DİVAN SEÇİMİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ!
Trabzonspor bir yandan Süper Ligde üçüncülük yarışından kopmamak için savaşırken, diğer yandan Ziraat Türkiye Kupası’nda yoluna devam etmek istediği için camianın bir kulağı ve gözü sahada ama diğer kulak ve göz ise 2 Mart tarihinde yapılacak olan Divan Başkanlık Kurulu Genel Kurulunda görülüyor. Bordo-Mavili kulüpte geçmişte önemli yöneticilik hizmetleri veren ve bugün Denetleme Kurulu başkanlığı görevini yürüten Mahmut Ören, “Mehmet Ongan aday olursa karşısına çıkmam. Çünkü çocukluk arkadaşımdır ve çok yakın ilişkilerimiz vardır. Birlikte uzun yıllar da yöneticilik yaptık” demişti. Bir ara, “Divan Başkanı Ali Sürmen aday olursa da karşısına çıkmam doğru olmaz. Çünkü ikimiz de kulüpte ayrı ayrı kurulların başkanlarıyız” demişti. Önce Mehmet Ongan aday olmayacağını sitemiz aracılığıyla kamuoyu ile paylaşmıştı. Ardından da Ali Sürmen kesinlikle aday olmayacağını söylemiş ve kenara çekilmişti.
***
DÜN ADAY OLMADINIZ ŞİMDİ NEDEN?
Bu gelişmeler yaşanırken, Mahmut Ören, yine Divan Başkanlığı için 4 aya yakın bir süredir çalışmalarını yürüten ve bir dönem Özkan Sümer’in ekibinde omuz omuza yöneticilik yapan Yusuf Ziya Yılmaz ile birleşme ya da çekilme üzerine görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak bir sonuç çıkmadı. Bunun üzerine Ören, “Divan başkanlığına adayım” açıklamasını yaptı. Yusuf Ziya Yılmaz’ın ise bu hafta içinde adaylığını resmen açıklaması bekleniyordu. Ancak son birkaç gün içinde oturduğu sitede çok yakın olduğu 3 insanın ya eşleri, ya kendileri vefat ettiği için bu ara bu açılara yoğunlaştı ve adaylık açıklamasını önümüzdeki haftaya bıraktı. Ancak onun adaylığı da kesin olarak kabul ediliyor. Aradan bir süre geçti ve hiç hesapta yokken eski asbaşkan Hayrettin Hacısalihoğlu, yakın çevresinin baskısına dayanamadığını belirtip, Divan Başkanlık Kurulu başkanlığına aday olduğunu dile getirdi. Hacısalihoğlu’nun her açıdan yeterliliği olmasına rağmen Ali Sürmen varken aday olarak ortaya çıkmaması, aday olmaya hazırlanan isimlerin de kendisine, “Aday olacak mısın?” sormasına karşın, “Düşünmüyorum” demesi kendisi için büyük handikap olarak kabul ediliyor.
***
KULÜP BAŞKANLIĞINI İSTANBUL’A ENDEKSLEDİNİZ
Sonuçta, Hayrettin Hacısalihoğlu, Yusuf Ziya Yılmaz ve Mahmut Ören, her ne kadar yöntemleri farklı olsa da, Trabzonspor’un kurtuluş reçetesi konusunda üç aşağı beş yukarı aynı duygu ve düşünceleri taşıyan düşüncelere sahiptirler. Bu kulübün öncelikli olarak borçlarının temizlenmesi, bu arada futbolcu üretmesi, düşük maliyetli ama kaliteli dış transfer yapılması, yabancı sayısının azaltılması ve teknik adamıyla, menajerlerini de kendi insanından üretmesi gerektiğine inanan felsefeye sahip bu üç ismin birbirlerine rakip olarak çıkması çok yadırgandı. Bu arada bir anda eski başkanlardan olan ama görevi bıraktıktan sonra kulübün tek etkinliğine bile katılma ihtiyacı hissetmeyen Nuri Albayrak’a, yakınlığıyla bilinen Emin Kahraman da aday olduğunu deklere etti. Artık 4 adaylı bir Divan genel kurulu beklenirken, bu kez de yine eski başkan yardımcılarından Yaşar Aşçıoğlu da, “Ben de adayım” diyerek meydana çıkmaktan geri durmadı.
***
DİVAN BAŞKANLIĞI ÖNEMLİ AMA!...
Kuşkusuz Trabzonspor Divan başkanlığı çok önemli bir makam… En azından manevi değeri büyük… Burada gerçekten aktif olacak bir başkan ve yönetim, hem kamuoyunun oluşmasında, hem de yönetimin yönünü belirlemesinde önemli rol oynayabilir. Ancak sonuçta icra makamı değil, tavsiye makamı olarak biliniyor. Böyle bir makama, bu kadar çok adayın çıkması gerçekten şaşırtıcı değil mi sizce? Bu arkadaşlara Divan başkanlığına aday olmak için böylesine yarışa girmeleri sonrasında sorulması gereken asıl soru şudur: “Bu kulübün en önemli sorunu yönetimseldir. Ne yazık ki Trabzonspor’un merkezi Trabzon olmasına rağmen 2/06 yılının sonundan itibaren İstanbul’da oturan isimler bu kulübü yönettiler. Nuri Albayrak, Sadri Şener, İbrahim Hacıosmanoğlu, Muharrem Usta, Ahmet Ağaoğlu ve son olarak Ertuğrul Doğan artık 5 yıldır İstanbul’da oturuyor ve Trabzon onun için tali bir kent haline dönüşmüş durumda… Oysa Divan Başkanlığına aday olan 5 adayın 4’ü Trabzon’da oturuyor. İnsanın, “Ya bu kulübün asıl sorunu yönetimken, hiçbiriniz, başkanlık yarışına girmiyorsunuz, bu kenti kenetleyip, toparlayıp, artık İstanbul’dan yönetilmesine engel olmuyorsunuz. Ama söz konusu Divan Başkanlığı olunca ayağa kalkıyorsunuz” diye sorası geliyor. Ve sonra da bu sorusunu şu şekilde olgunlaştırması gerektiğini düşünüyorum:
***
BORÇTAN HEP KORKTUNUZ DEĞİL Mİ?
“Trabzonspor kulübü yıllardır çok kötü yönetiliyor. Bu kulübü gerçekten yaşamayan, sadece kendilerine vitrin olarak kullanmak isteyen, İstanbul’da oturdukları için sanki çok önemliymiş gibi kendilerini yutturan, futbol felsefesinin F’sinden bile haberi olmayanlar tarafından yönetiliyor. Atay Aktuğ bırakırken kulübün borcu 10 milyon lira civarıydı. O dönemde Nuri Albayrak aday oldu, Özkan Sümer ve İskender Önal bir birlerini yiyince Albayrak aradan çıktı. Nuri Albayrak görevi bırakırken, borç 40 milyon lira civarındaydı. Hepiniz aday olmaktan korktunuz, Sadri Şener’i çağırdılar göreve… Ona da ‘eyvallah’ dediniz. Şener bırakırken borç 173 milyon liraydı. Yine borçtan ürktünüz. İstanbul’dan kurtarıcı beklediniz. İbrahim Hacıosmanoğlu gibi bir maceracı bile aday oldu, onun kazanmasına sebep olanlardan bazıları bugün Divan’a aday… Muharrem Usta gibi yine kulübü tanımayan, bilmeyen bir ismi alkışladınız. Borç bu kez 890 milyon lirayı buldu. Ahmet Ağaoğlu gibi bu kulübe geçmişte büyük yanlışları olan ve belki de maceracılara teslim sürecinin başlangıcını yaratan ismi de bağrınıza bastınız. Kiminiz onunla çalıştınız. Ardından da Ertuğrul Doğan görevi alırken borç 3 milyar lirayı aşmıştı. Şimdi de 5 milyarı aşmış gözüküyor.”
***
KULÜP BAŞKANLIĞINI TRABZON’A GETİRİN
“Sizler ne yazık ki borç 40 milyon lirayken de korkarak başkanlık yarışına giremediniz, 5 milyara yükseldiğinde de tüyleriniz diken diken oluyor. İstanbul’dan bir kurtarıcı gelecek, siyasetle ya da iş dünyasıyla ilişki kurup, sponsor bulacak, reklam alacak, cebinden de biraz para verecek. Ama ne hikmetse kulübün borcunu sürekli yükseltecek. Ancak bu duruma karşı güçlü bir duruş bile sergileyemediniz. Siz hep küçük burjuva yaklaşımıyla birlikte sağa sola yalpaladınız. Gücün, İstanbul’dan gelen başkan adaylarında olduğunu düşündünüz. Oysa en büyük gücün Trabzonspor’un başkanlık koltuğunun ağırlığı olduğunu düşünmediniz bile… Sonuçta, bir araya gelip, bu kulübün kurtuluş reçetesini hayata geçirecek politikaları uygulayacak ekip bile oluşturmaktan aciz kaldınız. Kulübün başkanı olmak risk taşıyor değil mi? Borcu ödeyememe, iyi transfer yapamama, kötü sonuçlarla tribünlerden tepki görme korkunuz hep ağır bastı haksız mıyım? Ama Divan Başkanlığı nasılsa sorumluluğu ve icra adına eylemi pek olmayacak bir kurul… Oraya gelince bir birinizi ezerek adaylık ve kazanma peşinde koşacaksınız.
Size son sözüm;
Divan Kurulu başkanlığını değil, yüreğiniz varsa bir araya gelin de bu kulübün yönetimine talip olun, İstanbul kıskacından başkanlık makamını kurtarınız. İşte o zaman tarih sizi altın harflerle yazacak, saygıyla yad edileceksiniz.
Divan başkanlığı yarışına girmenin hiçbir esprisi bulunmuyor.
Bunu kulağınıza küpe edin derim!
Yorumlar
Kalan Karakter: