BİR SEN EKSİKTİN İLBER ORTAYLI!
Aslında Trabzonspor-Fenerbahçe maçı anında ve sonunda yaşanan olaylardan kaynaklı yazmaktan yorulduk ve biliyorum ki toplumu da yorduk. Ancak gelişmeler ne yazık ki her gün yeni bir şey yazmamıza neden oluyor. Biliyorsunuz, Fenerbahçe taraftarı aydınlar, sanatçılar, entelektüeller, gazeteciler, iş insanları, spor insanları, iş takım çıkarları olduğunda tüm doğruları bir kalemde çöpe atmakta pek mahirler… Tek dertleri gönül verdikleri kulübün zarar görmemesi ya da kar elde etmesi için tüm gerçekleri ters yüz etmekten hiç geri durmuyorlar. Bu noktada dün sözde gazeteci ve televizyoncu Uğur Dündar’ı yazdır. Şimdi de İlber Ortaylı’yı mahkum etmek zorundayız… Çünkü bu Türkiye’nin en önemli tarihçilerinden biri olan ancak konuşurken insanlara tepeden baktığını gösteren Ortaylı, sanki başka bir işi yokmuş gibi Trabzonspor-Fenerbahçe maçıyla ilgili olarak yorum yapmaktan ve utanmadan gerçekleri çarpıtmaktan geri durmamış… İsterseniz önce bu Ortaylı’nın açıklamalarını özetle verelim:
***
ÖYLE BİR KONUŞMUŞ Kİ SANKİ KAFİLEYLE BİRLİKTE
"Tiplerden biri sahaya "ortalığı yatıştırmak" için indiğini söylüyor. Yani Almanya’dan sırf bunun için gelmiş. Suratına taktığı Almanya’daki holiganların kullandığı iğrenç maskeyi bu kadar sakin tabiatlı (!) bir adamın neden buraya taşıdığını sormak lazım. Bu olayın sadece futbola has bir holiganlık olduğu da su götürür. Provokasyon soyunma odalarından havaalanına kadar uzandı. Geleneksel misafirperverlik hiç ortada yoktu. Trabzon’un ev sahibi olarak yaptığı bu hareket milli ananeye uymaz. Eğer şehre her gelen takımların onların önünde yenilmesi gerekiyorsa zaferin defne dalını ilk günden başlarına koyalım. Yalnız bunun adı o zaman lig yarışması olmaz. Yurtiçi maçların Trabzon’da oynanmasına bir müddet ara verilmesi ciddi bir tekliftir. Trabzonsporlu yöneticiler ve şehir ileri gelenlerinin Fenerbahçe takımına karşı saygın bir ifade ile özür bildirdikleri görülmüyor. Bizim manevi bünyemizin kaldıramayacağı olaylar ve demeçler de var. Daha evvel Fenerbahçe’de top koşturan, şimdi Trabzonspor’da antrenör yardımcılığı yapan Egemen Korkmaz da sahaya dalmış. Bu hiçbir şekilde izah edilemeyecek çirkin bir davranıştır."
***
EĞER OBJEKTİF OLSAYDI ŞÖYLE AÇIKLAMA YAPARDI
İlber Oİrtaylı gibi çok önemli ve tüm ülkeye mal olmuş bir tarihçinin kulaktan dolma bilgilerle ve kendisine sorulan çanak sorularla birlikte böylesine konuşması gerçekten insanın midesini bulandırıyor. Ortaylı olayları gerçekten iyi analiz edebilmiş olsaydı, “Bu maç öncesinde Pendikspor maçında Fenerbahçe futbolcuların tavrı çok çirkindi. Hele hele rakibe en küçük bir saygı duymayan terbiyesiz Mert Hakan Yandaş’ın sakat sakat Trabzon’a getirilmesi de iğrenç bir durum… Maç öncesinde ortamın gerginliği bilinmesine rağmen bu Mert Hakan isimli psikopat ile İrfan Can Eğribayat’ın kitleyi kışkırtmak için yaptığı hareketleri çok terbiyesizce buluyorum. Ortam bu kadar gergin olmasına rağmen Fenerbahçe kurmaylarının futbolcularına, ‘Sakın taraftarı kışkırtmayın ve burada maçı oynanır kılalım’ dememesi kabul edilemez bir sorumsuzluk… Maç sonunda futbolcuların gergin olan tribünlere yaptıkları kışkırtıcı tavırlar bir sporcuyu kesinlikle yakışmadı ve adeta olay çıksın diye uğraştılar. Ayrıca şiddet bu ülkenin en büyük sorunu… İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yani ülkenin her yerinde hep şiddet, hep olay var. Ülkeyi yönetenlerin bu şiddetin temelini ele alarak çözüm bulmak için olağanüstü hal ilan etmesi gerekir. Taraftar şiddetinden dolayı sahalar kapatılacaksa ya da bir şehir mahkum edilecekse çetelerin cirit attığı ve her maçta olay çıkan İstanbul’un futboldan men edilmesi gerekir. Bu yapılırsa diğer şehirlere de aynı yöntem uygulanabilir” demesi gerekirdi.
Ama ne gezer? Adam fanatik, holigan…. Tek gözlüğü var o da, Sarı-Lacivert gösteriyor… Tarihçi de, aydın da, entelektüel de olsa bu değişmiyor. Çirkin yüzleri anında deşifre oluyor… Ya da gerçek karakterlerini açığa çıkarıyor bu Fenerbahçe…
Biz de İlber Ortaylı isimli fanatiği iyi tanıdık ve üzerini çizdik…
***
GERÇEKTEN MİLLET ÇOK ZOR DURUMDA
Ramazan ayı geldikten sonra iftar saatinde hiç dışarıda olmadım. Gerçi uzun yıllardır akşamları dışarda pek olmuyorum ya… Geçtiğimiz gün bir nedenle iftar saatine yakın dışarı çıktım. Bir arkadaşımla buluşacaktık ve otomobiliyle alacaktı. Ben de çıkıp Uzun Sokak ve Maraş Caddesinde tur attım. Cumartesi akşamıydı. Yani halkın iftar saati de olsa dışarıda en fazla bulunduğu günün akşamıydı… Gezerken lokantalar dikkatimi çekti. Bir baktım açık olanların büyük bölümü boş gibi bir şey… Birçok lokanta o saatte açık değildi ama açık olanlar içinde bir ikisi yarıya kadar doluydu. Ve iftar saatini bekliyordu. Diğerlerinde tek tük insanlar ya da müşteri bekleyen ancak tek kişiyi bile çekemeyen lokanta çalışanları… Oysa bundan birkaç yıl önce özellikle ramazan ayında ve iftar vaktine yakın tüm lokantalar açık olurdu. Ve hepsi de hemen hemen tıklım tıklımdı. İşletme çalışanları dışarıya ek masalar atardı, ayaktaki müşterilerine yer bulma telaşına düşerdi. Bu kez lokantaların içinin de, dışının da boş gibi olması gerçeğiyle yüzleştik.
Ve bir kez daha halkın geniş kesiminin gerçekten büyük bir ekonomik kriz içinde olduğunu gözlerimizle gördük. Artık dışarıda yemek yiyenlerin sayısı toplumun yüzde 10 ile sınırlı sanırım… Diğerleri evlerinin yolunu tutmak zorunda kalıyor otomatik olarak…
***
DEVLET VATANDAŞINA HİÇ Mİ GÜVENMEZ!
Türkiye’de her halde en güvenilmez kurumun başında politika gelir… Çünkü uzun yıllardır o kadar yalanla, iftirayla, olmayacak sözlerle karşılaşıyoruz ki, güven duygumuz yerlerde sürünüyor. Ancak bizim politikacılara hiçbir güvenimiz yokken, asıl onların halka güveninin sıfır olduğunu görüyoruz. Bir örnek vereyim… Ben bir fındık üreticisi ailenin çocuğuyum. Sanırım 2007 yıllarında ‘alan bazlı destek’ uygulaması başlatıldı. Babam yeni vefat etmişti. Babamın üzerine olan fındık bahçeleriyle ilgili işlemleri ben kendi üzerimden yapmak zorunda kaldım. O dönem bir hektar için 170 lira ödeniyordu ve 2007 yılında gübre, mazot ve alan bazlı destek olarak 3600 lira almıştım. Birkaç yıl sonra, “Fındık bahçelerinin bazılarında çalılık gözüküyor. O nedenle bu fındık bahçeleri ödeme dışı kalacak” dendi ve bu kez rakam bir anda 1600 liraya düştü. Ben bu arada iki kardeşimi dışında bırakarak işlemimi yapmaya devam ettik. Bunun üzerine de aldığım destek parası bin 200 liraya düştü.
***
BEN 2007’DE 3 BİN 600 LİRA, ŞİMDİ BİN 200 LİRA ALIYORUM
Aradan geçen süre tam 17 yılda destek parasına bir lira bile zam yapılmadı. Yani 2024 yılı için de yine de bin 200 lira olarak devam etti. Yani 2007’de 3 bin 600 lira, 2024’te bin 200 lira… Zaten yapılan masraf 500 lirayı buluyor. Kalanı harca harca bitmez değil mi? Neyse bu başka bir konu da, son iki yıldır ülkeyi yönetenler, “Bu alan bazlı destek, mazot ve gübre parasını nakit olarak çekemezsiniz. Ancak mazot ve gübre alabilirsiniz” dediler. Artık nakit çekmek yasak… Ya kardeşim, bir fındık üreticisinin bahçesine gübre ya da toz vurmaması düşünülebilir mi? Toz ya da gübre vurulmayan bahçeden hiç verim alınabilir mi? Üretici bir kısım gübresini sizin ödemeleri yaptığınız tarihten çok önce vuruyor zaten toprağa… Verdiğiniz para zaten 2-3 torba gübre bile almaya yetmiyor. Üretici sizin verdiğiniz paradan çok daha fazla ödeme yaparak gübresini vuruyor. Peki fındık bahçelerinin otunun biçilmeden fındığın toplanması mümkün mü? Yani motor ile yılda iki, hatta üç kez otlar biçiliyor. Sonuç olarak iz o parayı verseniz de, vermeseniz de mazotu kullanmak zorunda üreteci…
***
AYNAYA BAKIN GÜVENİLMEZ İNSANI GÖRÜRSÜNÜZ!
Sizler hangi hakla üreticiye güven duygunuzun hiç olmadığını göstererek, “Nakit çekemezsiniz, gübre ya da mazot alacaksınız” diyebilirsiniz. Kaldı ki, bu noktada gübresini almış insanlar ne yapıyor biliyor musunuz? Hesabına yatırılmış paranın bulunduğu hesaba ait kartıyla birlikte sizin istediğiniz benzin istasyonuna gidiyor ve otomobiline hesabındaki para kadar mazot koyuyor. Ya da bir arkadaşının mazotlu aracı varsa, onun arıcının deposunu dolduruyor. Ve arkadaşından nakit parayı alıp cebine indiriyor. Sonra da kendi ihtiyacı olduğunda cebinden para ödeyerek mazotunu alıyor, otlarını biçiyor. Tozunu ya da gübresini alıp, bahçelerine serpiyor. Yani bu uygulamanızla birlikte, “Destek parası başka yere harcanmasın” mantığıyla hareket etmiyorsunuz aslında… Size yakın olan benzin istasyonları para kazansın, ya da gübre ve tozun alınacağı Tarım Kredi Kooperatiflerinin cirosunun yükselmesin istiyorsunuz. Ayrıca bu uygulamanızla hiç güvenilmez olan sizler, halkına güvensizlik adına çok ilginç bir örnek sergiliyorsunuz.
Halkına güvenmeyen siyasetçi, kusura bakmayın da asıl güvensizlik duyulması gereken kişilerin kendileri olduklarını gösteriyor.
Yani güvensizlik duygusu bağlamında bu politikacıları aynaya bakmaya davet ediyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: