büyük zararlara uğratan yöneticilerini memnun edecek diye olmayacak açıklamada bulunur. Sayın Sürmen bataklığa hiç bakmadan, sadece birkaç sineği öldürmenin peşindedir!. Oysa bataklık olduğu yerde durduğu süre içinde çok daha fazla ve daha da mikroplu yeni sinekler üreteceğini unutur, ya da dikkate almaz… Hakem dünyasıyla ilgili açıklamalar yapılabilir ve en üst perdeden de eleştiri getirilebilir ama şu an ne yeri ne zamanı…
Bilmem yanlış mıyım?
***
KULÜPLER ACEMİLER YÜZÜNDEN BU DURUMDA
Türkiye’de 1980’li yılların öncesinde kulüpleri genellikle futbolun içinden gelen isimler yönetirdi. Kuşkusuz bunların büyük bölümü iş insanıydı ama çoğunlukla amatör futbol oynamış, çeşitli amatör kulüplerde yöneticilik yapmış, başkanlık koltuğuna oturmuş, belli bir olgunluğa eriştikten sonra da profesyonel kulüpler için de yeterli oldukları düşünülüp, bir üst kademeye çıkmışlardır. Trabzonspor’un tarihi başarıları yakaladığı dönemde de durum buydu. Hele Bordo-Mavili kulüp kurulmadan önce İdmanocağı’na ömrünü veren Sebahattin Kundupoğlu anlatıla anlatıla bitirilemez. Futbolun tüm kurallarını bilir, yasaları ezberlemiş, boşluklarını en ince ayrıntısına kadar hesap eden bir isimmiş… Kurdupoğlu’nun yetiştirdikleri de, onun yolundan Trabzonspor’da önemli işlere imza atmayı başarmışlardır. Sadece Sabahattin Kundupoğlu değil, Türkiye’de her büyük kulübün yöneticileri, tüm yasa ve yönetmelikleri yemiş yutmuş isimlerden oluşturulmaya çalışılırdı. Endüstriyel futbol çıktı, mertlik bozuldu. Artık kulüpleri futbolu yönetme adına bir bilgi birikimi olmayanlar yönetirken, sadece yönetimlerine hukuk fakültesi orijinli isimleri alıp, yasalarla ilgili çıkabilecek sorunlarda bunlara danışma ihtiyacı hissederler. Hatta birçoğunun hukuk bürolarıyla da anlaşmaları vardır.
***
BUNUN SON ÖRNEĞİ BEŞİKTAŞ’TA YAŞANDI
Bazen de kulüp başkanları ya da yöneticileri, yasalar, yönetmelikler, uluslararası yaptırımları hiç dikkate almadan uygulamalarda bulunmayı yeğlerler. Özellikle göreve yeni gelen ve taraftarına önemli mesajlar vermek isteyen yöneticiler bu tür tuzaklara çokça düşmüşlerdir. Bunun son örneğini de Beşiktaş yaşadı. Bu kulüp Bir hafta önce Genel kurulunu yaptı. Başkanlığı Hasan Arat seçildi. Arat’ın ilk eylemi ise Samet Aybaba’nın da talebiyle Aboubakar, Bailly, Rosier, Ghezzal ve Onana’yı kadro dışı bırakmak oldu. Bu futbolcuların takımı olumsuz etkilediği ve performans düşüklüğü yaşadığı dile getirildi. Fakat belli ki bunun önü arkası hiç düşünülmemişti. Çünkü Aboubakar sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla karara itiraz ederken kulübün de durumu yeniden değerlendirip geri dönüşüne dair onay maili yolladığını duyurdu. Ayrıca diğer 4 oyuncu da Aboubakar gibi kulübe ihtar çekti.
***
BU TÜM KULÜPLERE DERS OLMALIDIR
Bu futbolcular kulübe ihtarda bulunurken, FİFA’dan yaptırım geleceği endişesi Beşiktaş yönetiminin anında geri adım atmasına sebep oldu. Oysa bu kulübü yönetenler, yaptıkları iş konusunda birikime sahip olsalardı, durup dururken futbolcuları kadro dışı bırakmanın sonuçlarını hesap edip, başka yollar denerlerdi. Yani idmanlarda alınıp, maç kadrolarına alınmayabilirlerdi. Ya da teknik direktörün, “Siz idman ahengimi bozuyorsunuz ve onun için takımdan ayrı çalışacaksınız” raporunu vermesinden sonra böyle bir yola gidilebilirdi. Ancak göreve geldiği gibi şov yapmak isteyen, bu arada egosu çok yüksek olan ve, “Dediğim dedik, çaldığım düdük” havası estirmeyi çok seven Samet Aybaba’nın bunca yıl futbolun içinde bulunmasına rağmen, yetersiz bilgi sahibi olmasından kaynaklanan durum bu kulüp için büyük bir prestij kaybına neden olmuştur. Bu da başta Trabzonspor olmak üzere, tüm kulüplere ders olmalıdır. Bir de futbolcuyla sözleşme yaparken, adeta teslimiyet belgesi imzalamamaları da kulüplerin çıkarınadır.
Yorumlar
Kalan Karakter: