GAZETECİLİK ÖLMÜŞ GERÇEKTEN!
Geçtiğimiz günlerde orta yaştaki bir gazeteci arkadaşla sohbet ediyorduk. “Ağabey, bir konu vardı ama yazmadık, Trabzonspor’da tartışma olmasın istedik” dedi… Konunun ne olduğunu sordum. Bana, “Geçenlerde Ankara’da Ulaştırma ve altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu tarafından 25 gazeteci kabul edildik. Makamında sohbet ederken, görüntü alıp alamayacağımızı sorduk. Sayın Bakan sakıncasının olmadığını söyledi. Biz de hem görüntü, hem ses kaydı aldık. Burada Ahmet Ağaoğlu’nun hava alanı büyütülmesi ve tesislerin istimlakıyle ilgili sorular sorduk. Bakan da, Ağaoğlu’nu eleştirdi, iki gün sonra kendisini arayıp, ‘İstimlak konusunu resmi sitede yalanladık. Ama ben mahcup oldum, sizin için başka bir şeyler yapabilir miyim?’ dedi. Ben de kapatalım bu konuyu dedim’ şeklinde sözler sarf etti. Görüntü de, ses kaydı da var” dedi ve bunları bana izletti.
Görüntüyü ve ses kaydını dinledim. Şaşırdım doğrusu ve, “Kardeşim, Bakan size görüntü ve ses kaydı alma izni vermiş. Ayrıca burada 25 gazeteci var. Onların önünde Bakan’ın yaptığı açıklamalar, biri tarafından yazılsa, haber atlamış olursunuz. Bu yazılmaz mı?” dediğimde de, “Kulübe zarar gelmesin istedik” ifadelerini kullandı. Bir başka gazeteci orta yaş arkadaşla konuşurken, “Trabzonspor’un hiçbir oyuncusuna transfer teklifi gelmedi ama bu konuda piyasa yapılmaya çalışılıyor” ifadelerini kullandı.”Eee bunu neden haber yapmıyorsun?” dediğimde de, “Kulübe zarar gelir diye ağabey” şeklinde açıklama yaptı. “Peki kardeşim, bu oyunculara teklif yoksa, Ocak ayında ortaya çıkmayacak mı? Hiçbir kulüp resmi teklif getirmeyince, ismi geçen Gomez, Djaniny iyi bonservis bedelleriyle gidemezse o zaman toplum gerçeği öğrenmeyecek mi? Kaldı ki bu gerçeği toplum ne kadar erken öğrenirse o kadar iyi değil mi? Yarın hayal kırıklığına uğramaz. Çünkü yönetim, takımı güçlendirme transferlerini ancak elindeki bazı verimsiz oyuncuları satabilirse, yapabilecek. Transfer olmayınca taraftar tepki göstermeyecek mi? O zaman kulüp zarar görmeyecek mi?” diye itiraz ettim ama biliyorum ki nafile…
Ne yazık ki ülkemizde de, Trabzon’da da büyük çoğunluk gazeteciliğin halka gerçekleri ulaştırma sanatı olduğunu unutmuş… Ya da yönetenlerin koltuklarında bir raptiye görevi olması gerektiğinin bilincinde değil… Hele hele gazetecinin toplumsal muhalefetin sesi olduğu gerçeğinden hiç haberleri yok… Böyle olunca da, gerçek gazeteciler ya ülke, ya da Trabzon veya Trabzonspor düşmanı oluyorlar…
Yazık doğrusu…

TAKIMI, O İSİMLER Mİ KAPATIYOR?
Trabzonspor, bizim gençlik yıllarımızda tüm birimleriyle basına açıktı. Gazeteci, idman olsun olmasın, tesislere gider, sosyal bölümde oturur, orada bulunanlarla sohbetler eder, çayını, kahvesini içer, futbolcularla, teknik adamlarla, yöneticilerle görüşür, neredeyse 24 saat özgürce hareket ederken, daha çok gerçek habere ve bilgiye ulaşırdı. Hatta futbolcuyla konuşup, odasına çıkar, burada sohbetler edip, dertleşirdi. İdmanlar hep açıktı. Hani maç öncesi son taktik idmanını bile izleyebilirdik. Kamp dışında tesisler, bizim de evimiz gibiydi. Böyle olunca da yalan, ya da abartı haber pek olmazdı. Çünkü gerçekleri bizzat yaşayarak görürdük. Ama haber de kaçmazdı tabii ki… İstediğimiz futbolcuyla, ya da personelle veya yöneticiyle zamanı varsa, onlar da kabul ederse istediğimiz röportajı yapardık, fotoğraflarımızı çekerdik ve çok güzel haberlere imzalar atardık.
ZAMANLA KISITLAMALAR, SONRA YASAĞA DÖNÜŞTÜ
Zamanla bir kısım futbolcu ki, bunların başında Ünal Karaman vardı, tesislerdeki rahatları bozulmasın, istedikleri gibi hareket etsinler diye gazetecilerden şikayetlere başladılar. Yönetimler de adım adım gazetecilere yasaklar getirme yoluna gittiler. Adeta düşmanlaştırıldılar, neredeyse tesislere hiç sokulmama sürecine girildi. Haftanın belli günleri çalışmalar gazetecilere açıldı, bazı günler idmanların bir bölümünü izlemeleri serbest oldu. Haftanın bir günü gazetecilerin, futbolcularla ya da istedikleri bir kişiyle röportaj yapabilme hakkı verildi. Bu da medya biriminin başındaki kişiden izne bağlandı. Bu uygulama Abdullah Avcı döneminde de devam ediyor. Öyle ki daha da abartılı bir şekilde… Maçların olduğu dönemlerde neredeyse tüm idmanlar kapatıldı, tesisler zincirlerle sarılmış bir şekilde, girişler engellendi. Haftalık futbolcu röportajlarının yerinde de yeller esiyor. Tam bir diktatörlük kuralları uygulanıyor. Bunu yapanların da şu anda takımla ilgilenen medya biriminin başındaki kişi Can Karyağdı ile Teknik Direktör Abdullah Avcı olduğu ifade ediliyor. Zaten onlar istese, birçok konuda gazeteciler daha özgür hareket edebilirler.

CAN KARYAĞDI’NIN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
Gerçekten yazık… Hayatının büyük bölümünü gazeteci olarak yaşamış, onların çektiği sıkıntıları bizzat içinde hissetmiş ama Trabzonspor’dan aldığı ballı börekli maaşla geldiği yeri unutmuş, futbolcu şampiyonluk sevinci yaşarken, sanki o sahada mücadele etmiş gibi anlamsız hareketler yapan, saha kenarında zaman zaman görüntüsüyle ve tarzıyla tartışma konusu haline gelen Can Karyağdı’nın, artık bu görevde daha fazla kalması, tüm Trabzon medyası için bir handikaptır. Yılbaşı itibarıyla sözleşmesi sona erecek. Yönetimin, onunla bağları koparıp, yerine medyayla ilişkileri çok daha iyi olan, daha özgürlükçü, daha çalışkan bir ismi getirmesinin en doğrusu olacağı düşünülüyor. Can Karyağdı da yeniden eski mesleğine dönerse, bugünkü tavrının ne kadar çirkin olduğunun sanırım farkına varır ama iş işten geçmiş olur. Abdullah Avcı da, çözümün takımı tümüyle taraftara ve medyaya kapatmak değil, tam aksine onlarla bütünleşmesi olduğunun ayrımına varır.
CÜNEYT ÇAKIR VE HAMZA MISIR DOSTLUĞU
Geçtiğimiz hafta sonu Akyazı’da 1461 Trabzon Spor ile Balıkesirspor'un maçı vardı. Güzel bir atmosferde oynanan müsabaka ev sahibi takımımızın 2-1 üstünlüğü ile sonuçlandı. Maç hem seyirci hem protokol açısından üst seviyede ilgi gördü. Protokol tribününde Trabzon Milletvekili Salih Cora ile birlikte pek çok siyasinin ve bürokratın da olduğu görüldü. Protokol tribününde bir diğer dikkat çeken kişi ise FİFA kokartlı eski hakem Cüneyt Çakır’dı. Dünya kupalarında ve Avrupa’da çok önemli maçlar yönetmiş Çakır’ı Trabzonlu dostları yalnız bırakmadı. Özellikle Trabzon’u yıllarca gururla temsil eden Süper Lig hakemi Hamza Mısır ve Trabzon İl Hakem Kurulu Başkanı Ali Şükrü Beldüz’le samimi olduğu görüldü. Süper Ligde birlikte görev yapan Çakır ve Mısır ikilisinin dostluğu Trabzon’a taşındı. Bildiğiniz gibi Hamza Mısır ayrıca Merkez Hakem Kurulunda da görev yaptı. Trabzon adına başarılı izler bıraktı. Cüneyt Çakır ise hakemliği yeni bıraktı. Trabzon’un bir başka gururu Barış Şimşek gibi yurtdışında da çalışabilir. Pek çok ülkeden teklif aldığı biliniyor. Türkiye’yi tercih ederse önemli görevlere gelmesi pek muhtemel. Gelecekte Hamza Mısır'ın ve Ali Şükrü Beldüz'ün fikirlerinden ve deneyiminden yararlanabilir. Ayrıca Çakır'ın Trabzon’da olması Trabzon hakem camiası adına önemlidir. Son dönemde Trabzon’da meydana gelen hakemlere saldırı haberlerinden sonra üst düzey bir ismin Trabzon’da olması hakemleri sevindirmiştir. Çünkü Çakır'da bir 8 Mart hakem operasyonu süreci geçirmişti. Gerçi 8 Mart sürecinde o dönemin Trabzonlu TFF üyesi Mustafa Hacikerimoğlu Çakır'a yakın gazeteciler tarafından hedef gösterilmişti. Onun üzerine Çakır'ın Trabzon’da olması hakemlere bir mesaj olarak algılanabilir. Bilmiyoruz ama belki de Cüneyt Çakır hakemlerle buluşmuş tecrübe paylaşımında da bulunmuştur. Bundan sonrada Trabzon’da bu buluşmalarla birlikte, Çakır ve Mısır dostluğunun da devam etmesini temenni ederiz…
Yorumlar
Kalan Karakter: