TİSKİ HER AY ZAM MI YAPIYOR?
Doğanın da insanın da yüzde 70’nden fazlasını su oluşturuyor. Yani susuz bir yaşam söz konusu bile değil… Suyun bitmesi dünyanın sonu demek… Ve tarihin öncesinde insanlar kendi olanaklarıyla su ihtiyaçlarını giderlerdi. Belediyelerin kurulması, barajların ve su toplama depolarının oluşturulmasıyla birlikte artık bir kent ya da ilçe veya mahalle su ihtiyacı bu barajlardan ya da su toplama depolarından karşılıyor. Barajlar yapılırken, kanallar açılırken borular döşenirken ve tesisat evin içine girene kadar şehir merkezlerinde ya da köylerde yaşayan insanların vergileri ya da farklı ödemeleriyle elde edilen gelirlerle yapılıyor. Yani suyun evimize gelmesinde yapılan çalışmaların, işçiye bile ödenen paraya kadar bizim cebimizden çıkıyor. Ancak belediyeler buna rağmen suyu aboneline, yani bize yine de parayla satıyorlar.
Hatta bazı sosyal belediyeler suyu bedava dağıtmak istediğinde, “Yasa var kardeşim, suyu parasız veremezsin. Vatandaşın cebinden yine para sızdırmalısın. Yani mutlaka kazık atmalısın” şeklinde önüne duvar örüyorlar.
Bu konuyu neden yazdım…
***
HER AY 50 LİRA ÜSTÜNE KOYAR MI?
Trabzon’da yaşıyoruz. Evlerimize kadar gelen su için yapılan tüm harcamalar bizim cebimizden çıkıyor. Yani hiçbir belediye başkanı ya da çalışanı kendi cebinden para vererek baraj yapmıyor, boru döşemiyor. Fakat buna rağmen suyu çok pahalı içiyoruz. Bu konuda ne yazık ki belediye halkı düşünen bir tavır içinde hiç olmadı, yine de olmayı düşünmüyor gibi duruyor. Her yıl bir ya da iki kez suya zam yapılıyor. Bundan sanırım 3-4 ay önce yüzde 50’e yakın bir zam yapılmıştı. O zammın ardından evinde tek başına yaşayan bir birey olarak 113 lira su parası ödemiştim. Ama bir ay sonra bu rakam birden 135 liraya yükseldi. Bir sonraki, yani geçen ay 157 lira verdim. Mart ayında gelen ise 2028 lira… Yani görüntü şu, her ay periyodik olarak su zamlanıyor. Çünkü benim su harcamamın oranı belli… Pek de değişmiyor.
***
TİSKİ GİZLİ ZAM MI YAPIYOR?
Gerçekten anlamadım gitti. Kaç yıldır evde tek başıma yaşıyorum. Eve pek misafir de gelmez… Hele son iki ay içinde sadece iki günlüğüne kızım gelmişti. Yani suyu her ay belki15 litre fazla, 10 litre az harcayabilirim. Çünkü bulaşık yıkamam, lavaboyu, banyoyu, tuvaleti kullanmam hep aynı periyodik çizgi izliyor. Bu nasıl bir bedel artışı?… Yani zam geldikten sonra113 lira öderken, 3 ay sonra bu rakam hiç zam açıklaması yapılmamasına rağmen ya da zam açıklaması olmamasına karşın her ay kademeli olarak yükselip 208 liraya nasıl çıkabiliyor? Yoksa TİSKİ her ay çaktırmadan zam mı yapıyor? İnanın bundan birkaç yıl önce su faturam, elektrik faturamın üçte birinden bile az geliyordu. Bugün ise elektrik faturam 238 lira ama su faturam 208 lira… Yani elektrik faturasına yaklaşmış durumda… Bu konuyu hem TİSKİ, hem de Büyükşehir Belediyesi’nin bir açıklığa kavuşturması gerekir diye düşünüyorum. Yani bütçedeki açıklar su faturaları üzerinden mi kapatılmaya çalışılıyor bilmek bir vatandaş, yurttaş olarak hakkımız olsa gerek….
Bekliyoruz!”
***
BELEDİYE ÇAY BAHÇELERİNE EL KOYMALI!
Tüm belediyelerin görevi öncelikli o kentte ya da ilçede veya mahalledeki insanların rahat bir düzen içinde ve sosyal açıdan keyifli yaşam sürmeleri için çabalamaktır. Bunun için de hem belediye başkanları, hem de kurum çalışanları gecelerini gündüzlerine katmalıdırlar. Çünkü halka hizmete talip olmak çok onurlu ama o kadar da zor yürütülen bir iştir. Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve Ortahisar Belediyelerinin de bu amaca uygun çaba içinde olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle sözü hiç uzatmadan asıl meseleye geliyorum ve Trabzon’da şahısların işlettiği ancak belediyenin mülkü ya da söz sahibi olduğu tüm çay bahçeleri bir an önce kamuya mal edilmelidir. Yani şahıslar tarafından değil, bizzat belediye tarafından işletilmelidir. Neden mi? Çünkü şahıslar ülkedeki enflasyonu ve yapılan kira artışlarını bahane ederek her yıl öyle zamlar yapıyorlar, öyle zamlar yapıyorlar ki, bu çay bahçelerinde oturmak, işçi, memur, emekli, köylü ve küçük esnafın bütçesini kat kat aşıyor. Ne yazık ki ülkeyi hükümetin kötü yönetmesi, ekonominin iyi gitmemesi, esnafı iyice insafsız ve acımasız hale getirmiş… Tüm planlarını sadece kendilerinin kazanmaları üzerine kurmuşlar. Halkın durumunun ne olduğunu düşünen yok. Bunlar arasında çay bahçeleri de başı çekiyor.
***
ORTA GELİRLİLER BİLE BURALARDA OTURAMIYOR
Mesela benim 45 yılı aşkın süre neredeyse tek uğrak yerim olan ama 1 Aralık’tan itibaren gitmekten vazgeçtiğim Ganita Çay Bahçesinde çayın fiyatının 20 liraya çıktığını öğrendim. Meydan Parkında çok daha pahalı… Kuşkusuz kahve ve diğer içeceklerle, yiyecekler de korkunç zamlardan nasibini almıştır. İşletmecilere sorduğunuzda “Çaya şekere gelen zamdan haberiniz var mı?” derler. Ama zaten insanların büyük bölümü artık çay ve kahvede şeker kullanmıyor. Birçok insan da çayı “açık çay” diye sipariş veriyor. Yani maliyet neredeyse sıfıra düşüyor. Bunu hiç hesaba karmıyorlar ne yazık ki? Ganita genellikle öğrencilerin, mahallelilerin, emeklilerin, memurların, küçük esnafın ve işçinin uğrak yeridir. Burası dededen toruna aynı aile tarafından işletilmektedir. Belli ki, “Burası bizim istediğimiz gibi at koştururuz” havasındalar. Bunun için de zamları en ağır bir şekilde yapmaktan geri durmuyorlar. Düşünün hemen altında belediyenin işlettiği büfeler var. Güzel de oturacak yerleri bulunuyor. Çay 8 lira… Belediyenin kafelerinde 12 liraya çay içiliyor. Ama Ganita Çay Bahçesi’nde 20 lira… Hem de işletmeci, doğru dürüst bir yatırım da yapmıyor. Sahildeki kafeler harika, modern, oysa Ganita Çay Bahçesi dökülüyor. Ne masaları masa, ne sandalyeleri sandalye, ne mutfağı, mutfak ne tuvaleti tuvalet… Meydan Parkı da daha önce belediye tarafından işletilirken, köyden gelenlerin uğrak yeriydi. Emeklinin, memurun, işçinin bir çay içip dinlenme ya da arkadaşlarıyla buluşma bölgesiydi. Ama küçücük bir bardak çayın 20 liranın çok üzerinde olduğunu duyuyorum. Ben kaç yıldır orada çay bile içmeye gidemiyorum.
***
BELEDİYE’NİN EN GÜZEL HİZMETİ OLUR
Bir de Aşıklar Parkı’na bakın… Buras belediye tarafından işletiliyor ve çay 8 liraya satılıyor. Yiyecekler de Belediye işletmelerinde çok daha düşük bir fiyatla satılıyor. Ne kadar güzel… Trabzon’un simge bölgesi Ganita Çay Bahçesi ve yine halkın buluşma adresi Atatürk Alanındaki çay bahçeleri halkı sağmal inek gören tavırlardan dolayı artık zenginlerin gidebileceği alanlara dönüşmüş… Gerçekten bu meydan parkından geçerken, emeklinin ve yoksul insanların banklarda oturmak zorunda kaldıklarını görünce içim burkuluyor. Oysa çay bahçesinde oturup, çaylarını kahvelerini yudumlayıp, arkadaşlarıyla sohbet edebilme hakları yok mu? Sonuç… 31 Mart tarihinde yerel seçimler var. Seçilecek belediye başkanı kim olursa olsun, kendi mülkleri olan ve kiraya verdikleri çay bahçelerindeki kiracıları hemen çıkarıp, işletmeyi üzerlerine almaları halka yapılacak en önemli hizmetlerden biridir. Bunu yaparlar ve halkın ulaşabildiği içecek ve yiyecekleri makul fiyatla satarlarsa kendi büyük bir iyilik etmiş olurlar. Bir kez daha söylüyorum, seçilecek belediye başkanı özellikle şehir merkezinde ikamet eden ve ekonomik durumu iyi olmayan, dar gelirli insanlara en önemli hizmeti bu çay bahçelerine el koyup, kendileri işletip, makul fiyat tarifesi uygulaması olur.
Umarım bu önerim dikkate alınır…
***
BU PARK ANLAYIŞINA ‘DUR’ DENMELİ…
Türkiye tam bir otomobil ithal ülkesi haline geldi. Buna dönük otobanlar, otoyollar yapılıyor, yeni yeni tüneller açılıyor ama trafik keşmekeşine bir türlü çare bulunamıyor. Trabzon bu açıdan gerçekten berbat durumda olan kentlerden birisi olarak ön plana çıkıyor. Şehre Boztepe’den baktığınızda tamamen bir beton yığınına tanık oluyorsunuz. Nerede eksinin kadim Trabzon’unun yeşil örtüsü… Bir de şehrin içine girdiğinizde gördüğünüz neredeyse tek şey otomobil… Caddeler, sokaklar ve sokak araları renk renk, marka marka otomobillerle yığılmış gibi… Hem belediye, hem şahıslar çok sayıda otopark işletmesi açmasına rağmen yine de bu kadar büyük bir otomobil yükünü kaldıramıyor. Çare yolların kenarlarına park etmek oluyor. Hatta bu noktada belli yolların kenarlarına park yapılması yasal hale getirilmiş, belediye buralardan park ücreti alıyordu. Ancak bu da yine yeterli olmuyor. Bir mahalle arasına girdiğinizde daracık sokaklarda bile otomobillerin park halinde olmaları dikkatlerden kaçmıyor.
***
YA BURADAN İTFAİYE ARACI GEÇERİBİR Mİ?
İnanın bir otomobilin yoluna devam etmesi söz konusu olmuyor çoğunlukla… Ancak park eden otomobilin sahibi bulunuyor, arabasını çekmesi sağlanıyor, sonra geçiş mümkün oluyor. Bakın bu fotoğrafı Zeytinlik yokuşunun tam girişinde çektik… Sanat evine giden bölgede… Bu sokak aslında hem gidiş, hem geliş içeriyor. Yani çift yönlü bir yol… Fotoğrafı çekiğimiz yerde normalde baktığınızda üç otomobil yol alabilir. Ancak otomobiller öyle park etmişler ki, buradan bir taksinin bile geçmesi zorlukla yapılabiliyor. Yani bir yangın çıksa, itfaiye acil giriş yapmak istese, bir daha bu otomobillerin sahiplerinin bulunması ve park yerinden uzaklaşmaları beklenecek. O arada ev yanıp gül olsa kimsenin de umurunda olmayacak. Gerçekten insan görünce içi burkuluyor. Bir kentte trafik ve park düzeni böyle olur mu? Olmaması gerekiyor. Artık bu çarpıklığa bir son verilmeli ve rahatına düşkün insanlar az yürümek için otomobillerini istedikleri yere park etmekten vazgeçirilmeli… Gerekirse trafiğe çıkmamaları, ya da uygun park yerleri bulunan yerlerde sorun giderilmeli… Ve bu otomobil sahipleri biraz yürümeyi öğrenmeli!...
Bu sağlanırsa belki obez insan sayısında da azalma olur…
Haksız mıyım?

Yorumlar
Kalan Karakter: