Yayla yollarının sessiz yoldaşıdır zifin çiçeği. Dağların, yaylaların mücevher görünüşlü, zarafeti temsil eden çiçeği. İlkbaharın sonlarına doğru süsler yaylaları, dağları. Yaydığı mükemmel koku, büyüleyici güzelliği ile cennete çevirir yöreyi.
Kimileri için masallara layık görsel bir sunum, kimileri için geçmişin izleri, anıların bir parçası. Arıcılar için, aroması ve doğallığıyla kıymetli hazine. Kimileri için, mesela soba üzerinde yakıldığında yaydığı hoş koku ile en değerli parfüm, kimileri için nazara karşı koruyan mucize.
Herkese bir anlam katan, doğallık ve sadeliğin anlam bulmuş adıdır zifin çiçeği.
***
Uzun kış sonrası, şehrin, insanın içini karartan gri havası sonrası güneşi özleyen herkes gibi baharı bekledik heyecanla. Yeni bir başlangıç, yeni umutlar taşır kederli hayatımıza ilkbahar. Nemli toprakların kokusunu daha derinden çekmek, biraz yeşerince yaylalar; dünyanın en güzel renkleri ile tekrar buluşmak üzere yollarda buluruz kendimizi. Zifin çiçeklerine kavuşmanın huzuru ile yapılan, en keyifli yolculuk...
Şalpazarı’nın Ağırtaş köyündeki zifin bahçesi… Etrafı, morun en güzel tonlarını taşıyan komar çiçekleri ile çevrili bir cennet köşesi.. Şahin Tepesi; sarı zifin ve mor komarların buluştuğu, ilham veren kokusu, insanı kendinden geçiren görüntüsü ile masallara konu olacak bir doğal güzellik.
***
Zifin; sarı renkli orman gülü.
Anavatanı Kafkasya ve Kuzey Anadolu, ayrıca Doğu Avrupa çevresinde de yayılım gösteren, bilimsel literatürde orman güllerinin bir alt türü olarak sınıflandırılan ve ilk kez 1717 yılında, Joseph Pitton de Tournefort tarafından Trabzon civarında kayda geçirilen mücevher.
Boyu yer yer birkaç metre yüksekliğe ulaşan, çiçeklenmesi nisan ayında başlayıp yaz sonuna kadar devam eden, kokusu çok uzak mesafelere ulaşabilen cezbedici, keskin ve güçlü aromaya sahip hazine.
Ama dikkat; aynı zamanda zehirli bitkilerden oluştuğu, bu nedenle bazı yerlerde Ağu Çiçeği olarak adlandırıldığını unutmamak gerek. Bilimsel olarak böyle anılsa da yöre halkından, hayatı bu cennet zifin bahçesinde geçmiş Recep Kekeçoğlu, çocukluğunda yapraklarını çok çiğnediklerini anlatıyor! Bir de, zifinden yaptıkları kolonyaları!
***
Doğanın en güzel renklerini arayıp bulduğumuz bu diyarlarda güzel hikayeler hep olacak.
Her ilkbahar yeni bir başlangıç hayatımıza. Yeni umut, yeni heyecanlar.
Yine göçler başlayacak; ıssızlıktan bunalmış, ‘hayde gelin’ diyen yaylalara.
Yağmurunda ıslanırken daha çok çekeceğiz içimize bu nemli toprakların kokusunu. Kendimizle hesaplaşacağız, güneşi ile ısınırken daha çok çalışacağız.
Yenilenmiş zihnimizle, zifin kokularının eşliğiyle daha çok bağlanacağız hayata, yeni hayaller kuracağız.
Zifin çiçekleri açacak, komarlar mor sümbül gibi süsleyecek yaylaları.
Yeniden başlayacağız, daha çok seveceğiz hayatı…
Yorumlar
Kalan Karakter: