DOĞAN DESTEK BEKLİYOR; İYİ GÜZEL DE!...
Trabzonspor başkanı Ertuğrul Doğan geçtiğimiz günlerde medya mensuplarıyla yemekli bir toplantı yaptı. Ben de davetliydim ama gitmedim. Daha önce de bu tür toplantılar için yapılan davetlere katılmamayı bir ilke kararı olarak hayata geçirdiğim için bu kez de gitmenin bir esprisi olmayacağını düşündüm. Çünkü kulübü yönetenlerin, başta Başkan Ertuğrul Doğan olmak üzere, medya mensuplarıyla da yaptıkları toplantılarda hiç de samimi olmayan açıklamalar yaptıklarını, sorulan sorulara verilen yanıtların içlerinin boş olduğunu defalarca gördüm. Dostlar alışverişte görsün mantığıyla yapılan bu tür uygulamalar beni öteden beri iter ve boşuna zaman kaybı olarak görürüm. Doğan ve arkadaşları ne yazık ki göreve talip olduklarında ve seçildiklerinde vaat ettiklerinin bir tekini bile yerine getiremediler. Ağızlar laf yapıyor ama bunların icraata dönüşmesi söz konusu olmuyor. Bu durumda birkaç soru sorduğumda alacağım yanıtların beni bile tatmin etmeyeceğini bildiğim halde neden toplantıya gideyim ki? Neyse konumuz bu değil… Ama düne kadar neden bu tür toplantılara gitmediğimi de izah etmek zorunda hissettim kendimi…
***
BİR YÖNETİME NEDEN SAHİP ÇIKILMAZ
Gelelim asıl konuya… Bu toplantıda Sayın Doğan birçok konuda açıklama yaptı ama özellikle kulübün ileri gelenleri, hatta başkanlarından bırakın maddi, manevi destek bile alamadığını söylemiş… Bir tek iki başkan ki bunlar da Nuri Albayrak ile İbrahim Hacıosmanoğlu imiş, kendilerini aramış ve manevi desteklerini esirgememiş… Bu iki başkanın Trabzonspor’a neler verdiğini, ne tür zararları olduğunu bilenlerdeniz. Bu ikilinin Bordo-Mavili kulübe başkan olmaları bile aslında sorunlu bir durumdur ama neyse… Ertuğrul Doğan, bir yönetime camianın hem maddi, hem de manevi olarak hangi koşullarda sahip çıkacağı konusunda sanırım yeterli birikime sahip değil. Ya da bugüne kadar yaşanan tecrübeleri bilmiyor. Veya unutmuş gözüküyor. Bu camia mesela Mehmet Ali Yılmaz döneminde kulübe ekonomik destek vermemiştir. Sadri Şener döneminde de bu pek söz konusu değildir. Nuri Albayrak, İbrahim Hacıosmanoğlu, Muharrem Usta, Ahmet Ağaoğlu ve nihayetinde Ertuğrul Doğan dönemleri de benzer durum yaşanmıştır.
Peki neden?
***
PARASIYLA HAVA ATMANIN SONUCU
Çünkü bu başkanlar kulübü kendi bildikleri gibi yönetmiş, ya ceplerindeki paralara çok güvenmiş, “Paralı başkan” sıfatıyla, Trabzonspor’a karşılıksız büyük yardımlar yapacakları, sonra da şampiyonluklara ambargo koyacaklarını hissettirmişlerdir. Bir kısmı da siyasetin oyuncağı olarak geldikleri ve genellikle kulübün çıkar gruplarınca benimsendiklerinden, asıl Trabzonsporlular tarafından pek dikkate alınmamışlardır. Zaten bu gibi başkanlar da, asıl Trabzonsporluları dışlamayı, onları, “Derin Trabzonspor” diye niteleyip aşağılamayı ve hem kulüpten, hem de kendilerinden uzaklaştırmayı yeğlemiştir. İşte bu dönemlerde kulüp sahipsiz kalmıştır. Sadece bir başkanın eylemleri ile birlikte yaşam mücadelesi vermiştir. Bunun sorumlusu bu büyük camiayı oluşturan paydaşlar değil, bizzat kulübün başkanlığına talip olurken, cebindeki paranın gücünü kullanarak büyük başarılar elde edeceklerini söyleyen, seçildikten sonra da Trabzonspor’un tüm dinamiklerini hiçe sayarak istedikleri gibi at oynatan bizzat başkanlar ve onların istediği gibi hareket eden yöneticilerdir.
***
ERDEM, ÖZAK VE SÜMER’E NEDEN SAHİP ÇIKILMIŞTIR?
Bir de Trabzonspor’da özellikle efsane kadronun yaratıldığı günlerde başkan olan Salih Erdem’in icraatlarına sahip çıkılmıştır. Bu kulüp o dönemde imece usulüyle ayakta durmuş, büyümüş ve sonunda efsaneleşmiştir. Bu durum Şamil Ekinci ve Ahmet Celal Ataman döneminde devam etmiş ama Mustafa Günaydın, “Ben 500 otobüsümle ve 10 milyar lira nakit parayla geliyorum” dediği için de camia yardımları bıçak gibi kesilmiştir. Sonra Faruk Nafız Özak döneminde kulübe destek artmıştır. Özak’ın ortaya koyduğu vizyon ve gelir kalemlerini artırma yönündeki çalışmaları, gecenin saat 02.00’ın da dahi kulübün ileri gelenlerini arayıp yapacakları bir eylemle ilgili fikir alışverişinde bulunmaktan geri durmamıştır. Altyapıya önem vermiş, kendi değerlerini yüceltmiş, borçları sıfırlamış, kasada 3 milyon dolar bırakmıştır. Bu ki 1996 yılı için müthiş bir rakamdı. Aynı şekilde Özkan Sümer seçildikten sonra da camia adeta ayaklanmıştır. Birçok yardım toplantıları yapılmış, çocuklar kumbaralarındaki paraları bile bağışlamış, herkes elini taşın altına koymuştur. Ama Sümer ve arkadaşları, “Vizyon-misyon” toplantılarıyla birlikte bu kulübü tüm camianın ortak değerleri çerçevesinde yönetme çabası göstermiştir.
***
ONLAR CAMİAYI KENDİLERİNE İNANDIRDILAR
Aynı Özkan Sümer, kulüp bataktayken, Mehmet Ali Yılmaz’ın 31 milyon dolarlık mahkeme ve 20 milyon 400 bin dolarlık da temlik kıskacından kulübü kurtarırken, adeta canlarını dişlerine takmıştır. Sonra takımdaki 13 pahalı isimle yolları zarar etmeden ayırmış, 8 ismi Akçaabat Sebatspor’a ya kiralık, ya bonservisiyle vererek, büyük ekonomik ağırlığın büyük bölümünden kurtulmuştur. Bu arada Fatih Tekke, Hüseyin Çimşir, Selahattin Kınalı, Muzaffer Bilazer ve Mehmet Yılmaz gibi Trabzon ya da Trabzonspor orijinli Süper Ligdeki 5 ismi kadroya dahil edip, altyapıdan da 7-8 futbolcuyu bünyeye katmış, düşük maliyetli ama kaliteli futbolcu transferiyle birlikte, enkazı kalmamış olan koca Trabzonspor’u yeniden ayağa kaldırıp, borçları yarı yarıya düşürmüş, saygın bir Trabzonspor yaratmanın temellerini atmıştır. Bu camianın dinamikleriyle durmadan yan yana yürümüştür. Gerektiğinde kulübün çıkarları için siyasetin en tepesindeki kurumu karşısına almaktan çekinmemiştir.
***
TRABZON SOKAKLARINDA YÖNETMİŞLERDİR
Sonuçta Salih Erdem, Şamil Ekinci, Ahmet Celal Ataman, Faruk Nafız Özak, Özkan Sümer kapı kapı dolaşmış, kulübün durumunu anlatmış, karşı görüşleri dinlemiş, destek taleplerinde bulunmuşlardır. Onlar Trabzon sokaklarında halkla iç içe yaşarken, toplumun isteklerini de dinlemekten ve fikirlerini almaktan geri durmamıştır. Yani bu kulübü neredeyse Trabzon sokaklarında yönetme becerisi göstermişlerdir. Burunlarından kıl aldırmayan, her şeyi bilen ve kimseyi dinlemeyen bir kafa yapısına sahip olmamışlardır. İşte Salih Erdem ile başlayıp, Şamil Ekinci, Ahmet Celal Ataman ile süren, uzun yıllar sonra Faruk Nafız Özak ve Özkan Sümer ile devam eden camianın kulüp yönetimine, daha doğrusu kulübüne sahip çıkma koşullarının neler olduğunu bilmem anlıyor musunuz? Çünkü onlar, “Biz yönetiyoruz, istediğimiz gibi at koştururuz” demediler. Söylemleri ve eylemleriyle birlikte asıl ve tek hedeflerinin Trabzonspor’u düzlüğe çıkarmak olduğunu dost düşman herkese kanıtladılar. Ve öyle desteği aldılar. Yoksa havanda su dövdükleri için değil…
***
PEKİ SİZ NE YAPTINIZ SAYIN BAŞKAN?
Neleri yanlış yaptığınızı anlatayım, ister beni dinlersiniz, ister kulak arkası eder ve çok bilmiş ama gerçekte Trabzonspor’u hiç yaşamamış olanların akıllarına güvenmeye devam edersiniz. Bir kere yola beraber çıktığınız ve 38 yıl sonra resmi olarak şampiyonluğu bu camiaya yaşatan başkanının Ahmet Ağaoğlu’nun ayağını kaydırdığınız, arkasından kumpas kurarak kulübü kongreye götürdüğünüz imajı oluştu toplumda… Daha kongre kararı alındığı gün başkan adaylığınızı ilan ettiniz. “Bu kulübün sorunlarını biliyorum ve çözerim” diyerek kendinize belki de kaldıramayacağınız büyük bir misyon yüklediniz. Ayrıca bunları yaparken de iktidar siyasetinin Trabzonspor’a destek veren, daha doğrusu yönetebileceği başkanlara destek veren kişileri arkanıza aldığınız şeklinde bir yaklaşım Trabzon’da en çok konuşulan konuların başında yer aldı. Toplum da, “Madem siyaseti bu kulübe bulaştırıyorsunuz, madem onlardan icazet alıyorsunuz, buyurun beraber tüm sorunları çözün” diye düşünme noktasına daha ilk dakikada geldi.
***
SÖYLEDİĞİNİZ SÖZLERİN ARKASINDA DURMADINIZ
Son 5 yıldır İstanbul’da yaşıyorsunuz ve Trabzon’a ancak özel uçağınızla gelip, birkaç yere uğrayıp, bir de maç izleyip, yeniden özel uçağınıza atlayıp, İstanbul’un yolunu tutuyorsunuz. Bu kente artık yabancılaşmışsınız, tıpkı Mehmet Ali Yılmaz ya da diğer İstanbul’da oturan başkanlar gibi… Sonra daha kongre salonunda verdiğiniz bir tek sözü tutma eğiliminde olmadınız. “Altyapı üretken olacak, buradan oyuncu kazanmazsak, batarız” dediniz. “Ekonomi felç ve böyle devam ederse kulübün kapısına kilit vururuz. Tasarruf yapmak zorundayız” sözleri ağzınızdan döküldü ama daha ilk dakikada Trabzonspor tarihinin en pahalı teknik direktörü Nenad Bjelica’yı tüm uyarılara rağmen kimseyi dinlemeden iş başı yaptırdınız. Transferde tutumlu davranacağınızı söylediniz ve Ahmet Ağaoğlu başkanlığı dönemini bile aratır bir şekilde tam 16 futbolcu transferi yaptınız. Hem de Pepe gibi bir futbolcuya bir yıllığını 3 milyon 350 bin Euro öderken gözünüzü bile kırpmadınız. Benzer çok sayıda oyuncu aldınız. Döviz kuru füze gibi fırlarken neredeyse tüm transferleri Euro üzerinden yaptınız. Hem de futbolculara her yıl artan Euro cinsi fiyatlar çektiniz.
***
ABDULLAH AVCI SEVENLER DERNEĞİ OLDUNUZ
Bjelica’nın işine son vermek zorunda kalırken 1 milyon 600 bin Euro tazminatı gözünüz kırpmadan ödediniz. Sonra da geçen sezon kulübün batışına sebep olan transferlerin en önemli aracı olan ve takımı rezil oynatan Abdullah Avcı’yı hem de 20 aylığına tam 100 milyon lira ödeyerek geri getirdiniz. Hiçbir aklı başına insanı dinlemediniz. Bu Abdullah Avcı’nın takım şampiyon olurken bile iyi futbol oynatamadığını körler bile fark etmişti. Hele geçen sezon mazeretci başı gibi hareket etti. Sözde istifa etti, onu göklere çıkardınız ama 2 aylık çalışmadığı sürecin 8,5 milyon lirasını cebine indirmekte hiçbir sakınca görmediniz. Bu adamın sorun çözmekten uzak olduğunu bilmenize rağmen, “lades” dediniz ve yeniden Trabzonspor’un başına musallat ettiniz. Bu Abdullah Avcı’nın altyapıdan oyuncu kullanmadığını, neredeyse genç futbolculara düşmanca yaklaştığını bilmenize rağmen kulüp için sakıncalı bu eylemde ısrar ettiniz. Bu Abdullah Avcı’nın elindeki hiçbir oyuncuyu geliştiremediğini sağır Sultan duymasına rağmen siz oralı bile olmadınız. Trabzonspor’u adeta Abdullah Avcı’yı sevenler kulübü haline getirdiniz.
***
BUGÜNE KADAR KULÜP YARARINA NE YAPTINIZ?
Son dönemlerde iyi para kazandınız. Bu kazandığınız yüklü paralar nedeniyle de Trabzonspor’da yönetici oldunuz. Sonra başkan yardımcısı, ardından asbaşkan ve nihayetinde başkanlık makamına oturdunuz. Bir kez olsun bu camianın önde gelenleriyle gerçekten fikir alışverişinde bulunduğunuz geniş toplantı yaptınız mı? Bu kulübün gerçek ihtiyacının neler olduğu konusunda fikir yürüten insanlarla bir araya geldiniz mi? Son dönemlerde Trabzon sokaklarında hiç volta attınız mı? Çay ocaklarında, çay bahçelerinde, kahvehanelerinde, esnaf lokantalarında bulundunuz mu? Çay içtiniz mi, yemek yediniz mi? Bir tek gazete ya da internet veya televizyon ofisini ziyaret edip, hal hatır sorup, fikir alış verişinde bulundunuz mu? Para verip istediğiniz gibi bağırttığınız taraftarlar dışında gerçek Trabzonsporlu olan kiminle muhatap oldunuz? Kulübün önemli dinamiklerine bir değer yüklediniz mi? Onlarla bir araya gelip, Trabzonspor için ne kadar önemli olduklarını bir kez olsun hissettirip, sonra da desteklerini talep ettiniz mi? Bu kulübün gerçekten her açıdan kurtuluşu için gövdenizi taşın altına koyduğunuzu hissettirip, bunu hissedenlerle omuz omuza yönetmeyi hiç düşündünüz mü?
Yok değil mi?
***
FİLDİŞİ KULELERDEN AŞAĞIYA BİR İNİN OLUR MU?
Bugün sizin kulübü yönetim biçiminiz, onca borca harca rağmen harcadığınız paraları gören birçok insan, “Biz destek verelim, yardım toplayalım, para havuzu oluşturalım. Ama başkan ve yöneticiler bu parayla futbolcuları, teknik direktörleri, menajerleri ve transfer edilen futbolcuların kulüplerini zenginleştirsin. Paramızın birilerinin cebini ısıtması için kullanılmasını kesinlikle istemeyiz” diyorlardır. Önce bu yarattığınız imajı yıkmalısınız. Fildişi Kulelerde oturup, aşağıya bakıp, oradaki insanlara burun kıvırarak, neler yaşadığının, ne hissettiklerinin, neler düşündüklerinin bile farkına varmayanlara, o aşağıda gördüklerinizin destek vermelerini beklemenin hayalini kurmak bile büyük yanlış sayın Başkan! Destek ve yardım bekliyorsanız önce aynaya bakacaksınız, kendinizi sorguya çekeceksiniz, özeleştirinizi yapacaksınız, Fildişi Kulelerinizden o insanların yanına ineceksiniz, bugüne kadar yaptığınız yanlışlardan dolayı özür dileyecek ve artık omuz omuza yürümek istediğinize onları inandıracaksınız. Bakın o zaman bu kulübün ayağa kalkması için sizden daha çok çırpınmıyorlar mı?
Yorumlar
Kalan Karakter: