Trabzonspor ne güzel 2000 kongresinde Özkan Sümer’in, Mehmet Ali Yılmaz’ı yenmesiyle ve verilen 3 yıla yakın büyük bir mücadeleyle kişilere bağımlılıktan kurtulmuştu. Bu bağımsızlık adım adım Bordo-Mavili kulübü kendi misyonuna uygun bir yörüngeye sokmuş, adım adım devrim yarattığı günlerin temellerini atıyordu. Ne yazık ki Ahmet Ağaoğlu isimli, o dönem bizzat merhum Sümer tarafından vitrine edilen bir yönetici, “Özkan Sümer’e rakip olacağım” diyerek başladığı maceranın sonunda amacına ulaştı. Sümer, Ağaoğlu’na karşı kazandı fakat yönetimi topal hale getirildi. Bir süre sonra camianın önde gelenlerinden çatlak sesler çıkmaya başladı. Sonra yönetim içinde çatışmalar su yüzüne çıktı ve başlatılan devrim akamete uğradı.
Aynı Ahmet Ağaoğlu, bu kez tek aday olarak seçime giderken, her şeyi eline yüzüne bulaştırdı. İlişki kurduğu bir takım kişiler tarafından tehdit edildiğini söyleyip, kongreye bir gün kala Zorlu Grand Otel’deki odasına Kaya Çilingiroğlu’nu çağırıp, sonra ceketini de bırakarak kaçarak Trabzonspor’u kararlık bir dehlizin içinde bıraktı… Bu Ağaoğlu aslında 1994 yıllarında bizzat içinde bulunduğu Faruk Nafız Özak yönetimi, Gusiev’i, Altay’a kiralama kararı aldı diye ortalığı ayağa kaldırmıştı. Yönetime ve Özak’a yapmadığı hakaret kalmamıştı. Ve istifa ederken, Disiplin Kurulu da kendisine süreli üyelikten çıkarma cezası vermişti.
TRAZONSPOR’UN KİMYASINI BOZAN ADAM AĞAOĞLU
İşte o Ahmet Ağaoğlu, 2003 yılında otel odasından kaçarak ayrıldığı Trabzon’un ve Trabzonspor’un yüzüne 15 yıl bakmamıştı. Ama ne yazık ki tarihine hiç saygısı olmayan Trabzonspor kongre üyelerinin büyük bölümü, iktidar siyasetinin önemli adamları tarafından başkanlığa aday gösterilen bu Ahmet Ağaoğlu’nu hiç sorguya bile çekme ihtiyacı duymadan dikensiz bir gül bahçesi içindeki başkanlık koltuğuna oturtmakta hiçbir sakınca görmemişti. Bu isim göreve başlarken, önce Sportif Direktör Özkan Sümer’i, ardından da asbaşkanı Hayrettin Hacısalihoğlu’nu harcayarak, hiç kimseye hesap vermeyeceği ve istediği gibi at koşturacağı bir yönetimle yoluna devam etmişti.
Bu Ağaoğlu, Trabzonspor’un elindeki şampiyonluğu 2019-20 sezonunda Başakşehir’e teslim etmişti. Takımın başına Abdullah Avcı getirildikten sonra, adeta bir transfer çılgınına, dönmüş, 890 milyon lira olarak aldığı borcu, önce 1 milyar 400 milyon lira, sonra 1 milyar 800 milyon lira, sonra 2 milyar ve şimdi de 3 milyarı çok aşan bir borç yığınıyla kulübü baş başa bırakarak yine istifa edip kaçarak başkanlık görevine veda etmişti. Bu arada siyasetin de etkisiyle, bugüne kadar elinden alınan 3-4 şampiyonluğuna karşılık geçen sezon da Trabzonspor’u şampiyon yapmıştı. Bu şampiyonluk gelince herkes kulübün doğru yolda olduğunu sanmıştı. Oysa bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösteriyordu. Bordo-Mavili kulüp, yanlışlarla yol alırken, elde edilen şampiyonlukla herkes çılgına dönmüş, en aklı başında insanlar bile Ağaoğlu-Avcı-Doğan üçlüsünün adeta heykelini dikecek noktaya gelmişti. Oysa gerçekler acıydı ve acıtırdı.
Tüm bunları neden yazdım?
BARTRA VE GOMEZ’E BU SÖZLEŞMELERİN GERÇEK SEBEBİ NE?
Bakın Ahmet Ağaoğlu yönetimi hiç hak etmediği halde ibra edilip Trabzonspor’a veda ederken, yerine de tüm eylemleri birlikte yaptığı Ertuğrul Doğan başkan olarak seçildi. Camia tek bir hesap sormadı, hiçbir itirazda bulunmadı. Doğan’ın karşısına aday bile çıkarılamadı. Oysa kulübü ekonomik anlamda batağa sürükleyen bu yönetime karşı Trabzon çok güçlü bir listeyle karşılık vermeli ve kulübü yeniden bu kentin en önemli sivil toplum örgütü haline getirirken, siyasetin ve kişilerin de tekelinden kurtarmalıydı. Ama küçük burjuva karakterine sahip bu kentin insanlarında olmayan şey cesaret, dayanışma, yardımlaşma, risk alma ve örgütlenme gibi çağımızın çok temel olgularıydı.
Neyse buradan hareketle bir noktaya parmak basmak için bu yazıyı kaleme aldım. Trabzonspor, daha önce İbrahim Hacıosmanoğlu ve Muharrem Usta dönemlerinde çok abuk-sabuk transferlere imza atmış, borcu katlayarak büyütmüşlerdi. Bunlara Ahmet Ağaoğlu ekibi eklenirken, son transfer döneminde alınan birçok oyuncuya ödenen gizli paralar gerçekten mide bulandırırken, aslında Başkan Ahmet Ağaoğlu ve yönetimini mahkeme kapılarında süründürmeye yetmesi gerekirdi. Acı ki kimsenin kılını kıpırdatacak hali yok Bordo-Mavili camiada…
Bakın yapılan transferlerden iki örnek vereceğim ve bu kulübün bizzat başkanı ve yönetimi tarafından nasıl soydurulduğunu göstermeye çalışacağım. Birincisi Marc Bartra…. İspanyol stoper, Hüseyin Türkmen’in yarısı kadar bile yetenekli değil.. Ama bu oyuncu transfer edilirken Real Betis’e 1 milyon 250 bin Euro bonservis bedeli ödendi. R.Betis yönetimi 8 milyon Euro’dan kapıyı açarken, bu rakama nasıl düştü hayret edilecek bir şey… Bu yönetimin bir pazarlık başarısı olarak da ilan edildi. Bartra’yla yapılan sözleşmede ise KAP’a bildirimde bulunulurken, yıllık 1,5 milyon Euro ve şarta bağlı olarak 250 bin Euro da bir prim öngörülüyordu. Ancak kazın ayağı hiç de öyle değildi. Bartra gibi sıradan bir stopere her yıl için 2 milyon Euro imaj hakkı ve ayrıca 750 bin Euro da bonus verilmişti. Bartra’nın her yıl kazanacağı para kemiksiz 4 milyon 250 bin Euro… Tüm bunlar yetmemiş, menajerine de tek seferde 680 bin Euro ödeme yapılmıştı.
KİM BİLİR HANGİ FUTBOLCUNUN NASIL SÖZLEŞMELERİ VAR!
Maxi Gomez’de de şartlar benzer… Kulübü Valencia ile 3 milyon Euro karşılığı anlaşmaya varılmış, kendisine ise yıllık 1 milyon 750 bin Euro ve şarta bağlı olarak da yıllık 150 bin Euro prim verileceği kamuoyuna açıklanmıştı. Oysa bu isme de 1 milyon 250 bin Euro her sezon imaj hakkı ve menajerine de 580 bin Euro tırınk ödeme yapılmıştı. Ne hikmetse Marc Bartra ile Gomez’in menajerlik şirketi aynıymış… Sadece bunlar da Enis Bardhi’nin de menajerlik şirketi bu iki isimle aynı olması insanın ister istemez midesini bulandırmaya yetiyor değil mi?
Kim bilir daha hangi futbolcunun, arka planda ne şartları vardır. Kulübün batışına zemin hazırlayan tüm şartlı sözleşmeleri bulunuyor. Bir gün Türkiye’de futbol kulüpleri gerçek anlamda maliye tarafından denetlenirse, her futbolcunun açık gizli sözleşmeleri ele geçirilip, mahkemelerde delil olarak kullanıldığında ancak her şeyden haberimiz olacak sanırım… Ahmet Ağaoğlu döneminde irili ufaklı yapılan 77 transferin gerçek faturasını öğrenmek tüm taraftarın da kamuoyunun da hakkı olsa gerek…
Ne yazık ki Trabzonspor’u iflasın eşiğine getiren Ahmet Ağaoğlu hiç kimseye hesap vermeden çekip gitti. Ben de buradan, “Hesap ver Ahmet Ağaoğlu” diyeceğim de kim hesap soracak ki? Yıllardır çığlık atıyorum, bağırıyorum, haykırıyorum ama camiaya da, ülkede yetkili kurumlara da sesimi hiç duyuramıyorum ki… Ağaoğlu, düzelttiği ekonomisiyle, altına çektiği son model çok çok pahalı otomobille, İstanbul’un lüks semtlerinde keyifli gezintiler yaparken, bıraktığı enkazın nasıl temizleneceğini düşünen bir avuç insan kalmış… Büyük çoğunluk havanda su dövmekle meşgul, ya da dünya yansa bir bağ otu yanmayacak türden davranıyor… Acı ki, herkes sahaya odaklanmış ve bugün alınan kötü sonuçları eleştiriyor. Oysa kulübün en başarılı birimi şu anda futbol takımı… Çünkü takım hala Süper Ligde mücadele ediyor. Oysa Trabzonspor, kurumsal, ekonomik, prestij açıdan üçüncü amatör kümede bile değil…
Ama kimin umurunda ki…
MİLYONLARCA BABASI OLAN, ÖKSÜZ ÇOCUK TRAZONSPOR!
Son sözüm de Ertuğrul Doğan’a… Siz de ekonomik büyük iflastan söz edip, sonra da futbol dünyasında doğru dürüst bir yeri olmayan Hırvatistan’ın sıradan teknik direktörlerinden biri olan Nenad Bjelica’yla ekibine 2 yıllığına 5 milyon Euro verebiliyorsunuz, dayılarınızın formasını giydiği bu kulübe hiç acımadan. Dilerim bir gün bu paraları neden ve hangi gerekçeyle verdiğinizin hesabını soracak bir mekanizma oluşur bu ülkede ve Trabzon’da… İşte o gün sizin sözleşme imzalarken verdiğiniz gururlu pozları görmek isterim!
Ve Trabzonspor milyonlarca babası olan ama öksüz çocuk gibi… Bu kulübü kuranlar, yaşatanlar ve Türkiye’nin tek büyüğü yapıp dev bir miras bırakanların ardından gelenlerin neredeyse tümü, miras yedi gibi hareket etmekten geri durmadı. Geçmişin yarattığı mirası son yıllarda yemeyen başkan, yönetici, kurulların yetkilileri, siyasetçi, sivil toplum örgütü, meslek odası, taraftar grupları ve medya organı kalmadı… Herkes bir yerinden saldırıp, mirası erittikçe eritti ve nihayet iflas aşamasına getirdi.
Son olarak tüm mirasyedilere sesleniyorum.; Eserinizle övünebilirsiniz!
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: