İŞTE TÜRKEYE’DE FUTBOLUN KURTULUŞ FORMÜLÜ
Türkiye’de futbolcu olabilmek için kulüplerin altyapılarında 7-8 yaşlarında çocuklar eğitim almaya başlıyor. Aralarındaki yeteneksizler daha birkaç idmanla eleniyorlar. Biraz yetenekli olanlar bir üst yaş grubuna çıkıyorlar. Burada da bir kısmı eleniyor ve böyle böyle en yetenekliler U19 takımında boy gösterip, sonra da burada da bir seleksiyonun ardından profesyonel dünyaya adım atıyorlar. Kimisi 3’ncü lige, kimisi 2’nci Lige, kimi 1’nci Lige çok azı da Süper Lige terfi ediyor. Süper Lige çıkanların büyük bölümünün bu kulüplerin altyapılarından yetişmiş olmaları ise çok önemli şansları oluyor. Diğer tüm futbolcular yıllarca forma giyiyorlar. Kimi 3’ncü ligde futbola veda ediyor, kimi 2’nci Ligde, kimi de 1’nci ligden emekliye ayrılıyorlar. Bunların da yine iki elin parmakları kadarı Süper ligde bir takıma yükselip, burada oynayıp sonra futbolu bırakıyorlar. Birçok genç futbol aşkıyla birlikte toprak zeminlerde, kauçuk ya da suni çimlerde ter döküyor, ayakları, kolları kırılıyor. Adaleleri parçalanıyor, diz bağları kopuyor, menisküs oluyorlar. Gecelerini gündüzlerini bu işe veriyorlar. Biraz kendine bakmayan yok olup gidiyor zaten…
TEKNİK ADAMLAR EĞİTİMLERİNE YILLAR HARCIYOR
Ya Teknik Direktörler? Onlar da büyük oranda futbolun tüm yaş kategorilerinde oynayıp, önemli liglerde, belki de büyük büyük kulüplerde forma giyip, sonra, “Artık yeter” dedikten sonra TFF’nin düzenlediği kurslara katılıyorlar. C diploması, B diploması, A Diploması falan derken en üst kademeye çıkabilmek için Pro-Lisans sahibi olmaları için yıllarını veriyorlar. Dirsek çürütüyorlar. Futbolun tekniğinden, taktiğine, fizik kondisyonundan devamlılığına, pedagojisinden, psikolojik eğitimine kadar her alanda çok büyük çalışmalar yürütüyorlar. Bunca yılını futbola veren teknik adamların bir kısmı Süper Lige çıkabiliyor. Hani yetenekleri çok üst seviyede olanlar, ya da ilişkilerini çok doğru kurabilenler en üste çıkıyorlar. Ama yetenekleri sınırlıysa istediği kadar ilişkileri iyi olsun, sonunda dökülüyorlar ve paçalarına tutundukları da onları kurtaramıyor. Bakıyorsunuz ki on binlerce teknik adam arasında zirveye çıkanların sayısı bir dönem içinde 10’u bile bulmuyor. Bu teknik adamların yerlerini korumaları da kolay değil… Oraya çıkmak zor ama kalmak çok daha zor bir uğraşı ve mücadeleyi gerektiriyor.
HAKEMLER SAYISIZ SINAVA TABİİ TUTULUYORLAR
Futbolcular ve teknik adamlar böyle yıllarca kafa yoruyorlar, pratik yapıyorlar da hakemler farklı mı? Sistem kötü de olsa, hakemler futbol oynamış kişilerden oluyor genellikle… Ya da futbola sevgisi olup, onamamış ama henüz 18 yaşlarında hakemlik eğitimi alanlar bu mesleği seçip zirveye çıkmak için çaba harcıyorlar. Hakemler, Merkez Hakem Kurulu ve İl Hakem Kurulu tarafından yıllarca eğitilip, diploma sahibi oluyorlar. Sonra da minik takımların maçlarını yönetmeye başlıyorlar. Buradan yıldızlar, gençler, derken amatör küme maçlarına terfi ediyorlar. Yine sınavlara gidiyorlar. Çok önemli aşamalar geçiyorlar. Ardından Bal Ligi maçlarını yönetiyorlar. Bir süre sonra yetenekleri olanlar, 3’ncü Lige, bir sonraki aşamada 2’nci Lige ve ardından 1’nci Lige geçiş yapıyorlar. Bu arada da sürekli klasman sınavlarına giriyorlar. Ayrıca İngilizce ve başka dil sınavlarına da giriyor ve başarılı oluyorlar. Artık bir sonraki aşama da Süper Lig maçlarını yönetmek oluyor. Burada maç yönetebilmek için ileri derecede İngilizce bilmek ve aksansız konuşmak olmazsa olmaz… On binlerce hakem arasında yapılan seleksiyon ile belki 20 hakem Süper Ligde düdük çalabiliyor, 40 hakem de bayrak sallayabiliyor. Sonra FİFA Kokartı takabilmek için de yıllarca çalışıyorlar, kaliteli maçlar yönettiklerini ispatlıyorlar. Sonra Avrupa ya da dünya ölçeğinde gençler kategorisinde maçlar yönetip, göze girebilirlerse büyük turnuvalarda görev alabiliyorlar ve FİFA Kokartını uzun süre taşıyabiliyorlar. Biraz başarısız olanın kokartını hemen söküyorlar.
KULÜP PERSONELİ OLMAK BİLE LİYAKAT İSTİYOR
Futbolcuları, teknik adamları, hakemleri, yaşadıkları sıkıntıları, ömürlerini bu işlere vermelerini, nelere katlanmak zorunda olduklarını dile getirdik, peki kulüplerde menajerlik, ya da idari veya profesyonel birimlerde görev alanların yanında, futbolcu menajerliğinde durum farklı mı? Bir kulübün futbol menajeri olabilmek için bir defa futbolun içinden gelmelisin ya da çok önemli eğitimler alıp, dünyadaki tüm gelişmeler, değişimlerden haberdar olmalısınız. Futbolcunun, teknik adamın, yönetimin dilinden anlamalı, çok pratik zekalı olmalı çözümleri anında üretebilmelisiniz. Kulübün her hangi bir birimindeki personel için bile mutlaka bir eğitim gerekiyor. Çim bakıcısı eğer bu işten anlamıyorsa anında işini kaybeder. Muhasebedeki kişinin eğer ekonomi eğitimi yoksa kendisine hemen yol verilir. Buna çok daha örnekler vermek mümkün… Futbolcu menajeri olabilmek için 10 yıl futbol oynamanız ve FİFA’dan onay alabilmeniz gerekiyor. Yani her gün eleştirdiğimiz futbolcu simsarı diye tepki gösterdiğimiz menajerler bile önemli sınavlara tabii tutuluyor. Sahtekarlıkları görüldüğü gibi lisansları iptal ediliyor. Yani futbolun içindeki tüm unsurlar önemli eğitimler almak, yaşamlarının büyük bölümünü yaptıkları işe vakfetmek zorunda…
YÖNETİCİLER FUTBOLUN ALİ OKULUNU BİTİREMEZ
Peki ya TFF başkanı, yöneticileri, kulüp başkanları ve yöneticileri? Yani futbolun patronları ve kendilerini kulüplerin sahipleri görenlerin durumu ne? Birçoğu futbolun Ali Okulundan bile mezun olamayacak kadar kara cahil tipler üç kuruş paraları var, siyasetle dirsek temasında diye hem TFF’ye başkan ve yönetici, hem kulüplere başkan ve yönetici olabiliyor. Sonra da, “Türk futbolu neden gelişmiyor? Neden biz olduğumuz yerde sayıyoruz? Niçin bizim onda birimiz kadar bile ekonomik yatırım yapmayan ülkelerin kulüpleri ya da ulusal takımları karşısında çaresiz çalıyoruz?” dliye hayıflanıyoruz. :Bakın bugün bir takımın taraftarı diye, ya da hiç taraftarı olmasına gerek yok, bol parası ve siyasetle ilişkisi var diye kulübün başına iş insanını, müteahhidi, ya da yeraltı dünyasında anılan kişileri getirirseniz, istediğiniz kadar para harcayın, bir arpa boyu bile yol kat edemezsiniz. Hatta her gün geriye gidersiniz. Ali Koç, Koç grubunun veliahdı diye Fenerbahçe’nin başına oturtursanız, Dursun Özbek gibi iktidara yamanmak için kırk takla atan kişileri Galatasaray’a başkan yaparsanız ancak gayrimenkullerini satarak borçları azaltmayla övünür. Ya da Ertuğrul Doğan gibi, “Ben tribünden geldim” diyen sonra bir şans eseri parayla oynamaya başlayan, bir de damat Berat Albayrak ile yakınlık kurduğu için Trabzonspor’un başına getirirseniz, “Bu kadar büyük paralar kasaya koyduk ama borç yine de yükseldi” şeklinde akıl dışı açıklamalarını okumak zorunda kalırsınız.
BUNLAR BAŞKAN VE YÖNETİCİ OLDUKTAN SONRA!
Bu noktada tüm kulüplerin başkanlarını sayabiliriz. Amatöründen, Süper lige kadar ne yazık ki futbol ve toplum adına, bunun siyaseti, felsefesi, ideolojisi, psikolojisi adına tek kelime edemeyecek olanlar başkan ve yönetici olursa Türk futbolunun gelişimi söz konusu olamaz ancak halkın parası ahlaksızca futbolcuların ceplerine boca edilir. Bakın her şey bir yana, bu sezon Ankaragücü başkanı Faruk Koca isimli maganda, sahaya girip FİFA Kokartlı hakem Halil Umut Meler’i dövebiliyor. Ecmel Faik Sarialioğlu, İstanbulspor takımını tüm futbolcularının yalvarmalarına rağmen sahadan çekip, hem 3 puanının silinmesine, hem de hükmen yenilmesine sebep olup, küme düşme yolunda koşar adım gitmesine sebep olabiliyor. Yine Ali Çamlı isimli imam, Kayserispor başkanlığına gelirken, bu kulübün ödemeleri hep aksatmasından dolayı sürekli FİFA’lık olmasını ve transfer yasağı konulmasını engelleyememesine rağmen, oyuncusunun rakibin midesine yumruk atmasından sonra VAR uyarısıyla Halil Umut Meler kırmızı kart gösterdi diye sahaya dalabiliyor, teknik direktörleri Burak Yılmaz, kulüp görevlileri ve futbolcular tarafından güçlükle teskin ediliyor ve sonra da pişkin pişkin, “Ben kırmızı kartı neden verdin?” diye sormaya gidiyordum şeklinde kamuoyuna karşı yalan konuşabiliyor. Eğer engellenmeseydi, sahaya girip hakeme dokunsaydı, maç tatil edilseydi şu anda Kayserispor küme düşmüştü. Halil Umut Meler’in tırnağı olamayacak kişiler, Türk hakemliğinin yüz akı ismi darp edebiliyor ya da saldırı girişiminde bulunabiliyor.
YAPILACAK KAPSAMLI SINAVDAN KALAN ELENMELİ
Bakın Türk futbolunun en büyük sorunu Türkiye Futbol Federasyonunu ve kulüpleri yöneten ama bir sayfalık bir eğitimden bile geçmeyen başkan ve yöneticilerdir. Bunlara bir de spor medyasını eklemek gerekir. Kara cahillerin doldurduğu spor ekranlarında adeta savaş çıkarmak için çırpınan ve ekonomileri felç olmuş, iflas etmiş kulüplerin yakın oldukları menajerlerden futbolcu transferi için çabalayan bu medya dalkavukları da mutlaka mesleki ve ahlaki eğitimden geçirilmeli, sınıfta kalanların kalem oynatmaları ve laf ebeliği yapmalarının önüne geçilmelidir. Fakat bu eğitim öncelikli olarak TFF’yi ve kulüpleri yönetmeye talip olanlara verilmelidir. Bu noktada uzman, profesör unvanı elde etmiş kişilerden oluşan bir heyet TFF ve kulüp yönetecekleri psikolojik, kültürel, futbolun temel değerleri, toplumsal izdüşümleri, ideolojisi, felsefesi, pedagojisi konularının yanında, futbolun ekonomisinin yönetim şeklinin nasıl olması gerektiği, bir futbolcunun ne şekilde eğitilmesi, teknik adam seçimindeki kriterler ve talimatlar ve maç kurallarıyla ilgili olarak çok geniş bir yelpazede sorulacak soruların yüzde 80’nini doğru yanıtlayabilenler geçer not almalı, diğerleri elenmelidir.
PSİKOLOJİSİ KÖTÜ OLANLAR ASLA YÖNETİCİ OLMAMALI
Yukarıdaki sınavlardan geçer not alanların kesin yöneticilik diplomasına sahip olması için özellikle de psikolojilerinin içinde rekabeti ama dayanışmayı, barışı, sevgiyi barındıran futbolu kavga çıkarmadan, sinirlerine hakim olarak yönetebileceklerini ispatlamaları mutlaka psikologlar tarafından teyit edilmelidir. En yüksek puanları alanlar Süper ligde, biraz daha düşük alanlar, 1’nci Ligde olmak üzere 50 puan alanlar da amatör kümede başkanlık ya da yöneticilik yapabileceklerine dair diploma sahibi edilmelidir. Bunlar her yıl yeni sınavlara tabii tutularak da eğer gelişme gösterirlerse bir üst lige terfi etme hakkına sahip olmalıdır. Ama kötüye gidenler hemen tasfiye edilmeli ve hiçbir kulüpte görev yapamayacakları noktasında çıkışları verilmeli ve bir daha kesinlikle futbolu ağızlarına almalarının önüne geçilmelidir. Yani futbolun tüm unsurları her türlü sınava tabii tutulup, bunları geçtikten sonra bir yerlere gelirken, onları yönetenlerin futbol ve kültürel cehaletin çukurundaki kimlikler olmamalıdır. Yani hiçbir şey bilmeyen, en azından çok önemli sınavlardan geçmiş olanları seçme, denetleme hakkının bulunduğu bir sistemin başarı getirmesi söz konusu değildir. Bu nedenle başkan ve yöneticilerin ‘Futbol kulübü ya da TFF yönetebilir” diplomasını alması koşulunun bir an önce gündeme getirilmesi şarttır.
Yorumlar
Kalan Karakter: