BİR BÜYÜK EFSANE ÖZYAZICI’NIN ARDINDAN!...
Tam da deprem felaketiyle büyük yıkım yediğimiz günlerde geldi acı haber… Trabzonspor’un efsane teknik direktörü Ahmet Suat Özyazıcı yaşamını yitirmişti. Uzun süredir rahatsızdı, zaman zaman evinde, bazen hastanede günlerini geçiriyordu. Kahramanmaraş Merkezli 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremin yarattığı acı neyse, Ahmet Suat Özyazıcı’nın da aramızdan ayrılmasının yaratacağı acıların Trabzonspor camiası açısından 7.0 şiddetinde bir etkinin yaratacağı yıkımı yaşatması gerekiyordu. Çünkü, Özyazıcı ve onun nesli Trabzonspor’un büyüttükleri, var ettikleri değildi. Ahmet Suat Özyazıcı ve onun nesli, Trabzonspor’un doğumunu gerçekleştiren, geliştiren, büyüten, yaşatan insanlardı. Sebahattin Kundupoğlu ile başlayan, Süha Akçay’larla, Rıfat Dedeoğlu, Ali Osman Ulusoy, Kenan İskender’ler, Ali Özbak’larla, Sabit Sabırlarla devam eden ve Özkan Sümer ile de doruğa çıkan bu kulübün hafızalarını tek tek kaybetmiştik. Bunlara artık Ahmet Suat Özyazıcı da eklendi. Yani Trabzonspor’u kuran, yaşatan, büyüten, Türkiye’nin en önemli kulüplerinden biri haline getiren ekipten kalanların sayısı bir elin parmakları kadar bile değil artık…
Merhum Ahmet Suat Özyazıcı, Trabzonspor’da görev yapmadığında Kemeraltı’ndaki narbuliye dükkanındaydı. Bu mekan da çok ünlü olmuştu onun sayesinde… Gazeteciler, sahada topla ya da eşofmanla olduğu kadar bu dükkandaki çalışmalarıyla da onu fotoğraflayıp, haberlerini yaparlardı. Çok renkli haberlere ev sahipliği yapardı ‘Kemeraltı. No 6’ Özyazıcı kafayı dağıtmak için sık sık tavla da oynardı. İşyerinin arka tarafındaki kahvehane tavla oynamak için buluşma adresiydi. En güçlü ve iddialı rakipleri eski yöneticilerden Hikmet Onur ve eski kaleci Faik Arıkan’dı… Bu tavla mücadelelerini çevre esnafı, Özyazıcı sevdalıları adeta tribün oluşturup, izlerlerdi. Onun esprileriyle herkes kahkahaya boğulurdu.
******
TRABZONSPOR’UN BÜYÜMESİNİN YOLUNU AÇAN KARARI
Ahmet Suat Özyazıcı kuşkusuz, 2’nci Lig şampiyonluğu, Kıbrıs Barış Kupası ile başlayan başarı merdivenlerinde 4 kez Lig şampiyonluğunu sığdıran, birçok kupayı müzeye götüren ekibin saha kenarındaki lideri olarak efsane olmayı hak etmiştir. Ama onu asıl büyük ve unutulmaz yapması gereken, her Trabzonspor’un minnetle anmasına neden olması gereken olay 1967 yılının Haziran ayında aldığı karardır. Çünkü İdmanocağı, Trabzonspor ismi altında birleşmeyi kabul etmemiştir. Bu kulüp ise Trabzon’un futbolda en önde gelen camiasıdır. Futbol kültürü çok derinlerdedir. İdmanocağı olmadan, Trabzonspor’un 2’nci Ligden 1’nci lige çıkması bile mucizelere bağladır. Çıksa bile asansör takım olması kaçınılmazdır. İşte o tartışmalı, kavgalı, kaos günlerinde İdmanocağı’nın en önemli ismi teknik direktör ve kaptan olarak Ahmet Suat Özyazıcı’dır.
Özyazıcı, “Ben artık amatör bir kulüpte oynamak istemiyorum. Trabzonspor’la bir an önce birleşmeyi gerçekleştirin. Aksi takdirde kongreden sonra bu kulübe gideceğim” diye rest çekmiştir. Bu rest o kadar etkili olmuştur ki, İdmanocağı kulübünün tüm katmanları şok içindedir. Bu kulübün o dönem genç neferlerinden merhum, Ali Özbak bu olayı anlatırken, “Ahmet Suat Hoca o zamanlar bizim kulübün her şeyiydi. Fenerbahçe için Lefter Küçükandonyadis, Galatasaray için Metin Oktay, Beşiktaş için Baba Hakkı (Yeten) neyse Ahmet Suat Özyazıcı da İdmanocağı için o anlamı taşıyordu. Onun gitme kararıyla birlikte kulüpte tam bir ölüm sessizliği vardı. Şoktaydık. Özyazıcı, kongreden önce imzayı atınca tüm direncimiz kırılmıştı. Onun ardından diğer futbolcular da gidecekti. Bunun üzerine birleşme yolunda karar alındı” sözlerini sarf ediyordu. İşte Ahmet Suat Özyazıcı’nın bu kararından sonra Trabzonspor gerçek kimliğine büründü, ardından bir süre geçti, öze döndü ve tüm Türkiye’nin gıptayla izlediği bir kulüp haline geldi.
******
KARADENİZ’DE YAPTIĞIM HABER VE İĞNELİ SÖZLER
Trabzonspor’da görev yaptığı 1986-87 sezonunda takım iyi sonuçlar alamıyor, futbol açısından da beklentilerin altında kalıyordu. Karadeniz Gazetesi’nin spor müdürüydüm ve sık sık eleştiriler yapıyordum kendisine… Bir gün idman için tesislere gittim. Ama haberimiz olmadan çalışma Boztepe’ye alınmıştı. Yani burada kondisyon çalışması gerçekleştirilecekti. Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’nden hemen geriye döndüm. Dolmuş yok. O zaman cep telefonu da bulunmuyor ki, taksi çağıralım. Adeta koşuyordum. Çünkü Karayollarının altına gelecek, burada dolmuşa binecek, Meydan’da inecektim. Sonra da Boztepe dolmuşuna binip, idman sahasına gidecektim. Ter kan içinde yürürken, bir korna sesi duydum. Baktım Trabzonspor otobüsü durmuş, kapısı açılmış ve Ahmet Suat Özyazıcı, “Benim aleyhime çok yazıyorsun ama buradan Boztepe’ye koşarak gitmene gönlüm razı olmaz, gel otobüse” dedi. Ben de bindim ve futbolcularla birlikte idman sahasına rahat bir şekilde ulaştım.
Ahmet Suat Özyazıcı’yı eleştirilerime devam ettim tabii ki… Ama sadece ben değil, yöneticiler, hatta futbolcular bile eleştiriyordu. Taraftarlar zaten küplere biniyordu. Bir gün o günlerin güçlü gazetelerinden Tercüman’da spor sayfasının manşetinde, “Beni cahiller eleştiriyor” diye Ahmet Suat Özyazıcı’ya dayandırılan başlıklı bir haber verildi. Bu haberde de Özyazıcı detaylı bir şekilde konuşmuştu. Bunun üzerine ben de Karadeniz Gazetesi’nde manşette, Özyazıcı’yı sert bir dille eleştirmiş, “Seni başkan, hatta yöneticiler eleştiriyor. Cahil onlar mı? Taraftar eleştiriyor. Cahil taraftar mı? Gazeteciler eleştiriyor. Cahil gazeteciler mi? Hatta birçok futbolcu da eleştiriyor. Cahil futbolcular mı?” şeklinde ifadelere yer veren geniş bir haber yaptım. Bu haber çok ses getirdi. O hafta Beşiktaş maçı vardı. Trabzonspor 3-0 kaybetmişti. Ahmet Suat Özyazıcı da istifa ederken, beni ve Karadeniz Gazetesi’ni de eleştirmekten geri durmamıştı.
Bir süre sonra Bursaspor’un başına geçti. İlk kez Trabzon dışına çıkıyordu. Yıllarca kendisine yapılan, “Başka takım çalıştırmaya korkuyor” şeklindeki eleştiriler de böylece boşa çıkmıştı. Bursaspor’dan aldığı para Trabzonspor’da kazandığının iki, üç katıydı. Bursaspor ile Trabzon’a gelmişti. Bu arada benim de Karadeniz Gazetesi’nde işime son verilmişti. Hürriyet Haber Ajansı’nda işe başlamıştım. Bursaspor’u haber yapmak için Özgür Otel’e gittim. Lobide, Özyazıcı, kendisini ziyarete gelen dostlarıyla sohbet ediyordu. “Hoş geldin hocam” dedim. “Hoş bulduk” dedi ve sonra her zamanki iğneleyici sözleriyle, “Bak, beni eleştirdin, işine son verildi, şimdi Hürriyet Gazetesi’ne geçtin. Sayemde daha büyük bir gazetedesin” deyince ben de, “Haklısın hocam” diye söze başladım ve, “Sen de benim sayemde Trabzon dışında çalışabileceğini herkese gösterdin, hem de çok daha fazla para kazanma şansını da yakaladın” diye karşılık verdim. Kahkahayla gülerken, “Bir lafın da altında kalsan” diye takılmaya devam etti.
******
SARIYERDE YÖNETİCİLERE VERDİĞİ DERS
Ahmet Suat Özyazıcı ile ilgili bin tane anı, başarı öyküsü anlatılabilir kuşkusuz… Ama birkaç tanesiyle yetinmek durumundayız. Sarıyer’i çalıştırıyor. İlk sezon bu takımı Lig dördüncüsü yapmış, Balkan şampiyonluğuna ulaştırmış. Sarıyer tarihinin en görkemli günlerini yaşamış… Ama bir sezon sonra takım biraz tökezleyince, daha önce hiç beklemedikleri başarılarla başları dönen yöneticiler, daha önce önlerini ilikledikleri Ahmet Suat Özyazıcı’dan hesap sormaya kalkmışlar. Bir maçtan sonra toplantıya çağırmışlar… Özyazıcı tabii ki tecrübeli, hem de cin gibi… Yöneticilerin niyetini biliyor. Kulüp binasına gelmiş, sekretere geldiğini ve yönetim odasına girmesi gerektiğini söylemiş… Yöneticilere haber verilmiş, hemen odaya alınmış… Kulüp başkanı da, yöneticiler de barut gibi… Hesap soracak, Ahmet Suat Özyazıcı’yı yerle bir edecekler.
Yöneticiler tek tek söz alıp, Ahmet Suat Özyazıcı’dan hesap soruyorlar. Özyazıcı çok sakin, tek tek eleştirileri dinliyor. Kimi sahaya doğru kadro çıkarmamasından, kimi yanlış oyuncu değiştirdiğini ifade ediyor. Her yöneticinin önünde de bir kağıt bulunuyor. Ahmet Suat Özyazıcı, “Haklısınız yanlışlar yapıyorum. Ama ben her fikre açığım. Şimdi hepinizden rıcam, nasıl bir 11 ile sahaya çıkmam gerekiyor, kağıtlara yazın, bana verin. Ben de o kadroyu çıkarayım sahaya” diyor. Yöneticiler ciddi ciddi, başlıyorlar kadro yapmaya…. Sonra bunları Ahmet Suat Özyazıcı’ya veriyorlar. Özyazıcı bakıyor, inceliyor ve kimine, “Sen Çelebiç’i unutmuşsun, kimine, “Sercan’ı 11’e yazmamışsın. Onları oynatmamı istemiyor musunuz?” deyince, hepsi birden, “Unuttuk, ya onlarsız takım olur mu?” diye durumu düzeltmeye çalışmışlar. Sercan ve Çelebiç de Sarıyer’in en önemli oyuncuları… Tabii ki Ahmet Suat Özyazıcı bu pası gole çevirmez mi? “Ya arkadaşlar, siz yenildiğimiz bir maçtan sonra bile kadro yapamıyorsunuz, ben bu kadroyu maçtan önce yapmak zorundayım. Herkes bildiği işi yapsın” diye tepkisini dile getirmiş. Bunun üzerine tüm yöneticiler Özyazıcı’dan özür dilemiş ve Hoca da bildiği gibi takımı yönetmeye devam etmiş…
******
MEHMET YAZICI VE ÖMER SEREN’E YAPTIKLARI
Trabzonspor’un fırtına gibi estiği 1975-84 yılları arası… Takımın ilk şampiyon olduğu yıllarda Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Bekir, Ali Yavuz, Hüseyin, Ali Kemal, Necmi, Ahmet 11’i neredeyse her maçta oynuyor. Müthiş bir kadro istikrarı var ve bu oyuncuları zorlayacak isim neredeyse yok gibi… Ahmet Suat Özyazıcı hoca nükteden bir isim herkesin bildiği gibi… Bir maç öncesi kadro yapıyor. Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Bekir, Ali Yavuz, Hüseyin, Ali Kemal, Necmi, Ahmet şeklinde tahtaya yazıyor ve Şenol’u es geçiyor. Malzemeci Mehmet Yazıcı’ya dönüyor ve, “Senin fikrine önem veririm. Kalede kimi oynatayım?” diye sorunca çaresiz Mehmet Ağabey, “Şenol” diyor. Bir başka maçta bu kez kadroya Ali Kemal’i yazmıyor. Ömer Seren’e soruyor, “kimi oynatayım sağ açık” diye… Seren ne yapsın, “Ali Kemal” diyor. Bunları yapan Ahmet Suat Hoca, “Bakın kadro yaparken ne kadar demokratik bir insanım. Size bile kimi oynatmam gerektiğini soruyorum ve istediğiniz ismi oynatıyorum” diye takılmadan geri durmuyor.
******
ANTALYA’DA YAŞADIĞIM BİR OLAY VE DUYDUĞUM SAYGI
Bir dönem (1995) Antalya’da Akdeniz Atılım isimli gazetede spor müdürlüğü yapıyorum. Antalyaspor da o yıl Süper Lige çıkmıştı. Ahmet Suat Özyazıcı da Trabzonspor Futbolcu İzleme Komitesi başkanı… Antalyaspor’da İskender Eroğlu ve Bülent isimli iki oyuncuyu izlemek için Antalya’ya gelmiş… Kendisini tribünde gördüm, hoşbeş ettim. Biraz sohbetten sonra ben işime döndüm, hocam da maçı izlemeye koyuldu. Maç bitti, kendisiyle bağlantı kuramadım, Trabzon’a döndü. Ertesi gün Statta atletizm ile ilgili bir haber yapacağım. Stada gittim. Gençlik ve Spor İl Müdürü’yle karşılaştım. Ayaküstü sohbet ediyoruz. Trabzonlu olduğumu bildiği için, “Dün bir olay yaşadım. Kapıcıyı işten atacaktım neredeyse” dedi. “Ne oldu ki, neden böyle bir şey yapacaktın ki?” diye sorunca sözü Ahmet Suat Özyazıcı’ya getirdi.
“Kardeşim,Ahmet Suat Özyazıcı gelmiş, maç izleyecek. Yanında misafirleri de varmış. Sanırım 4-5 kişiyle gelmiş… Kapıca Ahmet Suat Hoca’ya, ‘Siz girebilirsiniz, diğer arkadaşların maça girmesine izin veremem’ demiş… Olay biraz büyümüş, bana kadar geldi. Ben de o kızgınlıkla gidip, kapıdaki arkadaşa büyük tepki gösterdim ve Hocamın misafirlerini de tribüne aldım. Böyle bir densizlik olabilir mi ya” dediğinde, “Kapıcı aslında haklı… Yani görevini yapmış” dediğimde, “Olur mu öyle şey, Adnan bey… Bu koskoca Ahmet Suat Özyazıcı…Buraya bin kişiyle gelse, maç izlemek istese, kapılarımızı sonuna kadar açmalıyız. Onun gibi Türk futbolunda devrim yapmış bir kişi Antalya’ya gelecek, misafirler getirecek. Onlar bizim onur konuğumuzdur” karşılığını verdi. İşte o anda, Ahmet Suat Özyazıcı ve onun gibilerin dışarıda ne kadar büyük değer gördüğüne şahit oldum. Ve bizim de kendi değerlerimizi nasıl da küçültmek için elimizden geldiğini yaptığımızın farkına vardım…
Evet saygıdeğer Ahmet Suat Özyazıcı… Hocaların hocası… Anadolu Devriminin saha kenarındaki lideri… Yaşarken değerini bilemedik belki…Ama eserlerini hatırladıkça, aziz hatıran önünde saygıyla eğileceğiz…
Yorumlar
Kalan Karakter: