BAŞKAN’DAN DUYMAK İSTEDİĞİMİZ AÇIKLAMA!
Türkiye özellikle Haziran ayından itibaren Trabzonspor’un satışı konusunu konuştu. Bu noktada yetkili ve etkili isimlerden tatmin edici açıklamalar gelmedi. Yani sanki satılsa ne olur satılmasa ne olur havası estirildi. Hele hele bir an önce Divan Kurulu Başkanlığı görevinden gitmesi camia tarafından beklenen ve artık koltuğu fazladan işgal ettiği düşünülen Ali Sürmen’in de her açıklamasında yasalardan, yönetmeliklerden söz edilerek, “satılabilir”e getirdiği ifadeleri bu kulübü gerçekten sevenlerin sinirlerini tepesine getirmeye yetiyordu. Başkan Ertuğrul Doğan da, kendilerinin satmayı düşünmediklerini, böyle bir durumun gündemde bulunmadığını açıklaması, ‘dostlar alışverişte görsün’ şeklinde değerlendiriliyordu. Fakat aynı Ertuğrul Doğan, Tüzük Değişikliği kongresinde yaptığı değerlendirmede, “ Trabzonspor satılamaz” sözünü direk söyledi. Yani noktayı koydu. Kulüp başkanından beklenen de bu… Net, kesin ve herkesin anlayabileceği dilden bir açıklama… Bu kulübün başkanının söylediği bu sözü artık senet kabul ediyoruz ve rahat uyuyabileceğimizi ifade etmek istiyoruz.
Evet, Sayın Doğan’ın dediği gibi, ‘Trabzonspor satılamaz’
Bir insan en değerlilerini satmaz. Trabzonspor da bu kentin en değerlisidir ve satılması dahi düşünülemez. Düşünen bilin ki bu kulübe düşmandır ve tek derdi nemalanmaktır.
***
FIRAT KORKMAZ’IN TARAFTARLIK HİKAYESİ
Aslen Mersin’in Tarsus ilçesinden olan Fırat Korkmaz isimli Trabzonspor taraftarı paylaşımıyla herkesin takdirini kazandı. Korkmaz Bordo-Mavili takımın taraftarı nasıl olduğunu anlatırken, duygulandırdı ve bir taraftarın nasıl olması gerektiğini herkese göstermiş oldu. İşte Fırat Korkmaz isimli taraftarın herkese örnek olması gereken Trabzonsporlu olma sürecinin kısa tarihi:
“Biz, Anadolu’nun farklı yörelerindeki Trabzonspor taraftarlarının sıklıkla maruz kaldığı merakın en anlamsızıdır; “Neden Trabzonspor taraftarı olduğumuz”… Bunu soranlar kendi şehir takımlarının –bırakın ilk 11’ini-, birkaç oyuncusunu, ya da kendi şehir takımlarının liglerdeki puan sıralamasından bile bihaber maalesef. İstanbul’a özenenler, benliklerini oligarşiye kurban verenler, bizdeki Anadolu sevdasını garipsemekte… Evet, gerçekten garip ve içler acısı.Küçükken sorarlardı büyüklerimiz “tuttuğumuz” takımları. Bir gruba, zümreye ait olma güdümüzü gelişme dönemimizde büyüklerimiz perçinledi. “x takımını tut, sana çikolata alacağım.”, “y takımı taraftarı olduğunu söyle, seni lunaparka götüreceğim”, “en büyük z diye bağır, sana para vereceğim.” gibi tekliflerle ben de yüzleştim. Küçükken tuttuğunuz takımın sorulmadığı tek yer Trabzon’dur. Ve bahsettiğim türden teklifleri duymaz, bilmez Trabzonlu çocuklar…
***
‘SÜLALEMDE BİR TEK KARADENİZLİ YOKTU’
“x,y,z” gibi İstanbul’u mekân edinmiş lobilere hayranlık duymamızı isteyen o kadar çok “bilgisiz”, “bilinçsiz” amcalarımız, ağabeylerimiz, büyüklerimiz vardı ki…Üç bilinmeyenli eşitsizlik sisteminde kaybolmadık ben ve benim gibiler. Taraftarı olacağım takıma ben karar vermeliydim; takıma taraftar olmak, hayata bakış açımızdı aslında, veya bir çeşit kimlik… Çevremdeki insanları duygu durumları, “tuttukları” takımların başarılarıyla veya başarısızlıklarıyla değişebiliyordu. Mersin’in Tarsus ilçesinde, 1983 sonbaharında dünyaya gelmişim. Sülalemde Karadeniz’den yok. Üç bilinmeyenli eşitsizlik sistemine, Akdeniz’den, Mersin’in Tarsus ilçesinden 12 yaşımda kafa tutmaya başladım. Taraftarlığın “bilgelik” olduğuna inandım ve onlarca cilt spor ansiklopedilerinden Türkiye ve dünya futbolunu araştırarak, öğrenmeye, taraftarı olacağım takıma karar vermeye başladım. Dünya futbol tarihini, o günlerdeki araştırmalarım ve edindiğim birikim sayesinde, hala çok iyi bilirim.
Taraftarı olabileceğim takımlar kafamda netleşmişti artık: İtalya’dan Parma, İngiltere’den Liverpool, Türkiye’den Trabzonspor… Parma’yı armasından dolayı eledim; haç sembolü kullanılmıştı ve bu sembol yaşayışıma aykırıydı. Liverpool’u Bill Shankly’nin futbola bakış açısından ve “You’ll Never Walk Alone” sloganından dolayı tercih ediyordum. Ancak, Liverpool’u söz konusu başarısının zirvesinde mağlup eden Türk takımı Trabzonspor’a kayıtsız kalamadım.
***
KENDİ YURDUNDA DIŞLANAN BİR GENÇ
Tercihim neticesinde dışlandım, hor görüldüm, dayaklar yedim; “ayıp” etmiştim sanki. Ben, Trabzonspor’u akıldan sayı tutar gibi “tutmamıştım” ki; sevdalanmıştım Trabzonspor’a 12 yaşımda. Bu sevdayı, arkadaşlarımdan yediğim “anlam veremediğim” dayaklar neticesinde bile, hıçkırarak defalarca haykırdım. Günlük spor gazeteleri alıp takip etmeye başladım. Gazetelerdeki Trabzonsporlu futbolcu resimlerini ve Trabzonspor logolarını kesip yastığımın altında saklardım. Her yeni güne Trabzonspor ile uyanıyordum. Kahramanlarım Şota ve Hami’ydi… Takip ettiğim spor gazetelerinden biri takımların futbolcu kartlarını veriyordu. Kaleci Viktor, Soner, Lemi, Hami, Şota, Ogün, Abdullah, Arçil, Orhan, Hamdi, Cengiz, vs. kart koleksiyonumla her daim yanımdaydılar. Yine bir spor gazetesi, her gün Trabzonspor’un tarihini ve Avrupa başarılarını yayınlıyordu. 14 Eylül 1983 tarihinde İnter’i yendiğimiz maçın gol fotoğrafını gördüm ve taraftarı olduğum takımla tekrar ve tekrar gurur duydum. Şöyle yazıyordu fotoğrafın altında: “14 Eylül 1983. Trabzonsporlu Tuncay’ın golü İnter ağlarında. Tanınmış kaleci Zenga çaresiz…”
***
‘ZENGA’YA ATILAN GOL GURURUMU OKŞADI’
Bu fotoğrafı gördüğüm yıl, İtalyan kaleci Walter Zenga, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kalecisi seçilmişti. (İkinci Danimarkalı Peter Schmeichel ve üçüncü İtalyan Dino Zoff’tu) Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kalecisi Zenga’yı çaresiz bırakan, 1982 Dünya Kupası şampiyonu İtalya milli takımının defans hattını oluşturan takımı yenen, Trabzonspor’la gurur duymamak elde değildi. Takip ettiğim bir başka spor gazetesinin reklam filmi, o dönem Trabzonspor Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’nde çekilmişti. 7-8 yaşlarında bir çocuk tesisleri geziyor, duvarlardaki eski maçlara dair fotoğraflara bakıyor, bu esnada, Trabzonspor’un Liverpool zaferine dair ses kayıtları duyuluyordu. Çocuk ağlamaya başlıyor, Ogün Temizkanoğlu gelip çocuğa sarılıyordu. İlk ağladığım görsel yapım diyebilirim. Bu reklamı izleyebilmek için televizyon başından ayrılmazdım. Çocukluk hayalim haline gelmişti artık; “Trabzon’a gitmek ve Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’ni ziyaret etmek”… Anneme göre bunun formülü de “Trabzonlu bir bayanla evlilik”ten geçiyordu…
Lisede kompozisyon sınavımızda Trabzonspor’un İnter zaferini yazdığımı, öğretmenim Tuba Göçmen’in ilk 100 verdiği öğrenci olduğumu, aynı kompozisyonla Mersin’de il birinciliği aldığımı, yine öğretmenim Tuba Göçmen’in teşvikiyle tiyatroya ve yazarlığa merak saldığımı da belirtmeliyim.
***
TRABZON’A GELME VE TESİSLERİ GEZME HEYECANI
Üniversite öğrenimim dolayısıyla Sivas’a gittim. Sivas’ta 6 yıl kaldım, Trabzonsporlu bir tiyatro ekibi kurdum. 100’den fazla üyemiz vardı; bu üyelerden sadece 3 tanesi Trabzonluydu. Tiyatro oyunlarımızda Trabzonsporluluğumuzu ön plana çıkardık, Trabzonspor sevdamızla harmanladık oyunlarımızı. Trabzon’a ilk olarak 3 Ekim 2006 saat öğle 11 sularında adım attım. O gün Trabzonspor Müzesi’ni ve Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’ni gezdim, ilk lisanslı Trabzonspor formamı satın aldım, 1967 Trabzonspor Taraftarlar Birliği Başkanı Adem Söğüt ile tanıştım. İlk ziyaretimde 2 gün kalabilmiştim Trabzon’da. Daha sonra maç izlemek uğruna defalarca kaçamak yaptım Trabzon’a. Radikal bir kararla, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya bölümündeki öğrenimimi son senemde bıraktım, tekrar sınavlara girdim, Karadeniz Teknik Üniversitesi Maçka Meslek Yüksekokulu Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünü kazandım. Artık daha rahat maçlara gidebiliyordum, kuymak yiyebiliyordum en azından…
Trabzon ve Trabzonspor sevdasını uç noktalarda yaşayan biriyim. Hayat, okul, iş, güç derken bir gurbetten başka bir gurbete sürükledi beni de. Yıllardır Mersin-Marmaris-Trabzon hattında mekik dokuyorum.
***
PEKİ, AMA NEDEN TRABZONSPOR TARAFTARLIĞI?
Hikâyem kısaca böyle…
Peki, neden Trabzonspor?
Özellikle ismindeki anlam bütünlüğü cezp ediyor beni. Diğer İstanbul takımlarının isimlerine bakın, bir yabancı gözüyle düşünün ve sorun; “Peki bu takım ismi neden bu anlama geliyor?” Cevabını verebilecekler mi “3 büyükler” taraftarları? Bir başka nedenim; istatistikler… İlk 6 şampiyonluğumuza bakın… Mucizevî bir başarı istikrarı söz konusu. Mevcut koşullarda, Trabzonspor takımı, rekorlar kırmış, imkânsızı başarmıştır. O dönemin 3 büyükleri milyonluk transferler yaparken Trabzonspor o transferlerin herhangi birinden dahi daha düşük bir bütçeyle takımı kurup şampiyonluğa ulaşmış ve dünya kamuoyu tarafından konuşulmuştur. İlk 6 şampiyonluklarımızda kadrolarımız, teknik direktörlerimiz… Hepsi Türk’tü; yabancı yoktu takımda. Trabzon’un özünün başarısıydı bu; paraya karşı emeğin zaferiydi aslında. Nedenlerim bitmez benim… Biçim, öz ve benlik gibi kavramlara önem veririm. Bugün kolbastı, horon, hamsi gibi değerlerimizin canlı reklamıdır Trabzonspor. Kültürel yozlaşmaya da bir tepkidir Trabzonspor’un varlığı. Benim memleketim Tarsus’ta “Gangnam Style” dansı, kendi yöresel özümüz “Çilli Bom”dan daha fazla biliniyor maalesef. Bugün kolbastıyı, horonu, hamsiyi, Temel & Fadime’yi, vs. ölümsüzleştiren Trabzonspor’un varlığı ve yaptığı futbol ve kültür devrimidir. “3 büyük” takım taraftarlarını benzeri bir “öz”ü, özdeşleştiği veya değerleri mevcut mu acaba? Trabzon ve Trabzonspor ile, bu şehre ve bu takıma bağlı olmaktan da her zaman gurur duydum. “Bize Her Yer Trabzon”, yüreğimi ferah tutan bir söylemimiz. Taraftarlık, takıma layık olmaktır. Bizler de üzerimize düşeni yapıyoruz.”

Yorumlar
Kalan Karakter: