UĞUR DÜNDAR ERDOĞAN’A NASIL SARILDI?
Bir kere, bir gazetecinin kesinlikle herhangi bir kulübe ya da partiye üye olmasını asla etik bulmam, çirkin ve taraflılığın belgesi olarak kabul ederim. Ne yazık ki ülkemizde etik değerler yerlerde sürünüyor. Bu bağlamda en önemli ve kötü örnek ise Uğur Dündar’dır. Türkiye’de beyaz Türklerin temsilcisi olarak kendisine sunulan ayrıcalıklarla birlikte televizyonculukta yükseldikçe yükseltilen bu kendini beğenmiş, gözü dönmüş ve burnundan kıl aldırmayan Dündar, Türk basınının artık yüz karası bir çarpıtmayı yapan isimlerin başında olarak tarafımızdan kabul edilecektir. Onun, sistemin güçlü kıldığı bir televizyoncu olarak daha önce Fenerbahçe yöneticiliği yapması, şimdi de Yüksek Divan Kurulu başkanı olması gazeteci kimliğine büyük darbe vuruyor. Kamuoyunda hiçbir kişi Uğur Dündar TV’de konuşurken, özellikle konu Fenerbahçe ve çıkarları olduğunda söylediği tek bir söze bile inanmamız söz konusu bile olamaz. Onun beynini esir almış Fenerbahçe sevgisi nedeniyle hiçbir olaya sağlıklı ve objektif yorum yapabileceği ihtimali yoktur. Bu açıdan Uğur Dündar bir televizyoncu ve gazeteci olarak yok hükmündedir.
***
TAM BİR İFTİRA ABİDESİ KİŞİLİĞE SAHİPMİŞ
Şimdi bunları neden yazdık? Anlatalım! Geçen gün Ortahisar Belediye başkanı ve Büyükşehir Belediye başkan adayı Ahmet Metin Genç’in Fenerbahçe ile ilgili, “Bu can bu bedende olduğu süre içinde Fenerbahçe’nin şike yapan bir kulüp olduğunu konuşacağım, yazacağım” sözleri Sözcü TV’de program yapan bazen de konuk olan Uğur efendiyi çok hiddetlendirmiş… Gazeteci kimliğini çöpe atmış tam bir Fenerbahçe tetikçisi olarak, yıllardır muhalif olduğu ve her gün aleyhine yazıp konuştuğu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yalvar yakar olmasına neden olmuş… Bir insan, her konuda adaletsiz olduğuna inandığı bir başka insandan çıkarlarına uygun olduğunda işine geldiğinde medet umarcasına, yalvar yakar olurcasına tavır koymasını beklemesi tam bir aymazlık, iki yüzlülük ve seviyesizliktir. Demek ki işine geldiğinde en karşıt olduğundan bile yalvar yakar talepte bulunan biri, hele gazeteci ve Televizyoncu, demek ki farklı konularda ne tür dolaplar çevirebilir düşünmek bile istemiyorum. Acı ki Türkiye bu isimleri izliyor ve sözlerine bir anlam ya da değer yüklüyor. Oysa Dündar ve gibilerin sözlerinin beş paralık bir değerinin bile olmadığı gerçeğiyle Recep Tayyip Erdoğan’a, “Sayın Cumhurbaşkanım, bu işe el koyun” diyerek Ahmet Metin Genç’i cezalandırmasını istemesi, hem de büyük bir iftira ile FETÖ’cü olarak suçlaması seviyesizlik, terbiyesizliktir.
***
FETÖ BU DÜNDAR’A NEDEN HİÇ DOKUNMADI?
Daha düne kadar askere, muhaliflere iftira atarak, çakma ve uydurulmuş delillerle kumpas kuran FETÖ’yu o günlerde yerden yere vuran Uğur Dündar, Ahmet Metin Genç’in bir sözüyle birlikte onu FETÖ’cü olarak suçlaması tam da geçmişte suçladıklarının seviyesine inmenin dik alasıdır. Uğur Dündar, Fenerbahçe’nin şike yapmadığının mahkeme kararlarıyla belgeli olduğunu söyleme utanmazlığını gösterirken, “Hakim kararıyla da olsa tapeler mahkemelerde delil olarak kullanılamaz” yasasından yararlandıklarını unuttuğumuzu sanıyor. Oİ da biliyor ama sadece suçlunun telaşıyla birlikte gerçekleri çarpıtıyor. Uğur Dündar, düne kadar aşık olduğu Batı yargısından neden hiç söz etmiyor. O yargının UEFA ile FİFA ile, CAS ile, İsviçre Federal Mahkemesi’yle, UEFA Disiplin Kurulu’yla her yargı tarafından mahkum edildiğine dair kararları niçin şimdi yok hükmünde sayıyor. Uğur Dündar, Fenerbahçe’nin yasaların değişmesiyle, TFF başkanının alaşağı edilmesiyle cezadan kurtulduğunu bilmiyor mu? Bilmez olur mu? Ama işine gelmiyor.
Sonuç olarak Fenerbahçe’yi kurtarmak adına en muhalif olduğu isme, bir belediye başkanını iftirayla, “FETÖ’cü diye ihbar eden Uğur Dündar ile ilgili tek bir şey daha söylemek istiyorum.
Bu FETÖ tüm muhalefeti silindir gibi ezerken bu Uğur Dündar ve onun gibilere neden hiç dokunmadı?
Neden!!!
***
SEÇİM SEN NELERE KADİRSİN!
Herkes politikanın futbola bulaşmamasını ve üstünde tahakküm kurmamasını ister ama ne acı ki yine özellikle kulüpler politikacılarla kol kola girmeye bayılır. Kulüpler kötü yönetildiği için kredi alabilmek, yeni sponsorlar bulabilmek, reklamlar için ve yatırım yapma amacıyla politikacıların kapısı sürekli aşındırılır. Bu yapılınca da politikacılar futbolu alabildiğine kendi çıkarları için kullanmaktan geri durmaz… “kulüpleri biz ayakta tutuyorsak, biz yönetiriz. Bizim partinin lehine de bir takım faaliyetlerde bulunmanız gerekir” der… Hatta kulüplerin başkanlarını, yöneticilerini, teknik adamlarını ve bazı transferlerini bile belirler… Artık bu öylesine bir noktaya geldi ki taraftar da, medyada bunu çok doğal karşılıyor. Camialar bu noktada, “Bir dakika ya ne oluyor” deme ihtiyacı bile hissetmiyor. Futbol kulüplerinin tüm siyasi partilerle eşit mesafede olması gerektiği konusunda uyarı yapılma gereği bile hissedilmez. Sonra da özerk futboldan söz edilir.
Neyse…
***
SÖZDE FUTBOLU ÖZERKLEŞTİRDİLER
Türkiye’de futbol tarihi boyunca politika hep içinde oldu… Onu yöneten, yönlendiren kurum, özellikle iktidarın etkili isimleriydi. Spor Bakanı da özelinde futbolu dizayn eden kurumun icra makamıydı. Kuşkusuz bu sistemde haksızlığa uğradığını düşünen tüm kulüp yönetimleri ve taraftarları özellikle siyasi iktidara büyük tepki gösteriyordu. Politikanın futboldan elini çekmesi isteniyordu. İşte bu atmosferde 1991 genel seçimleriyle iktidara gelen DYP-SHP hükümetiyle birlikte Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olan Trabzonspor onursal başkanı Mehmet Ali Yılmaz, futbolun özerkleşmesinin önünü açan yasayı hazırladı. Böylece artık futbol politikanın ilgi alanının dışına çıkacak, amatöründen profesyoneline tüm futbolu paydaşları yönetecek ve politikacılardan etkilenmeyecekti. Ancak süreç öyle işledi ki ülke siyasetine iktidar olarak yön veren özellikle son 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP futbolun her alanına nüfuz etmekten geri durmadı.
***
SİYASET NE İSTİYORSA O YAPILIYOR
Federasyon başkanlarından, kurul başkanları ve yöneticilerini, kulüp başkan ve yöneticilerini, hangi takımın başına teknik adam olarak kim gelecek, hangi kendilerine yakın futbolcu, istediği hangi takıma gidecek neredeyse politikacıların emriyle atanır oldu. Bunlarla da yetinilmedi, taraftar grupları oluşturuldu. Bunların özellikle iktidara yakın olmasına özen gösterildi. Tabii ki bunlar da beslendikçe beslendi. Sonuç, ülke futbolu tam bir kaotik ortama sürüklendi. TFF’nin başkanı kukla olmaktan öte bir işlev görmezken, MHK parmakta oynatıldı, hakemler dizayn edildi, kulüpler borç batağına sürüklendi. Sonuçta statlar adeta terörü aratmayacak noktaya taşındı. Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan ve olaylı geçen maçtan sonra da futbolun bir kez daha politikaya kurban gittiği gözümüze sokuldu. Yaşanan gelişmeler, siyasetin hiçbir zaman futbolun içine burnunu sokmaktan vazgeçmeyeceğine dair algıyı çok daha üst seviyeye taşıdı...
***
PFDK’YA HENÜZ SEVKLER YAPILMADI
Normal koşullarda Türkiye Futbol Federasyonu’nun maçla ilgili ceza alması gereken kulüp ve kişileri Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) Salı günü sevk etmesi gerekiyordu. Perşembe günü de cezaların açıklanması prosedür gereğiydi. Açıklanan cezalardan sonra da Tahkim Kurulu’na başvurular gerçekleştirilirdi. Ancak maçın üzerinden bir haftayı aşkın bir süre geçmesine rağmen sevkler adeta sumen altı edildi. Bunda da 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerin büyük rol oynadığı ve özellikle iktidarın hiçbir taraftar kitlesini kızdırmamak için cezai işlemlerin olabildiğince geciktirmesine yönelik talimat verdiği iddia edildi. Aslında Trabzonspor kulübü ve taraftarı zaten cezayı bekliyor. Bu noktada Başkan Ertuğrul Doğan da gerekli açıklamayı yaptı. Zaten iktidarın Trabzon Büyükşehir ile ilgili bir sorunu olmadığı görülüyor. Ama İstanbul’daki seçim çok önemli… Fenerbahçe taraftarının da oyları çok kıymetli… Fenerbahçeli futbolcular disipline sevk edilir ve ceza alırsa oylarının bir bölümü Ekrem İmamoğlu’na yönelebilir.
***
FUTBOLCULAR CEZA ALIRSA SEÇİM ZORA MI GİRER?
Zaten şu anda yapılan anketlerin hemen hemen tümünde İmamoğlu’nun önde olduğu görülüyor. Siyasetin futbola her türlü müdahalesi artık ayan beyan ortadayken, Fenerbahçe’den üç dört futbolcunun taraftarlara nefsi müdafaa sayılmayacak şekilde saldırıp yumruk ve tekme atmalarının cezalandırılması halinde bu kulübün taraftarlarının tüm tepkisi iktidara yönelebilir. Yani Batshuayi, Osai Samuel, İrfancan Eğirbayat ve Fred’in ceza alması muhtemeldir. Bunun düşünülmesi ve sevklerin hala daha gerçekleşmemesi kuşkusuz düşünülebilecek bir olasılık… Ortaya çıkan durumdan sonra, “Futbol yine acımasızca politikaya kurban ediliyor. Birkaç oy uğruna çok anlamsız eylemler gerçekleştiriliyor. Türkiye Futbol Federasyonu bile yerel seçimlere alet ediliyor şeklinde bir görüntü var. Bu artık Türkiye’ye hiç yakışmıyor” yorumu yapıldı. Trabzonspor-Fenerbahçe maçındaki olaylara dair sevklerin neden gerçekleştirilmediğine dair TFF’nin mutlaka aklı başında bir açıklama yapması gerektiğinin de altı çizildi ama hiçbir açıklama gelmedi. Açıklama yapsalar sanırım, “Deliller toplanıyor” diyeceklerdir…
Tabii ki yersen!.
***
TRABZONLU GAZETECİLERE SUÇ DUYURUSU
CHP Trabzon Ortahisar 20. sıra meclis üyesi adayı Fikret Ataman, hakkında asılsız ve kişilik haklarına saldıran haberler yapan gazeteciler için Trabzon Cumhiriyet savcılığına suç duyurusunda bulundu. Ataman, kendisinin habere konu olduğu gibi DEM Partiyle uzaktan yakından hiç bir bağının olmadğını belirterek, "20 yıldır Trabzon'da iş yatımı sürdürüyorum. Trabzon'un ekonomisine katkı veriyorum. Bu süre içerisinde siyasi görüşü farklı olan bir çok insan ile ticari ilişkim oldu. Üzerime atılan özellikle seçim arefesinde adımın Kandil ile aynı cümlede anılması beni son derece yaralamıştır. Can güvenliğim tehlike altına girmiştir. Bu iftiralara sessiz kalmam mümkün değil. Gereğini hukuk yoluyla yaptım, şahıslar hakkında suç duyurusunda bulundum" dedi.
Yorumlar
Kalan Karakter: