VE TRABİTAŞ MAAŞLARI ÖDEMİŞ AMA!...
Geçtiğimiz günlerde bu köşede Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde ekonomik sorunlar olduğunu dile getirmiştik ve bu arada bağlı şirketlerden TRABİTAŞ’ın personeline maaş vermekte zorlandığını vurgulamıştık. Hatta konuyla ilgili bize dert yanan ve, “Maaşımızı ayın birinde alıyorduk ama şu anda ayın 12’si ve bize maaş ödenmedi” şeklindeki sitemini de yazmıştık. Çalışanlar zaten kadrolu eleman değil, asgari ücrete de talim ediyorlar ve buna rağmen maaşlarının gecikmesi kuşkusuz kabul edilebilir gibi değil… Neyse dün yine o sitem eden çalışanın mesaisini harcadığı mekanına yolumuz düştü. Tabii ki maaş durumunu sorduk. “Ağabey maaşımız üç gün önce ödendi. Derin bir nefes aldık” dedi… Biz de sevindik tabii ki… Çünkü emeğin en yüce değer olduğunu bilen ve bunun alın teri kurumadan ödenmesi gerektiğine inanan insanlarız sonuçta… Maaşların ödenemediğini yazdığımız gibi, şimdi de çalışanın cebine girdiğini aktarmak da bir gazetecilik sorumluluğu olsa gerek… Bunun için siz okurlarımızla paylaşmak istedim…
***
3 AY 22 GÜN ÇALIŞTIRMA OLUR MU?
Tam TRAPİTAŞ’ın maaşları ödediği müjdesini almanın mutluluğunu yaşarken önceki gün yanıma biri yaklaştı. “Ağabey siz gazetecisiniz değil mi?” dedi. “Evet” karşılığını verdim. Bunun üzerine, “TRAPİTAŞ bünyesinde mevsimlik işçi olarak 6 aylığına işe alınmıştım. Bir çay bahçesinin kafesindeydim. Yazın işler çok yoğundu. Kafamızı kaşıyamıyorduk. Çalıştığım çay bahçesi insanlarla dolup taşıyordu. Hala daha da aynı kalabalık devam ediyor. Sabahtan akşam saat 22.00’ye kadar neredeyse boş masa olmuyor. Ancak bu sabah beni aradılar ve işime son verildiği bildirildi. Mevsimlik işçilerle yolların ayrılma süresinin başladığı ilan ediliyordu. Benim çalıştığım yerde hala çok sayıda insan çay bahçesini dolduruyor. Yani müşteri azalmadı. Bir insan kamu kuruluşunda geçici işçi olsa da 3 ay 20 gün çalıştırılır mı? Zaten asgari ücret alıyorduk. Burada Aralık ayına kadar işler yoğun olur. Buna rağmen gözümüzün yaşına bakmadılar” diye yakındı.
Çok üzüldüm. Çünkü ekmek kavgası veren insanların işsiz kalması, ailesine bakma konusunda yaşayacağı sıkıntılar içimi yakar hep… TRAPİTAŞ’ın geçici işçileri en az 6 ay çalıştırması, hatta mümkünse farklı yöntemlerle bu çalışanların 12 ay işlerine devam etmesinin yollarını bulamaz mı? Hani belediyeler de kamu kuruluşları ve bunların bir görevi de insanlara iş-aş verebilmek olmalı… İşsizlikle mücadelede rol almalı… Yoksa kurumlarını çok karlı hale getirmek belediyelerin görevi olmasa gerek… Kuşkusuz zarar da etmemeli, yani hazineye yük olmamalı ama hedefleri özel şirketler gibi kar da olmamalı…
Yani; “önce insan” demeli…
***
MEHMET CAN VE ALMANLARIN AYMAZLIĞI
Türkiye’de kulüplerin özellikle genç oyuncuları kullanma konusundaki tutumlarına eleştiri üzerine eleştiri getiriyoruz haklı olarak… Bu noktada birçok kez de Avrupa’daki çeşitli kulüpleri de örnek göstererek bunların gençleri ya da altyapı oyuncularını nasıl kazanmayı başardıklarını anlatıyor ve örnek alınmalarını istiyorduk. Fakat Trabzonspor’un satın alma opsiyonuyla kiraladığı Mehmet Can Aydın konusunda Schalke 04’Eün tutumunu görünce, “Demek ki Avrupalılar da aymazlık içinde olabiliyormuş” demekten kendimi alamadım. Çünkü Mehmet Can Aydın Schalke 04 kurmayları tarafından 250 bin Euro kiralama bedeli karşılığı Trabzonspor’a verildi. Bordo-Mavililer 1 milyon 400 bin Euro daha ödemeyi kabul ederse bu isme tümüyle sahip olma hakkını da kazanacak. Mehmet Can Aydın, uzun yıllar Schalke 04 altyapısında yer aldı ve sonra da A takıma çıkarıldı. Bu isim, A milli takıma da davet edildi. Çünkü potansiyeli görüldü ve gelecekte Alman Milli takımına gitmesinin önüne geçilmek istendi.
***
BU PERFORMANSINI GÖREMEDİLER Mİ?
Mehmet Can Aydın, Trabzonspor’a biraz geç katıldı. Ancak kısa sürede adapte olmayı başardı. Çaykur Rizespor maçına kadar bu oyuncuyu kuşkusuz hiçbirimiz tam olarak tanımıyorduk. Ama takım çok kötü performans gösterip, Larsen de tel tel dökülünce ikinci yarıda sahaya sürülen Mehmet Can Aydın’ı izleme fırsatı bulduk. Sonra Kasımpaşa ve son olarak da Beşiktaş maçlarında bu 21 yaşındaki genç sağbeki izledik. Mest olduk dersek her halde abartmış olmayız. Müthiş çabuk, hızlı, kademelere girebilen, kendi kanadını harika savunan, karşısında kim olursa olsun aman vermeyen bir futbolcu… Topu da iyi kullanıyor. Hücuma çıktığında da arkadaşlarına destek oluyor. Yani bu performansını devam ettirmesi halinde gelecek birkaç yıl içinde 10-15 milyon Euro’luk bir sağbek haline gelebilir. Hele Schalke 04’te böyle oynaması halinde 40-50 milyonluk bir futbolcu olabilirdi. Peki böyle bir potansiyeli Almanlar nasıl göremedi? Demek ki onların da bizim gibi aymazlıkları olabiliyor.
Mehmet Can Aydın aymazlığında olduğu gibi!
***
FUTBOL İNSANI SONUÇLARA BAKMAZ!
Türkiye’de bir transfer mevsimi yaşandı. Fırtına gibi geçti. Gazete manşetleri ve sayfalarının her bölümü bu transferlere ayrıldı. Spor TV ekranlarında alınan oyuncular anlatıla anlatıla bitirilemedi. Yorumcuların istisnasız hepsi kulüpler transfer yaparken, “Şu bölgelerine de oyuncu gerekir, bu bölgeye de futbolcu almalılar” gibi görüşler ortaya atıyordu. Yani bir teki sistemden, kulüplerin aşırı borçlanmalarından kaynaklı iflasların gelebileceklerinden, sürdürülebilir başarı için izlenmesi gereken gerçekçi yollardan söz eden yorumcuya rastlamak mümkün değildi. Hatta çılgın transfer yarışında geride kalan yönetimlerin taraftarlarca tepki görmesine hak verenlerin sayısı bir hayli fazlaydı. Bu yönetimler transfere teşvik ediliyorlardı. Transfer dönemi bitti. Sonuçta takımlar mücadeleye başladı. Ligde güçlü takımlar zaten genellikle kazanıp zirve yarışında birbirleriyle rekabet ediyordu.
***
BUNLAR GAZETEC İ DEĞİL AĞZI LAF YAPAN FANATİKLER
Asıl mücadele ise Avrupa’da olacaktı. Galatasaray kendi sahasında Kopenhag’ı ağırladı. Rakip 2-0 öne geçti. O anda TV’deki yorumcular Galatasaray yönetimine, Türk futbolcundaki sistemsizliğe vurdukça vuruyorlardı. Sonra rakip takımdan bir oyuncu kırmızı kart gördü, Galatasaray üst üste iki gol buldu. Söylemler yumuşatılmaya başlandı. Yine ülke futbolunun bir sistemi olmaması kıyısından köşesinden eleştiriliyordu ama Galatasaray’ın geri dönüşüne alkışlar başlamıştı. Beşiktaş, kötü oynadığı ve 1-1 berabere kaldığı Clup Brugge maçından sonra yerden yere vuruluyor, dün göklere çıkarılan Şenol Güneş hedef tahtası yapılıyordu. Fenerbahçe ise sıradan bir takımı evinde yendiği için harikalar yarattığı dile getiriliyor, İsmail Kartal bir anda teknik direktörlük ilahı haline getiriliyordu. Ne yazık ki futbolumuzu yönetenlerin yetersizliklerini, cehaletlerini, kararsızlıklarını eleştirirken, bu spor medyasına söyleyecek söz bulmakta zorlanıyor insan… Ama en azından şunu diyebiliriz ki gerçek spor yorumcusu ya da yazarı sonuca bakmak, sisteme odaklanır. Ülke adına gerçekçi bir sistem oluşturulması için çabalar, fikirler yürütür, toplumu etkilemeye çalışır.
Transfer çılgınlığına çanak tutmaz, taraftar dalkavukluğu yapmaz, sonuç fetişizminin esiri olmaz. Bunları yapanlar mı?
Onlar kahvehane kültüründeki ağzı laf yapan sıradan fanatik taraftardan öte bir role sahip olmanın ötesinde anlam ifade etmez…
Yorumlar
Kalan Karakter: