AYNI TABLO 3 TEMMUZ’DA NEDEN YARATILMADI!
Trabzonspor-Fenerbahçe arasında Pazar akşamı oynanan ve önemli olaylara sahne olan maçtan sonra Türkiye ve hatta dünyada projektörler Trabzon’un üzerine çevrilmiş görülüyor. Türk futbolunda yaratılan kaos ortamının sebepleri kimse tarafından sağlıklı değerlendirilip, bir sonuç çıkarıp, çok önemli kararlar alıp, adım adım düzeltme yoluna gitme yerine her camia kendi çıkarını nasıl koruyabileceğinin hesaplarını yapıyor. Yani hiç kimse ne yazık ki büyük fotoğrafa bakmıyor. Ormanı dikkate almıyor, ağaca bakıyor. Bu ağaçtan nasıl nemalanabilirimin hesabını yapıyor. Oysa orman kuruyor farkında değil… Aynı durum Trabzonspor için de geçerli… Bakın dün Divan Başkanlık Kurulu başkanı Mahmut Ören’in çağrısıyla, kulüp başkanı, eski divan başkanı, Trabzon milletvekilleri, il başkanları, belediye başkanları, belediye başkan adaylarıyla birlikte meslek odaları ve Sivil Toplum Örgütleri tüm Türkiye’ye bir fotoğraf verdi.
***
DENİZ ATEŞ BİTNEL’E KARŞI DA TEK VÜCUT OLMUŞTUNUZ!
Bu fotoğraf keşke bir otel salonunda değil de Papara Park Stadyumunda gerçekleştirilseydi. Biliyorsunuz, buna benzer bir toplantı Galatasaray’a karşı 2017-18 sezonunda orta hakem Deniz Ateş Bitnel’in katliamıyla kaybedilen maçtan sonra verilmişti. Hani Trabzonspor futbolcusu Salih Dursun’un Bitnel’e kırmızı kart gösterdiği meşhur maçtan sonra, dönemin Büyükşehir Belediye başkanı Orhan Gümrükçüoğlu önderliğinde, yine tüm siyasi parti temsilcileri, sivil toplum, meslek odaları, milletvekilleri ve yüzlerce insanın katıldığı ve hakemin lanetlendiği bir toplantıydı. Ama o toplantı. Hüseyin Avni Aker Stadı’nda gerçekleştirilmişti. O zaman da hamasi nutuklar atılmış, “hakkımızı böyle yedirmeyiz, şöyle yedirmeyiz. Biz Trabzon’uz asarız, keseriz” falan söylenmişti. Elde edilen tek sonuç Deniz Ateş Bitnel’in hakemliğinin bitirilmesiydi. Peki futbolun bu kirli düzenini ortadan kaldırabilmek için tek bir adım atılabildi mi? Kesinlikle hayır… Hatta kirlenen futbolun içinde Trabzonspor da kendi kimliğini benliğini kaybetme noktasına geldi.
***
SİYASETİN TEPESİNE KARŞI SUS-PUS OLANLAR
Trabzon’da ne yazık ki konuşurken mangalda kül bırakılmıyor ama iş eyleme geldiğinde büyük çoğunluk tornistan etmekten geri durmuyor. Bakın dikkat edin. Trabzonspor diyelim ki, rakip bir takıma, hakeme, TFF’ye, MHK’ye ya da benzeri unsurlara karşı büyük tepki koyabiliyor. Peki ya siyasete gelince ne oluyor. Özellikle tam 23 yıldır siyasetin bir numaralı ismi olan Recep Tayyıp Erdoğan söz konusu olduğunda kimsenin gıkı çıkabiliyor mu? Ya da kendi genel başkanları eğer karşı kulvardaysa, ona karşı Trabzonspor’un hakları korunabiliyor mu? Lafa geldiğinde, “Trabzonspor üst kimliğimizdir” diyenler, Recep Tayyıp Erdoğan, Trabzonspor’un anasının ak sütü gibi helal olarak kazandığı 2010-11 Türkiye Süper Ligi Şampiyonluk Kupası’nın Fenerbahçe müzesinde kalmasını sağladığında ne yaptılar? Sayın Erdoğan şike yasasını değiştirip, Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının salıvermelerinin önünü açarken ‘gık’ diyebildiler mi? Ya da ‘Artık Türkiye’de hakim kararıyla da olsa, tapeler delil sayılmayacak” dendiği için Fenerbahçe başkanı ve yancılarının şike kasetlerinin geçersiz sayılmasıyla “Delil yetersizliğinden serbest” dendiğinde neredeydiler… Veya, Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu, Fenerbahçe’den yana tavır koyduğunda Trabzonsporlu anlı şanlı muhaliflerden ses çıktı mı? Çıkmadı değil mi?
***
ÖZKAN SÜMER’İ NEDEN HİÇ DUYMADINIZ?
Bu hakemlere, emniyete, valiye, rakip takıma, TFF’ye sıra geldiğinde tüm Trabzon’u temsil edenler, bir toplantıda veryansın edebiliyorlar da, 2010-11 gibi tarihi utancın yaşandığı bir süreçte kendi genel başkanlarına karşı çıkabildi mi? Tek söz söyleyebildi mi? Bayrak açabildi mi? Ya Sivil Toplum Örgütleri, Meslek Odaları, onlardan bir tavır gördünüz mü? Görmedik, göremezsiniz… Bir tek merhum Özkan Sümer, “Siyasetin en tepesindeki kişiye karşı mücadele vermeden Trabzonspor kupasına asla kavuşamaz. Gücünüz yetiyorsa siyaset kurumuna karşı savaşın” dediğinde bugün bağıra bağıra konuşanlar, sağır, dilsiz ve kör gibiydiler… Bizler o gün gazetelerde, TV’lerde bas bas bağırıp, “İktidar siyasetine karşı durmadan, ne Fenerbahçe cezalandırılır, ne de Trabzonspor’un kupası gelir diye sayısız yazı yazıp, manşet atıp, dil dökerken dinleyen tek kişi var mıydı? O dönemde bu üst kimliği Trabzonspor olanlar hangi deliğe kaçmıştı?
Hatırladıkça isyanım bir kat daha artıyor. Ne yazık ki biz Don Kişot gibi Yel Değirmenlerine savaş açarken, “Üst kimliğim Trabzonspor” diyenler ya işlerinin iyi gitmemesinden, maliyetin şirketlerini denetlemesinden, ya siyasette koltukları kaybetmekten veya yeni bir koltuk sahibi olamamaktan korkarak sus pus olmuştu. Şimdi mi konuşuyorsunuz?
Sadece sizi ayıplıyorum ve gerçek yüzünüzü gördükçe de utanıyorum…
***
TOPLANTI DOĞRU AMA HAVANDA SU DÖVÜLDÜ
Kuşkusuz Divan Bakanlık Kurulu Başkanı Mahmut Ören’in çağrısıyla dün gerçekleştirilen toplantı camia birliği ve bütünlüğü adına önemlidir. Ancak bana göre havanda su dövülmüş, geleceğe tek bir iz bırakmayan toplantının ötesine geçmemiştir. Konuşmalara, konuşmacılara bakıyorum da, hepsi sahaya inen taraftarları korumaya çalışmış, hakeme saldırmış, hukuktan söz edilmiş, haksızlık konusuna değinilmiş…. İyi de diyelim ki bu birliktelik sonucu, Trabzonspor çok az ceza alarak kurtuldu ve badireyi atlattı… Bu hem kulübü, hem Türk futbolunu kurtarabilir mi? Böyle bir toplantı tertiplenmişken ben Trabzonspor’da bilimsel, sosyolojik, kültürel ve tarihi nitelikte bilgi birikimiyle birlikte Türk futbolu için milat olacak konuşmalar yapılır, çağrılar gerçekleşir. Ne yazık ki konuşmacılar, Fenerbahçeli futbolcuların tahriklerinden, hakemin kötü yönetiminden, sahaya inen taraftarın fiili saldıra bulunmadığından, hatta saldırıya maruz kaldığından, Türkiye’nin her stadında su şişelerinin sahaya atıldığından söz edilmiş… Bu mu vizyonunuz sizin? Bu söylediklerinizin Türk futbolu ve Trabzonspor’un kurtuluş reçetesine bir gramlık katkısı var mı? Yok değil mi? Peki tüm konuşmacıların ortaya koydukları fikirlerden iki gün sonra istifade edebilecek bir tek birey bulunuyor mu? O da yok değil mi?
Gerçekten yazık!
Dağ fare doğurdu ve havanda su dövüldü.
***
MAHMUT ÖREN TOPLANTIYI İYİ YÖNETEMEDİ
Bu tür toplantılarda çok sayıda konuşmacı varsa, burada az ve öz söz söylemek gerekir. Bir kere toplantıyı yöneten Divan Başkanı Mahmut Ören iyi niyetliydi ama yönetimi zayıf ve yetersizdi. Bir kere tüm konuşmacılara daha önce, “Net, etkili ifadelerle 5 dakika içinde meramınızı anlatırsanız çok iyi olur. Bunu yaparsak hem muhatapları pek sıkmamış oluruz, hem de kamuoyuna çok daha iyi ve net mesajlar veririz” demesi gerekiyordu. Ancak bazı konuşmacıların sözlerini uzattıkça uzattığını öğrendik. Bu arada oturma düzeni içinde de hatalar ve konuşma sıralamasında da sorun vardı bana göre… Burada tek kadın olan Sibel Suiçmez’e her ne kadar son sözü almak istese de pozitif ayrımcılık yapılıp, siyasilerden ilk söz ona verilmeliydi. Ama bu da yapılmamış hatta Ören, Suiçmez’e söz vermeden toplantıyı kapatmak istedi. Suiçmez zorda olsa mikrofonu eline alabildi. Diğer konuşmacılar dakikalarca konuşup, Suiçmez’e söz hakkı verilmek istenmemesi kabul edilebilir bir durum olmasa gerek… Ören ilk sınavında sınıfta kalmış oldu böylece…
****
GENÇ’İN TEPKİSİ ÇOK ANLAMSIZ DEĞİL Mİ?
Trabzonspor’un bir mağduriyet yaşadığı, burada bir provokasyon olduğu bizzat iktidar vekilleri tarafından dile getiriliyor. Ahmet Metin Genç de, birçok kişiyi suçluyor. Sibel Suiçmez de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan’ın Hukuktan sorumlu baş danışmanının anlamını hala çözemediğimiz ve kaotik sözlerine, İçişleri bakanı ve Adalet Bakanı’nın yalpalamalarına ve adeta Fenerbahçe camiasını memnun etme çabalarına da değinerek bunlara tepki göstermesine Ortahisar Belediye başkanı ve Büyükşehir Belediye başkan adayı Ahmet Metin Genç’in verdiği tepki kesinlikle hatalıydı. Yani Trabzonspor ile ilgili bugüne kadar birçok sorun yaşandıysa bunda en önemli ayak Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan ve yakın çevresi ya da bakanlarıdır. Trabzonspor’un haklarını savunurken, bu noktada tepki koymamak korkaklık, asıl siyaset yapmaktır. Sayın Genç’i severiz ancak eğer Bordo-Mavili kulübe yapılanların tarihini iyi irdelerse ve bu noktada siyaset kurumuna tepki gösterilmezse asıl koltuk endişesiyle siyaset yapıldığı sonucu çıkar… Yani siyaseti yapan Suiçmez değil, Genç olmuş bana göre…
Sonuç, çok doğru amaçlarla düşünülmüş bir toplantı, ne yazık ki nereden tutsan elinde kalacak bir noktayla sonuçlanmış oldu.
Yazık oldu!
***
ALI KOÇ KENDİNİ UYANIK SANIYOR
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, ülke ekonomik olarak o kadar kötü durumdaydı ki, yabancı sermayeye büyük ihtiyaç duyuyordu. Ancak Kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk, yabancı sermayeyle birlikte ülkenin kalkınmasının mümkün olmadığını biliyordu. Bu nedenle milli sermaye yaratma çabasına girişti. Bu doğrultuda Türkiye’de bir milli burjuvazi oluşurken, merhum Vehbi Koç da adım adım zenginleşenler arasında yer aldı. Sonuçta Cumhuriyet döneminin en büyük zenginliğine ulaştı. Koç grubunun veliahtlarından biri de Fenerbahçe kulübü başkanı Ali Koç… En azından Fransa’da 1789 devrimini gerçekleştirmiş burjuva sınıfının ahlakına ve duruşuna sahip olması beklenirdi kendisinden… Aslında Fenerbahçe başkanlığına gelirken de, beyaz Türklerin en büyük beklentisi Türkiye burjuvasının amiral gemisi Koç grubunun belli bir kültürü almış temsilcisi Ali Koç’un futbol dünyasında farklı bir boyut yaratmasıydı. Ne yazık ki bu isim maganda kültürüyle bezenmiş Aziz Yıldırım’ı aratacak noktaya geldiğini görmenin dayanılmaz üzüntüsünü yaşıyoruz…
***
AMAÇ OYUNCULARINA CEZAYI ÖNLEMEK
Ali Koç büyük umutlarla ve beklentilerle geldiği başkanlık koltuğunda sayısız teknik adam, sportif direktör ve anlamsız belki de 100’ün üzerinde transfere rağmen başarısızlık girdabını bir türlü kıramadı. Çareyi nerede buldu? Kavga etmekte!... Son Trabzonspor-Fenerbahçe maçında ve sonrasında yaşanan olayların ardından hemen bir açıklama yaparak, “2 Nisan’da olağanüstü kongreye gideceğiz. Ligden çekilmeyi görüşeceğiz” dedi. Bunu KAP’a da bildirdi. Ancak hemen ardından, “Oyuncularımıza ceza verilmesini asla kabul edemeyiz” ifadelerini kullandı. Yani dilinin altındaki baklayı sonradan çıkarmış oldu. Yani onca bağırtı, çığırtı ve tehdidin tek amacı futbolcularının ceza almamasını sağlamak ve böylece Galatasaray ile verdikleri şampiyonluk mücadelesinde kadro zafiyetini yaşamamaktı. Kendisini çok uyanık sanıyor ya…Ya arkadaş, Türk futbolu elden gidiyor, artık statlar anarşi yuvasına döndü, marka değeri yerlerde sürünüyor. Türk burjuvazisinin önemli şahsiyetinin uğraştığı işlere bakar mısınız?
Ne diyelim!
Yazıklar olsun!!!
***
DOĞAN DA HEMEN ROL KAPTI!
Peki, Ali Koç böyle de, Ertuğrul Doğan’a ne demeli? Uzun süre susan ve bir tek söz söylemeyen Trabzonspor Başkanı Doğan, Fenerbahçe kulübünden gelen açıklamanın hemen ardından, yine tehditvari bir dille, “Bize ceza verilirse, ortalığı yangın yerine çeviririz” demeye getirdi. Bir maçta Papara Park’ta birçok kişi sahaya yabancı maddeler atmış, meşalelerle birlikte oyuncu yaralamaya işi götürmüş, sonra kışkırtma sonucu da olsa taraftar sahaya girmiş, Ertuğrul Doğan hala zevahiri kurtarma peşinde koşuyor. Yani takımın daha az ceza alabilmesinin çabasını gösteriyor. Ya arkadaş, sizin çevrenizde, yanınızda yörenizde bir tane aklı başında insan yok mu? Bunca olayla birlikte hala daha taraftar gruplarına sahip çıkar gibi açıklama yapmak neyin nesi? Arkadaş, Türk futbolu bitiyor, sizin de içinde bulunduğunuz ve önemli görevler üstlendiğiniz bu güzel oyun artık nefretle bakılacak noktaya geliyor. Siz hala az ceza, çok ceza konusu peşindesiniz. Bu mu spor adamlığı? Bu mu kulüpçülük? Bu mu fair-play ruhu? Gerçekten sizleri dinledikçe futboldan nefret etme noktasına geldik… Siz ve sizin gibilerin yarattığı atmosferde, çocukluğumuzun bu rüya oyunu artık kabusumuza dönüştü farkında değil misiniz?
Bırakın küçük çıkarların peşinde koşmayı… Yürekliyseniz, kulübünüzü ve futbolumuzu biraz düşünüyorsanız büyük oynayın… Büyük oynamak da cesur ve birikimli insanların işidir!
Bir kez de taraftara değil, toplumun sağlığına oynayın olmaz mı?
Yorumlar
Kalan Karakter: