RİSK ALMADAN BAŞARI GELMEZ AMA!...
Hayatın her alanında insan başarı merdivenlerini çıkmak istiyorsa mutlaka kararlar almalı… Bu kararlar riskler içerir. Eğer alacağınız kararın çevrenizde yaşadıklarınızda bir örneği yoksa genellikle nasıl sonuç vereceğini kestirmeniz zor olur. Aldığınız karar başarılı sonuçlar doğurmuşsa aynı koşullarda yeniden bu kararı vermek kolaydır. Kötü sonuçları olmuşsa bu kez yeniden aynı kararı vermezsiniz. ‘Koşullar değişti, o nedenle bu kez alacağım aynı karar bu kez başarıyı getirir” şeklinde bir düşünceye de sahip olabilirsiniz ancak bu genellikle yine ilk uyguladığınızdaki gibi etki yaratır. Nadiren olumlu sonuçlar verir. Biz de buna, “Bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterir” şeklinde bir yaklaşım gösteririz. Bilirsiniz bir Fransız ayakkabı firma yöneticisi yıllar önce Afrika’ya gidiyor ve burada herkesin ayaklarının çıplak olduğunu görür. “Burada kesinlikle ayakkabı yatırımı olmaz. Çünkü hiç kimse ayakkabı giymiyor” der, geri döner… Birkaç yıl sonra bu kez başka bir Fransız ayakkabı imalatçısı yine Afrika’ya gider. Hiç kimsenin ayakkabı giymediğini görünce, “İnanılmaz bir Pazar var burada…Eğer bu insanlara ayakkabının yararlarını anlatabilirsek, firma satış rekorlarını kırar” şeklinde bir yaklaşım sergiler.
***
AYNI KARAR HER ZAMAN BAŞARI GETİRMEZ
Bu kuşkusuz bakış açısıdır. Ben farklı bakabilirim, sizler farklı bakabilirsiniz. Ama aldığınız her karar bir risk taşır.. Risk demişken yine çok anlatılan ama şehir efsanesi olarak kabul edilen aslında yaşanmış bir olayı da burada bir kez daha sizlerle paylaşalım ve sonra da bunları neden yazdığımızı ifade edelim…
Sınıfa giren hoca tahtaya büyük harflerle şunu yazıyor:
“RİSK NEDİR:”
Sonra, “Kağıtları çıkarın” diyor ve sınav böyle başlıyor.
Tek soru:
“Risk nedir?”
Sınav başlıyor ve kağıtlar teslim ediliyor…
Buraya kadar her şey normal…
ODTÜ’de sıradan bir gün ve sıradan bir imtihan…
Olay bir hafta sonra sınav sonuçları geldiğinde patlıyor…
Sınavı yapan hoca adını okuyarak bir öğrencinin kağıdını kaldırır ve bütün sınıfa gösterir…
Bembeyaz bir sayfadır…Üzerinde sadece öğrencinin adı soyadı ve numarası yazılıdır.
Öğrenci diliyle söylersek, “Boş kağıt vermiştir…”
Yani sıfır alacak bir kağıt…
Hoca, “İşte bu arkadaşınız tam not aldı” der ve nedenini açıklar.
Öğrenci, sıfır alacak bir boş kağıdı vererek, “Risk almış” ve böylece risk almanın ne olduğunu en çarpıcı örneği ile anlatmıştır…
İnsana bir şehir efsanesi gibi geliyor…
Oysa bu olay aynen olmuş…
Yeri de Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’ymüş…
Tahtaya bu iki kelimeyi yazan hocanın adı Muhan Soysal…
O yıllarda ODTÜ’nün bütün öğrencileri için efsane bir öğretim üyesi…
İşte onun dersinde boş kağıdı veren öğrenci tam not almıştır…
Ancak hikaye burada bitmiyor…
Bir de devamı var…
Aynı hoca bir süre sonra yine sınıfa gelir ve tahtaya yine büyük harflerle aynı şeyi yazar:
“RİSK NEDİR…”
Aynı öğrenci yine aynı şeyi yapar…
Yani boş bir kağıt verir…
Ancak bu defa sınav sonuçları açıklandığında herkesi hayretler içinde bırakan bir şey olur.
Muhan Hoca kağıdı yine bütün sınıfa gösterir…
Ne var ki bu defa öğrenciye verdiği not “Sıfırdır..”
Öğrenci dersten sonra hocanın odasına girer ve nedenini sorar.
Aldığı cevap şudur:
“Aynı koşullar altında aynı riski iki kere alan akılsızdır…”
Aynı hocadan aynı kağıtla hem tam not hem sıfır alan öğrencinin adı ise Mehmet Ali Berkman’mış…
***
TRAZONSPOR BÖYLE BİR RİSKLE DEV OLDU
Trabzonspor, kurulduktan sonra dışarıdan teknik direktörler ve transferlerle birlikte o dönem ismi 1’nci lig olan Süper lige çıkmak istedi. Olmadı, hatta kulüp iflasın eşiğine geldi. Bunun üzerine Bordo-Mavili kulübün kapatılması bile gündem yapıldı. Ama başta Barbon Ziya (Kurbetli) olmak üzere bazıları, “Trabzonlu futbolcularımız var. Antrenörlerimiz var. Onları takıma kazandıralım. Başarısız olsak bile en azından kulübü kapatmamış oluruz” dediler. Bu yola başvurdular. Ahmet Suat Özyazıcı, Özkan Sümer, Şenol Güneş, Turgay Semercioğlu, Kadir Özcan, Necati Özçağlayan, Cemil Usta, Tuncay Mesci, Bekir Barçın, Ali Yavuz, Hüseyin Tok, Serdar Bali, Güngör Şahinkaya, Ali Kemal Denizci, Necmi Perekli, Ahmet Ceylan’lı kadrolar böyle doğdu. Sonra Türkiye’yi sarsacak kadar büyük başarılara imza attılar. Şampiyonluklara ambargo koydular. İstanbul’un devasa kulüpleri yerle bir edildi. Anadolu ihtilali futbolla gerçekleşti. Sonra bu başarılar şehre yetmez oldu. Kulüp paralı başkan aradı, Mustafa Günaydın dönemi kısa sürdü, Mehmet Ali Yılmaz’da karar kılındı.
***
YILMAZ DA RİSK ALDI AMA KAYBETTİ
Mehmet Ali Yılmaz parası bol bir isimdi. Trabzonspor’a hiçbir emek vermeden başkanlık koltuğuna oturdu ama daha ilk anda büyük paralar vermeye başladı. En önemli sorun tesisleşme hamlesini de başlatan işaret fişeğini atan isimdi. Şehir de çok yardımcı oldu, bugünkü dev tesislerin temeli atıldı. Sosyal bir bina ve bir çim, bir de küçük toprak saha yapıldı. Sonra bu tesis yeni yönetimler tarafından büyütüldükçe büyütüldü. Tesis büyütülürken, Yılmaz’ın da buradaki emeği abartıldıkça abartıldı. Sanki şu andaki tüm tesisleri o yapmış gibi bir durum yaratıldı. Evet, o tesisin ilk harcını atan Mehmet Ali Yılmaz’dı ama bugünkü durumuna, Sadri Şener, Faruk Nafız Özak, Özkan Sümer, Atay Aktuğ gibi başkanların hamleleriyle ve uygulamalarıyla geldi. Neyse bunu geçelim. Yılmaz, “Ben Trabzonspor’u dünya kulübü yapacağım” dedi. Özkan Sümer ve Ahmet Suat Özyazıcı’yı dışladı, yabancı teknik adam getirdi. Yabancı transferine yöneldi. Çok yüksek maliyetli yerli oyuncular da alındı. Taraftar büyük bir coşku yaşıyordu. Ama sonuç tam bir felaketti. Trabzonspor sahada ezildikçe ezilirken, Mehmet Ali Yılmaz’a borç büyüdükçe büyüdü. Artık tüm camianın derdi, takımı zirveye çıkarmak değil, Yılmaz’ı memnun etmek ve küstürmemekti. Sonuç yabancı transferiyle, yabancı hocalarla bu işin yürümeyeceği gerçeği görüldü.
***
BU YOLDAN HİÇ VAZGEÇİLMEDİ
Mehmet Ali Yılmaz kaç kez başkan olduysa her birinde denediği tek yol, “Yabancı ve yüksek maliyetli yıldız transferleri” olarak görüldü. Teknik adam olarak ise zaman zaman yerli, çoğunlukla yabancı isimlerle yola devam etti. Sonuçta bir tek şampiyonluk bile yaşayamadan gitti. Ondan sonra gelen Sadri Şener de benzer yöntemleri izledi ama sürekli borç arttı, başarı merdivenleri asla zirveye çıkamadı. Faruk Nafız Özak bir ölçüde şampiyonluklara ulaşılan dönemdeki politikalara dönmeye çalıştı. Bunu kısmen başardı. Sonuç borç sıfırlandı, kasada o güne göre yüklü bir para vardı. Sahada 11 milli futbolcu ter döküyordu. 17 altyapı orijinli oyuncuyla birlikte şampiyonluk dışında tüm kupalar kaldırıldı. Şampiyonluk da iki dönemde şansızlıkla kaybedildi. Özak’ın aldığı risk aslında başarılı olmasına rağmen, yine Mehmet Ali Yılmaz’da çare arandı. O da bilindik yöntemleri kullandı. Yine takım rezalet sonuçlar aldı. Yine kötüydü. Ama kasadaki para tüketilmiş bir anda borç dağ gibi büyümüştü. Sandıkta Özkan Sümer Mehmet Ali Yılmaz’ı devirdi. O da borcu azaltma, altyapıya daha fazla değer katma çabasına girişti. Yine başarılı sayılacak işler yaşandı. Takım kupa kazandı, borç yarı yarıya eridi, birkaç eksiğiyle birlikte şampiyonluğa ulaşabilecek bir kadro ortaya çıktı.
***
SONRAKİ UYGULAMALAR DA RİSKLE TUFANA DÖNÜŞTÜ
Sümer sonrası Atay Aktuğ bir dönem iyi yönetti. Hem borç artık cüzi miktara düştü, şampiyonluğu hakemler elinden aldı. Takım kupa kazandı. Ama ikinci döneminde o da kötü bir yönetimle birlikte kulübün başkanlık makamının yeniden İstanbul’a taşınmasına sebep oldu. Nuri Albayrak ile başlayan süreçte alınan kararlar, yönetimsel açıdan hiçbir şekilde risk değildi. Çünkü denenmiş ve başarısız olmuş yöntemlerdi. Sadri Şener, İbrahim Hacıosmanoğlu, Muharrem Usta aynı deneyle farklı sonuç peşinde koştu. Hepsi de perişan oldu, gittiler ama asıl Trabzonspor’u berbat ettiler. Borcunu füze gibi fırlattılar, taraftarı aşırı ve içi geçmiş yıldız eskisi transferlere alıştırdılar. Ahmet Ağaoğlu geldi. Bir dönem transfer yasağı vardı. Bu dönemde zorunlu olarak altyapıdan 7-8 ismi A takım kadrosunda tuttular, sonra 5 yıldız ismi kadro dışı bırakınca bu gençler takımı 9’ncu sıradan aldı, 4’ncü sıraya kadar taşıdı. Hakemler izin verseydi şampiyon da yapacaklardı. Ağaoğlu en önemli riski Burak, Onur, Kucka, Amiri, Olcay gibi isimleri kadro dışı bırakmak ve Uğurcan, Yusuf Yazıcı, Abdulkadir Ömür, Hüseyin Türkmen, Abdulkadir Parmak, Arda Akbulut, Murat Cem Akpınar, sonrasında da Abdurrahim Dursun, Serkan Asan’lara forma vererek aldılar. Bu risk harika sonuçlar doğurdu.
***
BU AKIL TUTULMASINI ANLAYAN BERİ GELSİN
Ahmet Ağaoğlu ve ekibi zorunluluktan da olsa doğru yöntemi bulmalarına rağmen, bunda ısrar etmediler. Teknik kadroda tam bir rezalete imza attılar. Hüseyin Çimşir gibi bir ismi giyotine gönderirken, Eddie Newton isimli bir futbol fukarasını takımın başına getirdiler. Çöp transferlerle borç şişirildikçe şişirildi. Ardından Abdullah Avcı ile transfer politikasında pahalı isimler alınmasında zirve yapıldı. Bu yöntemle bozuk saat gibi Trabzonspor bir kez doğruyu gösterdi. Avcı yönetiminde 2021-22’de Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’ın ligin hiçbir evresinde yarışın içinde olmadığı dönemde, hakemlerin en küçük bir aleyhte hata yapmadığı bu sezonda, bir de rakipler Avrupa’da yorulurken, Bordo-Mavililer sadece lige odaklanarak şampiyon olunca her şeyi doğru yaptıklarını sandılar. Oysa bir yıl sonra hem ekonomik iflas aşaması geldi, hem de ligde, Avrupa’da ve kupada tam bir hüsrana sebebiyet verildi. Yeni Başkan Ertuğrul Doğan hata yapma lüksleri olmadığını söyledi ve tutarlı politika sözü verdi. Ama ne yazık ki bu kulübü yabancılaştıranlardan farklı hiçbir politika gerçekleştirmedi. Hatta daha da kötüye götüreceğinin sinyallerini verdi. Nenad Bjelica gibi bir yabancıyı takımın başına bela etti. Ama o tutmayınca bu kez de daha geçen sezon kulübü iflasa sürükleyen, takımı sahada berbat eden Abdullah Avcı’ya iş başı yaptırdı.
Oysa Avcı daha bu .yılın 7 Mart tarihinde verimsiz bir isim olarak gitmemiş miydi? Hem de bir lira istemediği ifade edilerek 2 aylığına tam 8,5 milyon lira cep harçlığı alarak ayrılmadı mı? Ve bu isim şimdi de 7,5 aylığına boş sözleşmeye imza attığı ifade edilerek tam 40 milyon lira verilerek geri getirildi. Bu noktada birçok bilim insanının önemli sözleri var da ben tekrarlamayayım…
Muhatapları bu önemli sözleri çok iyi biliyorlar.
Artık Trabzonspor yönetimlerinin yaptıkları risk alma falan değil…
Lafın tamamı delilere anlatılır derler…
Ben de susayım da anlayan ne demek istediğimi anlasın artık…
Yorumlar
Kalan Karakter: