GÜNEŞ’TEN BİR SÜMER ÇIKAR MI?
Kuşkusuz Trabzonspor tarihinin en önemli 5 ismini saymaya çalışsanız bunlar arasında mutlaka Şenol Güneş’i yazarsınız. Çünkü Bordo-Mavili kulübün tarihinin en görkemli günlerinin kalecisidir, kaptanıdır, lideridir. Onunla birlikte Bordo-Mavili ekip, Süper ligde tam 6 kez şampiyonluk yaşamıştır. Sayısız Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı kupası ve Başbakanlık Kupası kazanılmıştır. Teknik adamlık günlerinde de takımı 3 kez şampiyon yapmıştır ama her defasında ülkenin güçlü siyasileri ve TFF, hakemleri tetikçi kullanarak elinden bu şampiyonlukları almıştır. Ama yine de Türkiye Kupası, Süper Kupa onun döneminde kazanılmıştır. Ayrıca A Milli takıma tarihinin en başarılı günlerini yaşatmıştır. Beşiktaş’ta iki kez üst üste şampiyonluk ipini göğüslemiştir. Tüm bunlar Şenol Güneş’in Trabzon kentinin bugün uluslararası anlamda marka değeri olmasını da sağlamıştır. Bu nedenle de Güneş, Trabzonspor tarihine altın harflerle ismini yazdırmıştır.
***
KAPİTALİZMİN YARATTIĞI İNSAN TİPİ
Ancak aynı Güneş, çıkarcıdır. Sadece kendisini düşünür. Çıkarı olduğunda acımasızdır. Güçsüzü ezer, güçlünün yanında yer alır. Lobi yapmayı becerir ve bu lobi sayesinde her zaman en önemli yerlerde iş bulur. Çalıştırdığı takımlarda güçlü futbolculara pek dokunmaz ama gençlerin kafasını ezmekten geri durmaz… Çıkarına biraz dokunan olduğunda yerin dibine batırır. “Konuşursam sokağa çıkamazlar” der, bir kez olsun konuşmayı düşünmez. Trabzon’a gelir nerede kendisine, “Bir tanesin, teksin, harikasın” diyecek isimlerle beraber olur, bir kez olsun, kendini eleştireceklerle oturmayı, sohbet etmeyi aklından bile geçirmez. Bir kulüpte ya da milli takımda ekonomik açıdan biraz alacaklı kaldığında ortalığı ayağa kaldırır, susmak nedir bilmez… Kuşkusuz kapitalist düzenin yarattığı insan profillerinden biridir de Şenol Güneş… Saha içinde çok başarılı olmasına karşın, saha dışına çıktığında bu düzenin her türlü çürümüş yönünden etkilenmiş ve bunu da sorun etmemiştir. Hep sistemden yakınır ama aynı sistem kendi lehine işlediğinde sesi soluğu çıkmaz. Bir kez olsun o sistemin tekerine çomak sokmayı düşünmez.
***
BAŞKANLIK HEDEFİ LAFTA KALDI
Şenol Güneş, 1994 yılı içinde bizzat Altuğ Atalay ve bana yaptığı açıklamada, “10 yıl sonra bu kulübe başkan olacağım, herkes başkan nasıl olur görecek” açıklamasını yapmıştı. Aradan 30 yıl geçti ama kendisine böyle bir teklifle gidenleri duymazdan geldi. Yaşı 71’e dayandı. Karun kadar zenginleşti ama para kazanmaya bir türlü doyamadı. Son dönemlerde ismi Trabzonspor’da başkanlık için geçiyordu. Hatta yakın çevresi, “İstediği isimler yönetime girerse ortaya çıkabilir” diyordu. Biz de bu durumu kamuoyuna taşıdık. Fakat şimdi öğreniyoruz ki, Şenol Güneş yeniden teknik adamlık yapmaya çok istekli ve iştahlıymış… Olabilir, hayat onun, istediği gibi yönetmek de hakkı. Birçok kişi Güneş’e başkanlığı yakıştırırken, onda Özkan Sümer ruhunu aradıklarını biliyorum. Ama tüm eksiklerine rağmen Sümer’de bir şövalye ruhu vardı. Savaşı severdi, kaçmazdı. Kapitalist düzenin yarattığı futbol kültürüne temelden karşıydı ama çelişki içindeydi. Çünkü o da, kapitalist düzenin yarattığı bu futbol sisteminden beklenmek durumundaydı.
***
GÜÇLÜLERLE HİÇ SAVAŞ VERMEMİŞTİR
Yine de Özkan Sümer gerektiğinde sisteme başkaldırmaktan geri durmuyordu. Çünkü, “Trabzonspor güçlülerle sevişerek değil, savaşarak büyük olmuştur” sözünün yaratıcısıydı. O nedenle de en verimli çağlarında teknik adamlıktan kopup, Trabzonspor başkanlığına soyunabilmiş ve belki de kendi geleceğini de yok etmiştir. Sümer bunu yaparken henüz 60’lı yaş grubundaydı. Şenol Güneş ise 70 yaşını aşmış bir isim… Ama buna rağmen hala daha para kazanmaktan geri durmak istemiyor. Sistemi değiştirme yolunda bir adım atmayı değil, onun içinde kazananlar sınıfında olmayı arzuluyor hala… Çünkü Şenol Güneş, güçlülerle savaşarak hiçbir yere ulaşmamış, tam tersine onlarla dirsek temasını kurarak yükseldikçe yükselmiş, kazandıkça kazanmıştır. Bundan da kesinlikle vazgeçebilecek güçlü bir iradeye sahip de değildir.
O nedenle, Şenol Güneş’ten bir Özkan Sümer çıkarmak mümkün değildir.
***
FUTBOLDA YARIŞI BARONLAR MI BELİRLİYOR?
Türkiye’de uzun yıllardır futbolda kaderi hakemler belirliyor. Daha doğrusu siyaset rotayı çiziyor, TFF buna göre hareket ediyor, MHK mesajı alıyor, sonra da hakemlerin beklentiye göre maçlarını yönetmesini istiyor. Hakemler de genellikle tetikçilik görevini yerine getiriyor. Yıllardır şampiyon olacak, Avrupa kupalarına katılacak ve küme düşecek takımları ne yazık ki ya hakem düdükleri, ya da bayrakları belirliyor. Bu sezon da hakemler ne yazık ki tartışmanın tam merkezinde… Anadolu kulüplerinin çığlıkları duyulmuyor bile… Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş başta olmak üzere, bir ölçüde Trabzonspor da ses yükseltebiliyor ve belli kamuoyu yapabiliyorlar. Üç büyükler, hakemler maçları kendi lehine bitirmediklerinde ortalığı ayağa kaldırıyor. Bu modaya Trabzonspor başkanı Ertuğrul Doğan da uydu. Kuşkusuz Trabzonspor’un aleyhine kararlar veriliyor ama lehine de düdüklerin çalındığı ya da çalınmadığı gerçeği göz ardı ediliyor.
Neyse asıl konumuza geçelim.
***
HAKEMLER U DÖNÜŞÜ MÜ YAPTI?
Bu sezon en çok sesi çıkan kulüplerin başında Fenerbahçe bulunuyor. Merhum Özkan Sümer’in dediği gibi, “Fenerbahçe haksızlığı hak olarak görüyor” sözüne uygun davranış sergileyen bu camianın önde gelenleri, belki de en tepelerden aldığı güvenle de istediği gibi at koşturmak amacıyla hareket ediyor. Geçtiğimiz hafta içinde Fenerbahçe kulübü başkanı Ali Koç, MHK başkanı Ahmet İbanoğlu’nun kendilerini mahkemeye vermesinden dolayı artık tarafsızlığını yitirdiğini ve istifa etmesi gerektiğini açıkladı. Hemen ardından oynanan Fenerbahçe-Karagümrük maçı 2-1 devam ederken, hakem mutlak penaltıyı vermedi. VAR da bu pozisyonu atladı. Maçtan sonra VAR kayıtlarının sızdırıldığı ileri sürüldü. Bunun üzerine de Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Ahmet İbanoğlu, Fenerbahçe ile Fatih Karagümrük maçının hakemi Arda Kardeşler ile VAR hakemi Hüseyin Göçek arasında geçtiği iddia edilen konuşmanın hayal ürünü ve gerçek dışıdır” açıklamasını yaptı.
***
TÜM MAĞDURLAR EL ELE VERMEZSE!..
Bu iddialar, talepler ve savunmalar bir yana, MHK başkanının istifaya davet edildiği günlerde, Fenerbahçe aleyhine bariz bir penaltının verilmemesi kafalarda soru işareti bırakmayı gerektirmez mi? Sonuçta görülen o ki, futbolun baronları, Türkiye Süper Liginde zirve yarışının Fenerbahçe ve Galatasaray arasında puan puana gitmesini istiyorlar. Böylece ligin reytingi artacaktır, reklam ve sponsorluk anlaşmalarının bedeli yükselecektir. Maçları yayınlayan kuruluş da bu işten en üst seviyede nemalanacaktır. Futbolun baronlarının işine böyle geliyorsa, diğerlerine de sanırım figüranlık rolü düşüyordur. Çünkü bu oynanan oyuna karşı gerçekten çok büyük bir tepki koyulamazsa, yani mağdur kulüpler, “Maçlara çıkmıyoruz, buyurun ligi oynatın” diyemezse bu devran böyle sürer… Her sezon aynı şeyleri konuşur dururuz. Bir ara futbolun güçlü aktörleri bizim de ağzımıza bir parmak bal sürer ve susturur.
Yanılıyor muyuz?
Yorumlar 2
Kalan Karakter: