Trabzonspor uzun yıllardır yanlış yönetiliyor. Taraftar ve kongre üyeleri kurtuluşu hep paralı başkan ya da yönetimde görürken, başkanlar ve yöneticiler de, ismi tartışılmayacak teknik direktörün yanında pahalı ve etiketi olan çok sayıda oyuncu transferiyle amaca ulaşacağı duygusuyla eylemlerini gerçekleştiriyorlar. Oysa bu anlayış ne Bordo-Mavili kulübün misyonu ve vizyonuyla uyumlu, ne de bu politikaları karşılayabilecek bir ekonomik sistem mevcut… Zaten bu nedenle her gelen yönetim döneminde gelirken kat kat artarken, borçlar da o oranda yükseliyor ve bir çıkmaz sokakta herkes debelenip duruyor. Aynı zamanda da bu düzen, Trabzonspor’u siyasetin kucağına iterken, kendi manevi kimliğinin de ayaklar altına alınmasına sebep oluyor.
Acı ki bu tablo karşısında kendilerini Trabzon kentinin dinamikleri olarak görenler ve Trabzonspor’u gerçekten sevenler de adeta ölüm uykusuna yatmışlar, uyanmaya hiç niyetleri yok gibiydiler. Ya da kurbağa deneyinde olduğu gibi, kulüp ekonomik gücün yanında siyasetin yanında konuşlanmış kişilere teslim edilirken, adım adım yaşanan ekonomik kaos karşısında hareket kabiliyetini kaybeden bir Trabzon kentiyle karşı karşıyaydık.. Nasıl ki kurbağa kaynar suya atıldığında tepki vermesine karşın, suyun ısısı derece derece yükseltildiğinde artık hiçbir tepki veremez duruma geliyorsa, Bordo-Mavili camianın radikal kesiminin de artık gelişmelere müdahale edecek gücü tükenmiş ve sadece edilgen bir şekilde yaşananları seyretmekle yetiniyordu. Ancak son günlerde yaşanan gerçeklerin, Trabzonspor’u getirdiği uçurumun farkına varanlar yavaş yavaş seslerini yükseltmeye ve yönetenlere acı reçeteyi hatırlatmaya başladılar.
Bu da önemli bir gelişme…
KULÜBÜ YIKANLARDAN KURTULUŞ BEKLEYEN BİR CAMİA!
Bordo-Mavili kulüp, Ahmet Ağaoğlu başkanlığı ve Ertuğrul Doğan yöneticiliği ve asbaşkanlığı sürecinde de çok kötü yönetildi. Bu çok kötü yönetime rağmen bir sezon gerçek rakiplerin lige erken havlu atmasıyla ve VAR sisteminin yarattığı görece adaletli düzenle gelen şampiyonlukla her şeyi doğru yaptığını sanan bir yapıyla karşı karşıya kaldık. Öyle ki Olağanüstü Genel Kurul kararı alındıktan sonra Asbaşkan Ertuğrul Doğan başkanlığa adaylığını açıklarken, herkes Ahmet Ağaoğlu’nun da yarışa katılmasını bekledi durdu. Ama Ağaoğlu belli ki siyasi otoriteden gerekli onayı alamadı ve kenara çekilmeyi uygun gördü. Oysa gelinen noktada Trabzonspor camiasının dinamik ve radikal güçleri hem Ertuğrul Doğan’ı, hem de Ahmet Ağaoğlu’nun yönetim tarzı ve uygulamalarını mahkum edip, bu kulübü gerçekten kendi kimliği ile ayağa kaldıracak bir yönetim tarzını ortaya koyma çabasına girmedi.
Bir de bu sürecin son aşamasına kadar konuşan ya da konuşulan isimlerde ilginçti. İsim vermeyeyim ama Trabzonspor kulübünün yıkıma giden sürecin aktörleri piyasaya sürüldü. Görüşlerine başvuruldu. Oysa kulübün ekonomik ve manevi şahsiyetiyle yıkımının baş mimarlarıydı O isimler de sanki gelinen noktada hiçbir sorumlulukları yokmuş, sütten çıkmış ak kaşık gibi görüş açıkladılar, çözüm önerileri sundular. Süreç içinde Salih Erdem’lerin, Ahmet Celal Ataman’ların, Nizamettin Algan’ların, Besim Kahraman’ların, Faruk Nafız Özak’ların, İskender Önal’ların, Nevzat Şakar’ların, Hayrettin Hacısalihoğlu’larının, Erol Tuna’ların, Mahmut Ören’lerin, Kenan Atalay’ların, Yusuf Ziya Yılmaz’ların kapısını çalan bir tek gazeteci ya da yayıncı görmedik. Oysa kulübün çıkış noktasını yakalaması için bu isimlerin öncülüğüne ve fikirlerine ihtiyaç vardı. Onların da bu süreçte bir tavır belirlemesi, bir yol göstericilik üstlenmesi gerekirdi. Belki de ekonomik yıkımın yarattığı depremin enkazı almaktan korkmuşlardı, kim bilir!
Neyse ki, Denetleme Kurulu Başkanı Mahmut Ören’in attığı işaret fişeğinden sonra İstişare Kurulu Başkanı Erol Tuna da yöneteceklere ders niteliğinde çok önemli uyarılar yaptılar. Daha önce Yusuf Ziya Yılmaz ve son günlerde İsmail Yavuz da uyaranlar arasındaki yerlerini aldılar. Umarım bu uyarılar yönetenlere bir ışık vermeye zemin hazırlar, ya da geleceğin yönetiminin şekillenmesinde bir rol oynar.
Gelelim bugüne ve Trabzonspor’un yarınlarına…
AİDİYET DUYGUSU TEKNİK EKİP VE FUTBOLCU KADROSU OLUŞMALI
Artık kongreye günler kaldı. Belli ki bugünkü tablonun yaratıcılarından biri olan Ertuğrul Doğan’ın, tek liste olarak gireceği kongreden önce istediği ismi yönetime alarak, istediğini dışlayarak başkan seçilmesi kesin gözüküyor. Ama göreve başladığı andan itibaren, ateşten gömlek giyeceği de bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu noktada beni ilgilendiren ise Trabzonspor’un ayağa kalkması, birilerinin paçasına tutunarak yaşamına devam etmemesi… Yoğun bakım servisinde, beyin ölümü gerçekleşmiş, makineye bağlı yaşama tutunmuş bir kulüp yapısını yere sererek, kendi değerleriyle, kimliğiyle, varlığıyla, sapasağlam bir bedenle, beyinle, yürekle, Türk futbol tarihinde üstlendiği misyonuyla ve oluşturduğu vizyonuyla dimdik ve statükonun karşısında şövalye gibi savaşabilecek güce ulaşmış, Anka Kuru gibi küllerinden doğmuş yeni bir Trabzonspor inşa edilsin istiyorum. Yeni yönetimin de misyonu ve vizyonu bu olmalı…
Tek başkan adayı Ertuğrul Doğan’ın ‘Nasılsa özgürüm’ mantığıyla kendine ses çıkarmayacak yöneticiler yerine, Trabzonspor’u gerçekten dert edinmiş ve kulübü ayağa kaldıracak bilgi birikimine, dinamiğe ve kararlığa sahip, camiayı kucaklayacak bir ekip yapması hem kendi, hem de bu kulübün hayrına olacaktır. Sayın Doğan; tatlı ve durgun sularda kendini yönetici sananlarla değil, tüm, dev dalgalar arasında gemi alabora olma noktasına geldiğinde, korkunç Tsunamilerde dimdik ayakta durabilecek, kulübü yönetme adına belirlenmiş ilkelerden milim sapmayacak, başkanın en büyük güç kaynağı olacak, inandığı yolda, toplumsal tazyiklere karşı yalpa yapmayacak, devrilmeyecek gerçek yönetici kimliğini taşıyabileceklerle yola çıkmalı… Çünkü yeni süreç hiç de öyle kolay olmayacak. Hatta tarihin en zorlu süreci yaşanacak. Bu süreçte düşüncelerine ve belirlenen eylem planına sonuna kadar sadık, inanmış, dirençli ve Trabzonspor sevdası tartışılmaz isimlere ihtiyaç var.
Yeni gelecek yönetimin öncelikli olarak, kendi bünyesinden çıkardığı, genç, dinamik, bilgi birikimi ve liderlik özelliğiyle bu takımı yeni bir kimliğe taşıyacak teknik direktörle çalışılmalı… Bu teknik direktörün alt ekibi de benzer nitelikleri taşıyan isimlerle doldurulmalı…
TAKIM OLUŞTURURKEN AİDİYET DUYGUSU EN ÖNEMLİ KRİTER OLMALI
Futbolcu kadrosunu oluştururken, kiraya verdiği genç, dinamik, yetenekli isimleri yeniden kadronun önemli figürleri haline getirmeli… Avrupa’da ve Türkiye’de üst düzey liglerde oynayan, ya da oynayabilecek kapasitede Trabzon kökenli oyuncular bir ARGE ekibi tarafından tespit edilip, hızla ve düşük maliyetlerle transfer edilmeli… Mevcut altyapıda yer alan yetenekli ve A takımda oynayabilecek, ya da tamamlayıcı statüsünde isimler hemen profesyonel kadroya dahil edilmeli… Eldeki mevcut yüksek maliyetli birçok oyuncuyla hızla yollar ayrılmalı… Bunlar arasında bonservis bedeli getirme şansı olanlar, en yüksek değerden satılmalı, diğerlerine ise tazminat verilmeden, kırmadan dökmeden yolların ayrılabilme yetkinliği sergilenebilmeli… Kadro yenilenirken yabancılardan da olsa Trabzonspor’a aidiyet duygusuyla bağlı olan ve maliyetleri çok yüksek olmayan isimler elde tutulmalı, bunları takımın ağabeyi pozisyonunda kullanma becerisi gösterilmeli…
Eldeki altyapı orijinli güçlü karakter ve yetenekleriyle birlikte kendilerini kabul ettirmiş oyuncuların satışına kesinlikle izin verilmemeli, onların rol model oldukları da tüm topluma gösterilmeli… Taraftarın başta bu oyuncular olmak üzere, tüm takıma sahip çıkması için de gerekli çalışmalar en üst seviyede ve süreklilik içinde gerçekleştirilmeli… Yabancı sayısını olabildiğine azaltıp, belki çok kaliteli, genç ve dinamik 2-3 isim kadroya katılmalı… Takım kurulurken, aidiyet duygusu en önde tutulmalı… İsveçli ünlü yönetim bilimci Woflfard, “İnsanın zamanını, emeğini, yeteneklerini satın alabilirsiniz ama hevesini, arzusunu, duygusunu satın alamazsınız. Bu nedenle duygusal zekayı kullanmayı deneyin” boşuna dememiş… Bir teknik adam ya da futbolcu, duygusuyla Trabzonsporlu değilse, bu kulüben yaşadığı acıyı da, sevinci de iliklerine kadar hissedemez. Acıyı da sevinci de sonuna kadar hissedeceklerle bir kadro planlaması yapın derim ben…
SİYASETE YA DA KİŞİLERE BAĞIMLI OLMAYAN ÖZGÜR BİR TRABZONSPOR
Teknik kadro ve futbolcu kadrosunu böyle biçimlendirirken bütçeyi de 15 milyon Euro seviyesine mutlaka indirilmeli… Tüm bunlar yapılırken kesinlikle yine de yarışması bir Trabzonspor oluşturulmalı… Trabzonspor’u yönetenler, kulübün bu ekonomik çıkmazında kuşkusuz borç para verme gibi bir anlayıştan vazgeçmemeli ama nihai olarak hiç kimsenin cebine sığmayacak bir kulüp yapısı oluşturulmalı… Bunun için de mevcut naklen yayın, sponsor, isim hakkı, lisanslı ürün, reklam ve benzeri gelirlere yeni projelerle çok daha önemli kaynaklar eklenmeli… Bu noktada her siyasi partiden ve liderden destek istenmeli. Kulüp kesinlikle bir siyasi parti ya da liderinin arka bahçesi olmaktan çıkarılmalı…
Siyasi partilerin ülkeyi yönetmeye talip olurken, halkın sorunlarını çözme sorumluluğu olduğu gibi, spor kulüplerinin de sıkıntılarını aşmalarında ellerindeki yasal olanakları sunmalarının bir zorunluluk olduğu unutulmamalı… Bir siyasi parti ya da kimlik, kulübe kaynak yarattı diye ona karşı boynu bükük bir yaklaşım sergilenmemeli, onun sorumluluğunu yerine getirdiği fikri benimsenmeli… Kaldı ki kulüplerin bu noktaya gelişinin en önemli sebeplerinden başında da siyaset kurumunun tavrının olduğu beyinlere sokulmalı… Böylece siyasete ve kişilere bağımlı olmayan özgür bir Trabzonspor inşa etmeli…
YARDIMLAŞMA V DAYANIŞMA RUHU YENİDEN AYAĞA KALDIRILMALI
Trabzonspor’u kişilerin tekelinden kurtaracak ekonomik, sosyal, kültürel, teknik politikaların uygulanmasıyla birlikte yeniden halka mal edilecek bir kulüp haline getirecek yolların taşları tek tek ve sabırla örülmeli… Bordo-Mavili kulüp tarihi başarılara imza atıp, Türk futbolunda devrime imza attığı süreçte nasıl ki yardımlaşma ve dayanışma ruhuyla ayakta kaldıysa, bugün de aynı anlayış adım adım hayata geçirilmeli. Trabzonspor kişilerin değil, toplumun, yani kendini büyüten halkının, taraftarın sahiplendiği bir kimlikle, tüm Türkiye’ye örnek olacak bir kulüp hüviyetine büründürülmeli…
Bunlar yapılırken, taraftar dışlanmamalı… Bu noktada etkili taraftar grubu yöneticileriyle sık sık bir araya gelip, kulübün yaşadığı çıkmazlar ve nedenleri doğru bir dille anlatılmalı, onların desteği sağlanmalı, tribünlere çıktıklarında da sonuç ne olursa olsun, takımlarına sahip çıkacak koşullar oluşturulmalı… Bu taraftarlar öyle bilinçlendirilmeli ki artık tek pas hatasıyla oyuncuları yerin dibine sokan ve kaybeden anlayıştan, en büyük hatalarda bile sahip çıkıp, kazanan bir profile büründürülmeli… Onlar olmadan bu büyük mücadelenin kazanılamayacağı anlatılmalı…
Trabzonspor’un bırakın bir kişi tarafından yönetilebilirliği düşüncesini, sadece yönetim kurulu aklıyla bile idare edilemeyeceğinin farkına varılarak, her ay bir ‘vizyon-misyon’ toplantısı gerçekleştirilmeli… Bu toplantılardı, Divan Kurulu, Denetleme Kurulu, İstişare Kurulu başta olmak üzere tüm kurul başkan ve yöneticileri, eski yöneticiler, kulübün önemli isimleri, Trabzon ve ilçelerinin belediye başkanları, Trabzonlu eski-yeni milletvekilleri, Trabzonlu eski-yeni bakanları, tüm siyasi parti il ve ilçe başkanları, taraftar liderleri, Sivil Toplum ve Meslek Odası başkanları ya da temsil edilecekleri yöneticiler, proje bazında fikir ortaya koyabilecek kurum, kuruluş ya kişiler davet edilmeli… “Bin çiçek açar, bir fikir doğar” ilkesiyle Trabzonspor’u çağın gereklerine uygun, herkesin örnek aldığı bir kulüp haline getirmenin yolları aranmalı… Bu toplantılar tüm Türkiye için bir güç gösterisi niteliğine bürünmeli…
YA İFLAS VE KAPIYA KİLİT, YA DA SATIŞA ZEMİN HAZIRLAMA SÜRECİ
Tüm bunlar yapıldığında, 5 yıl içinde tüm borcunu ödemiş, ekonomik bağımsızlığını ilan etmiş, kasasında yüklü miktarda parası bulunan ve her yıl şampiyonluğun en güçlü adayı olan, artık Avrupa’da da ses getiren bir kulüp haline geleceğine inanç en üst seviye çıkmalı… Bu koşullarda kredi borcunu da zamanından önce temizlemiş bir Trabzonspor’a ulaşmamız olasıdır.
Kongre yaklaşırken yönetime talip olanlara, kurtuluş reçetesinin ilk harcını oluşturacak kısaca önerilerim bunlar… Eğer bu yol tercih edilmezse yine birilerinin cebindeki paralara, iktidarın vereceği kredilere umudunu bağlamış, yüksek bedellerle transferler yapan, kararlılıktan yoksun, teknik adam konusunda gözünü yüksek bedelli isimlere dikmiş bir yönetim anlayışının kulübü getireceği nokta iflas, kapanma ya da satıştır. Bu durumda Trabzonspor, kendi üyeleriyle yaptığı son kongreyi yaşayacağımız gerçeğini asla göz ardı etmeyelim.. Denetleme Kurulu Başkanı Mahmut Ören’in geçtiğimiz günlerde yaptığı uyarıları mutlaka dikkate alalım. Kendi gururunu, kulübün onurunun önünde tutan anlayışa teslim olmayalım.
Başına buyruk, yaşananlardan ders almadan yönetmeyi ilke edinenlerin, tarihe kuşkusuz Trabzonspor’u para karşılığı satan hainler olarak geçmesi ve nesiller boyunca bu şekilde anılmaları kaçınılmazdır. Ama seçilecek yönetim doğru bir perspektifle, kulübün gerçeklerini göz önüne alarak akılcı ve sağlıklı politikaları hayata geçirip, en güçlülerin karşısında bile dimdik ayakta bir Trabzonspor yaratırlarsa da bu kez, “Bir enkazdan, gökdelen yaratan gerçek kahramanlar” olarak yine tarih boyunca kalplerde ve beyinlerde minnet duygusuyla yad edileceklerdir.
Benden uyarması…
Seçim sizin!
Saygılarımla…
Yorumlar 1
Kalan Karakter: