ALIRKEN DE SATARKEN DE YALVAR YAKAR!
Türkiye’de kulüp başkanları ve yöneticilerinin işi çok zor diyeceğim ama dilim varmıyor. Çünkü işleri zorlaştırmalarının tek nedeni kulüp yönetimi konusundaki bilgisizlikleri… Biraz bilgisi olan, ağzı laf yapan teknik direktörlerin ve menajerlerin oyununa gelmekte mahirler hepsi de…Hatta medyanın yönlendirmesine anında karşılık veriyorlar ve sonunda da işin içinden çıkamaz noktaya geliyorlar. Spor kulüplerinde hep bir hedef konuluyor. “Şampiyon olmalıyız” ya da, “Avrupa’ya gitmeliyiz” şeklindeki bu hedefler konulurken, marka değeri, kulüp ekonomisi, üretim kapasitesi, piyasa koşullarına uyup uyamayacakları, futbol ailesindeki ağırlıklarının ne olduğuna dair sağlıklı bir değerlendirmede bulunmuyorlar. Kulübün tüm kaynakları kullanılarak, bütçelerini çok çok aşan transferler yapıyorlar. Bu yapılan transferler her dönem 10’u aşıyor. Zaten kadroda da 20’nin üzerinde futbolcu var ve bunların da büyük bölümü yabancı ne yazık ki…
Peki yeni alınan futbolcularla kadro kaç kişiye çıkıyor. En az 30 kişi oluyor. Sahada kaç futbolcu mücadele ediyor? Sadece 11 ve 5 değişiklik de yapılırsa sayı 16’ya çıkıyor. Teknik direktörlerin kafasında genellikle bir 11 oluşmuştur zaten… Büyük oranda aynı futbolcuları oynatıyorlar. Sonradan oyuna soktukları da büyük oranda değişmiyor. Peki böyle olunca diğer, hiç oynayamayan, ya da çok az oynayan futbolcunun durumu nereye gidiyor? Tabii ki adım atım hiçliğe, yok olmaya… Bir bakıyorsunuz ki, büyük umutlarla, önemli paralar ödeyerek transfer ettiğiniz futbolcu hiçbir işe yaramıyor. Bu arada takım da belirlediğiniz hedefe ulaşmaktan çok uzak… Teknik direktörler hemen mazeretler üretmeye başlıyor. “Şu sakatlandı, bu maçta cezalımız çoktu, hakem puanımızı çaldı. Taraftar tepki gösterdi, gece kötü rüya gördüm” şeklinde sıralanan mazeretleri bilgisiz, yetersiz yöneticiler hemen kabul ediyorlar. Sonra teknik adam yeni yeni transferler istiyor. Beceriksiz ve vizyonsuz yöneticiler, menajerlerle bağlantı kurup yeni ve onları hedefe taşıyacak futbolcuları almak için çırpınmaya başlıyor.
*****
BU DÜZEN SİRGİT DEVAM EDİYOR AMA DERS ALMIYORLAR!
Çünkü futbolcu, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da, Hollanda’da, Belçika’da, İspanya’da oynuyor. İyi de para kazanıyorlar. Türkiye’ye neden gelsinler ki? Onları ikna etmek için akla karayı seçen yönetim, bir de kesenin ağzını iyece açıyorlar. Sonu ne olacak diye düşünmüyorlar bile… Futbolcuların istedikleri para veriliyor, ailelerine el bebek gül bebek bakılıyor, yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında sözleşmeler hazırlanıyor. Ellerinin sıcak sudan soğuk suya değmeyeceği koşullar hazırlanıyor. Yollarına kırmızı halılar seriyorlar. Tam imza atılacak, bir de bakıyorlar ki, ellerinde haddinden fazla yabancı futbolcu var. Peki ne yapmak gerekir? Tabii ki takıma pek katkısı olmayan ama pahalı alınmış yabancılardan kurtulmanın yolunun bulunması şarttır. Bu nasıl yapılacak? Bu kez de, alınırken yalvar yakar olunan yabancı oyunculara, yeniden yalvar yakar olunuyor gitmeleri için… Bu futbolcular deli mi? Bir elleri yağda, bir elleri balda, aldıkları para sülalelerini yıllarca bakacak kadar yüksek; neden gitsinler ki? Diretiyorlar haklı olarak… Bu kez aynı oyuncuların gitmesi için büyük büyük paralar teklif ediliyor. Yollarına halılar serilerek getirilen bu isimler, bu kez paralarla sarmalanıp, gönderiliyorlar. Yeni transferlerin önünün açılmasıyla birlikte yönetenler de, teknik adamlar da derin bir nefes alıyorlar…
Ne zamana kadar?
Yeni alınanların da yarattıkları hayal kırıklığı sonucu, onlarla da yolların ayrılması için kırk dereden su getirilme sürecine kadar…Bu düzen sürgit devam ediyor, uzun yıllarca ama bir tek yöneten ders çıkarmıyor yaşananlardır.
*****
SÜLEYMAN HURMA HER ŞEY İYİ GÜZEL DE!
Vavacars Fatih Karagümrük’ün sahibi ve başkanı Süleyman Hurma geçtiğimiz günlerde ASpor’da canlı yayına çıktı. Burada kendi kulüplerine yapılan haksızlıkları anlattı, sonra da kulüplerin ekonomik batağa saplanmasıyla ilgili önemli mesajlar verdi. Hurma, “Ne yazık ki futbol kulüplerinin tümü batmak üzere… Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, Avrupa’nın dev kulüpleri de büyük borç altında… Hadi biz, yani Türkiye’de kulüpleri yönetenler bu işi bilmiyor, Real Madrid, Chelsea, Bayern Münih’i yönetenler de mi bilmiyor. Tüm kulüpler büyük borç darboğazı içinde debeleniyor. Ne yazık ki futbolcudan yana bir sistem var. Futbolcu büyük paralarla transfer oluyor. Sonra istediği gibi hareket edebiliyor. Sorumluluklarını yerine bile getirmiyor, parasını tıkır tıkır alıyor. Kulüpler bir yaptırım uygulayacağı zaman da hemen FİFA’nın yolunu tutuyor ve haklı görülüyor. Tüm haklar futbolcuların, kulüplerin en küçük bir hakkı yok. Bu nedenle FİFA’nın da, UEFA’nın da en kısa sürede önlem alması gerekir. Yoksa futbol kulüplerinin batması kaçırılmaz” benzeri açıklamalarda bulundu.
*****
KULÜPLER BATARKEN, SİZ NASIL ZENGİNLEŞTİNİZ?
Hurma’nın bu açıklamalarının altına imza atılır da, kulüpleri transfere silah zoruyla mı teşvik ediyorlar bunu anlamıyorum. Rekabet etme uğruna, kendi altyapılarına çağdaş gerekliliklere uygun yatırımlar yapmayan, buradan oyuncu üretip profesyonel takımda oynatmaktan kaçınan, taraftarından ve medyadan ödü kopan yönetimlerin dirayetsizliğinin rolü yok mu bu batakta… Toplumdaki herkesin başına bir çoban dikme anlayışı, anlı şanlı, büyük paralar kazanmış ve toplumda saygı gören yöneticiler için de geçerli mi? Bu kulüpler, ihtiyaçlarına göre transfer yapamaz mı? Bu noktada namuslu yöneticiler, teknik adamlar ve profesyonel çalışanlar olduktan sonra, futbolcuların ya da onların simsarlarının istedikleri şartları dayattığı sözleşmeler imzalamasının önü alınamaz mı? Nasıl ki şampiyonluğu, ya da belirlenen hedefi kaçırırken taraftara bin tane mazeret üretmeyi beceriyor yönetenler, transfer yapmamanın gerekçesini de anlatamaz mı? Süleyman Hurma bu açıklamaları yaparken, doğru diyor da, hiç iğneyi kendine ve kendisi gibi olanlara batırıyor mu örneğin? Sayın Hurma birçok kulüpte menajerlik yaptı, sportif direktörlük makamında oturdu. Bu işe de Trabzonspor’da başladı. O dönem henüz parası olmayan, arabasını satıp Avrupa’ya giderek staj yapmak durumunda olan biriydi. Peki sadece kulüp menajerliği yaparak nasıl bir servet biriktirebildi. Öyle bir servet ki, bir spor kulübü satın alabilecek kadar hem de!
*****
BUGÜNÜN SUÇLUSU KULÜPLERDEKİ TÜM GÖREVLİLERDİR
Sayın Hurma’ya sormak gerekir bir de; “Siz servet biriktirip, kulüp satın alacak noktaya gelirken, görev yaptığınız hangi kulüp ekonomik anlamda batağa saplanmadı? Var mı tek örneğiniz? Mesela Trabzonspor, örneğin Erzurumspor, Samsunspor, Kayserispor! Sizler bu kulüplerde görev yaparken, sadece anlık başarıların kovalanmasını gerektirecek transferlerin peşinde koşarken, kulüplerin geleceğini ipotek altına aldırdığınızın farkına hiç mi varamadınız? Küçük bir hatırlatma daha… Trabzonspor’u uçuruma götüren sürecin temel taşlarından biri olan İbrahim Hacıosmanoğlu döneminde Sportif Direktör olarak çalışırken tam 800 bin Euro’ya anlaşmıştınız. Aslında Trabzonspor en üst seviyedeki bir futbolcuya bu kadar para vermemesi gerekirken, siz bir çalışan olarak bu kadar yüksek maaşa imza atarken, “Bu kulübün batmasında bana verilen paranın da bir rolü olacak” dediniz mi?
Sanmam!
Ne yazık ki spor kulüplerini yönetenler de, bu kulüplerdeki profesyoneller de, teknik adamlar da, futbolcular da hep hak ettiklerini aldıklarını, gelinen rezalet süreçte hiçbir sorumlulukları bulunmadığını söylerler ve topu hep kendi dışındakilere atarlar…Oysa bu kulüplerin batma noktasına gelmesinde, endüstriyel futbol adı altında, bu güzel sporu paranın esiri haline getiren FİFA,UEFA’dan daha çok ülke federasyonları, kulüp başkanları ve yöneticileri, teknik direktörler ve yardımcıları, menajerleri ya da sportif direktörleri ve nihayetinde bindikleri dalı kesen futbolcuların rolü vardır.
Bunu Süleyman Hurma ve gibilerin de artık kafasına sokması gerekir!
Yorumlar
Kalan Karakter: