ABDULLAH AVCI’NIN AĞZI LAF YAPIYOR DA!
Trabzonspor’da 10 Kasım 2020 tarihinde ilk kez iş başı yapan Teknik Direktör Abdullah Avcı’yı, Başkan Ahmet Ağaoğlu istememişti. İddiaya göre Mustafa Erdoğan-Rıdvan Dilmen ikilisinin siyasetle işbirliği sonucu bu kulübün teknik adamlık görevine getirildiği ileri sürülmüştü. Özellikle eski Enerji Bakanı Berat Albayrak ile ilişkileri çok iyi olan dönemin Asbaşkanı Ertuğrul Doğan da, Avcı’ya kucak açmış, görevde kaldığı süre içinde de adeta kanka olmuşlardı. Abdullah Avcı her açıklamasında, Doğan’a methiyeler dizerken, Başkan Ahmet Ağaoğlu’nu ağzına bile almamaya dikkat ediyordu. Bunun bile aslında kamuoyuna ne tür mesaj vermek istediğinin anlaşılmaması için saf olmak gerekirdi. Neyse Avcı ağzı iyi laf yapan, oyun sistemi ya da kullandığı futbolcularla ilgili sözleri kamuoyunda geniş etki yaratıyordu. Çünkü bizde bir insanın eylemleri değil, söylem yeteneği, yani nutuk çekme becerisi hep alkışlanırdı. Bu nutukların hedefinin ne olduğu, neyi amaçladığı tartışılmazdı bile
***
BİR KEZ GELDİN Mİ, TEK MESAJ VERDİN Mİ?
Abdullah Avcı’nın 28 ayı bulan ilk görev dönemindeki Ertuğrul Doğan güzellemelerinin mutlaka ödülü olacaktı. Bu da müthiş bir büyük ikramiye olarak yansıdı Avcı’ya… Tüm prestijini yitirmişken, takıma hiçbir değer katamazken ve günbegün yok olmaya yüz tutarken, istifa kararı aldı ve bunu uygulamaya koyarken de bir lira para talep etmediğini söyledi. Ama KAP açıklamasıyla 8,5 milyon liraya çalışması gerektiği sezonda ücreti bizzat Doğan tarafından 25 milyon liraya çıkarılmıştı. İstifa ettikten sonraki süreçte de kendisine kalan dönem için tam 8,5 milyon lira ödendi. Yani bir yılda kazanması gereken para sadece yan gelip yatacağı dönemde bu isme takır tıkır ödendi. Sonra gitti, İstanbul’da yattı, gezdi, tozdu. Fenerbahçe ve A Milli takım yoklamaları tutmadı. Sonunda hiçbir takım çalıştırmadan, en küçük yeni bir hikaye yazmadan bu kez 7,5 aylığı 40 milyon lira tutan bir sözleşme karşılığı yeniden Bordo-Mavili ekibin başına geçti. Abdullah Avcı göreve başlarken, önceki gün bir basın toplantısı düzenledi. Trabzon’u, Trabzonspor’u çok sevdiğini söyledi. Hayatının en mutlu günlerini burada geçirdiğini ifade etti. Ama ne yazık ki bu en sevdiği, en mutlu olduğu kente, görevde bulunmadığı sürede bir kez bile gelmedi. Hiçbir yerde, hiçbir koşulda bir kez olsun Trabzonspor’a başarı dilemedi. Adeta pusuda bekledi. Ve şimdi bu kentte hayatının en mutlu günlerini yaşadığını söylüyor. Herkesi saf sanıyor.
***
YAPI YENİDEN HASTALIKLI OLURSA ÇÖZÜMÜN NE?
Abdullah Avcı düzenlediği basın toplantısında, geçmişte takımın yaşadığı hastalıklı duruma çare olmadıklarını, ayrılmalarının en doğru karar olduğunu söyledi. Şimdi de, “Bu hastalıklı yapıyı düzelteme geldim” dedi. Hatta, “Özeleştirimi de yaptım. Özeleştiri yapmayan insan gelişemez” demeyi de ihmal etmedi. Ancak hangi noktada yaptığı hatalar olduğunu, bu hatalar sonucu takımın neleri kaybettiğini açıklamadı. Yani özeleştiri yapan insan önce, “Ben bu takımı çalıştırırken, o son sezonda şu, şu hataları yaptım. Bu yaptığım hatalar nedeniyle de oyuncuları motive edemedim. Takım bütünlüğünün kaybolmasına engel olamadım. Sonuçların kötü gitmesinin önüne geçemedim. Bunları yaşayarak gördüm ve ayrıldım. Şimdi benzer durumlar ortaya çıktığında tavrım şöyle şöyle olacak ve artık hastalıklı bir yapıya asla izin vermeyeceğim” demedi. Yani en kolay yol, “Hata yaptım, özeleştirimi de yaptım, artık her şeyi güllük gülistanlık yapacağım” demektir. Hangi eylemi gerçekleştirerek bu hastalıklı yapıyı yok edeceğine dair bir tek düşünce ortaya koymamak da demagog ve ajitasyoncuların işidir. Abdullah Avcı’nın da en iyi yaptığı işi demagoji ve ajitasyon…
Tabii ki yutturabildiklerine!...
***
MAZERETLERİN HİÇBİR ANLAMI YOK
Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı ayrıca altyapıdan oyuncu üretme konusunda da, “Bu bir zaman işi, sabır işi… Altyapıdan üretme konusu Türkiye’nin sorunu” ifadelerini kullandı. Yani hemen kolay yolu seçti. Türkiye’de endüstriyel futbol adı altında teknik adamlar, futbolcular, menajerler zenginleştiriliyor ve buna yapacak hiçbir şey yok. Genç oyuncu ancak mucizelerle tüm engelleri aşarak Süper Ligde forma giyebiliyor. Oysa bu gençlerin önünü açması gereken yöneticiler ve teknik adamlardır. Abdullah Avcı, Türkiye’de oyuncu üretme sorunundan söz ederken kendisi göreve gelmeden önce Uğurcan Çakır, Yusuf Yazıcı, Abdulkadir Ömür, Abdulkadir Parmak, Hüseyin Türkmen, Serkan Asan ve daha birçok genç oyuncunun Trabzonspor altyapısından üretildiğini unuttuğumuzu mu sanıyor? Ya da kendi döneminde zorunluluktan oynattığı Ahmet Can Kaplan’ın nasıl fırlayıp, Avrupa yolunu tuttuğunu bile kendisi unutmuş gibi gözüküyor. Ama o transfer yapacak ya, her türlü mazereti üretmekte serbesttir.
***
GERÇEK TEKNİK ADAM ÜRETİR, ÜRETİR ÜRETİR
Bir de, “Alttan çıkan birçok oyuncu, birkaç yıl sonra 2’nci, 3’ncü liglerde oynama durumuna düşüyor” diyor ve eğitim sorununa parmak basıyor. Ama şu anda kendi kadrosunda yer alan Nicolas Pepe’nin de henüz 23 yaşında Arsenal’a 80 milyon Euro’ya transfer olduğunu ancak bu kulüpte başarılı olamadığını geçen sezon Fransa’nın Nice gibi vasat takımına kiralık gönderildiğini ve bu sezon sözleşmesini feshedip Trabzonspor’un yolunu tutmak zorunda kaldığının farkında bile değil… Yani demem o ki, Avrupa’da da birçok futbolcu bir anda zirveye çıkıp, sonra tepetakla düşebiliyor. Bu düşüşler olduğu için de birçok kulüp altyapıdan üretme ya da genç oyunculara yatırım yapma çabasından vazgeçmiyor. Bakın bugün Premier Ligde ne kadar genç oyuncu çok büyük rakamlarla transfer edilip, birkaç yılda çok sıradan takımlara bedava gönderiliyor. Yani oyuncu düşüş gösterecek diye çıkışını engellemek teknik adamların işi değil. Teknik adamların işi üretmek, ülke futboluna da, çalıştırdığı kulübe de gerçek hizmeti sunmaktır. Sonuçlar geçicidir ve bunu daha iki yıl önce bizzat kendisi yaşamıştır. Asıl büyük hizmet altyapıdan üretmek, üretmek, üretmektir…
Ama bunu anlayamaz Abdullah Avcı… Çünkü onun işi transfer transfer transferdir!!!
***
SÖZLERİNİN KARŞILIĞI, ‘KÖSTEBEK’TİR
Bir de Yusuf Sarı ile ilgili olarak, “Sözleşmesi bitecekti, uzatma teklif edildi ama kabul etmedi. Kendisi gitti” dedi. Doğrudur kuşkusuz oyuncu kendisini mutlu ve rahat hissetmediği yerde durmak istemez. Yusuf Sarı neden Trabzonspor gibi marka değeri çok daha yüksek bir takımda kalmayı değil de, daha sıradan ve henüz 3 yıl önce Süper Lige çıkmış bir kulübü tercih etti. Çünkü, orada kendisine oynayabileceğine dair güvence verildi. Oysa Yusuf, Trabzonspor’da on sezon da kalsa Abdullah Avcı gibi tecrübeli ve yaşlı oyuncu aşkı dorukta olan bir teknik adamla yapamayacağını anladı. Genç yaşta körelmek istemedi. Yani bunun sebebi de Abdullah Avcı’nın kullandığı oyuncuların niteliğiyle ilgilidir. Yusuf burada adil bir forma dağıtımı olacağına karar verebilseydi gitmezdi. Bir de şu meşhur köstebek konusu var. Avcı, “Ben köstebek demedim” diyor. İyi diyor da Sayın Avcı, “Bu takımın içinden, soyunma odasından bilgileri sızdıranlar bulunuyor. Bu kulübün ekmeğini yiyen buraya hizmet edecek, ilişkilerini geliştirme aracı yapmayacak” sözlerinizin zaten diğer anlamı, “Bu kulüpte birileri köstebeklik yapıyor”dur.
Allemi kör, milleti sersem sanma o kadar olur mu Sayın Avcı!!!
***
İKİYÜZLÜ AVRUPA, FİFA VE UEFA!
Bugün Filistin’de özellikle Gazze’de tam bir vahşet yaşanıyor. İsrail orijinli bu vahşete biraz olsun vicdanı olan herkes büyük tepki gösteriyor. Acıları paylaşmaya, seslerini yükseltmeye, çığlığa dönüştürmeye ve insanlık dramına bir son verilmesi için çabalıyor. Acımasızca Hastaneleri bile bombalayıp, yüzlerce masum insanı öldürmekten geri durmayan korkunç bir katliam sanıkları var karşımızda… Bu durumda ne beklerdik? Kendine insan hakları savunucuları ve demokrasi havarileri havasında gören tüm Avrupa ve batı dünyasının İsrail’e haddini bildirmesini… Peki bunlar ne yaptılar? İsrail’e destek verip, Hamas üzerinden Filistin’i neredeyse yerle bir edilmesi gereken topraklar olarak gördüklerini gösterdiler. ABD Başkanı, Biden utanmadan İsrail’e gitti ve insanlık kasabı Netenyahu’ya destek vermekten geri durmadan, nasıl da rezil çıkarcı bir politikacı olduğunu gösterdi. Kuşkusuz bu ABD ve Batı’nın emperyalist çıkarcı, acımasız yüzünün bir yansımasıdır. Yani demokrasi işlerine geldiğinde kullandıkları bir metadır.
***
RUSYA OLUNCA BAŞKA, İSRAİL OLUNCA BAŞKA
Aynı Avrupa, ABD, Rusya, Ukrayna’yı işgal ettiğinde demokrasi ve insan hakları havarisi kesilmişlerdi. Ya şimdi! Siz rezilsiniz, rezil… Peki ya UEFA ve FİFA… Bu çok şeffaf, siyasetten arınmış görüntüsü veren ama aslında batı emperyalizminin futboldaki uzantısı olan FİFA ve UEFA, Rusya, Ukrayna’ya saldırdığında hemen milli takımları dahil, tüm takımlarını turnuvalarından men etmişti. Rus iş insanlarının Avrupa’da paralarıyla satın aldıkları kulüplere bile el koymuşlardı. Bunu da sözde insan hakları adına yapmışlardı. Peki, İsrail, Filistin’de bir insanlık suçu işlerken bu iki kuruluş ne yapıyor? FİFA en küçük bir tepki bile vermiyor. UEFA ise İsrail takımlarının maçlarını başka ülkelerde oynaması kararını veriyor. Yani rezilliğin değeri beş para bile değil bu kuruluşlar açısından… Ya Avrupa’nın anlı şanlı kulüplerinin tavrı nasıl? Sözde futbolu barış, kardeşlik oyunu diye yutturan Avrupalı birçok kulüp, Filistin’e destek veren oyuncularının sözleşmelerini feshediyor, ya da bu futbolcuları kadro dışı bırakıyor.
Ne diyelim? İnsanlık düşmanlığı, çıkar ortaklığı Emperyalist dünyanın tüm kurum ve kuruluşlarını kuşatmış… İki yüzlü, sahtekâr yapmış, rezilliklerini Arş’a yükseltmiş…
Onların bu ikiyüzlülüklerinden insanlık adına biz utanıyoruz!
Yorumlar
Kalan Karakter: