HER MİTİNG İŞKENCEYE DÖNER Mİ?
Türkiye tarihinin en önemli seçim süreçlerinden birini yaşıyor. Özellikle Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı arasında kıyasıya bir yarış olacağı hem mitinglere, hem kamuoyu araştırmalarına yansıyor. Liderler de il il dolaşıp mitingler yapıyor, halktan oy istiyor, seçilmeleri halinde neler yapacaklarını anlatıyorlar. Bundan doğal bir şey olamaz. Her parti yapması gereken ama yapmadığı sözleri vermekten bıkmayabilir, kimi geldiğinde belki de hiç aklına gelmeyecek vaatlerde bulunabilir. Halkın bu verilen sözlerin gerçekliğini algılayarak ona göre oy vermesi gerekir. Oy verip seçtikten sonra da sıkıntı yaşadığında da dert yanma hakkı olmasa gerek… Özellikle iktidar olan partilere verilen oylar sonunda, vaatlerini yerine getirmediğinde, mızıkçılık yapmanın anlamı yoktur. Neyse biz asıl konumuza gelelim. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan’ın gittiği her ilde mitingler öncesinde ve sırasında yaşananlardan dolayı birçok yakınma, şikayet duyarız. Ama bizi şu anda Trabzon bölümü ilgilendiriyor.
Sayın Erdoğan, ne zaman Trabzon’a gelse, Atatürk alanı ve çevresi adeta ablukaya alınıyor.. Hani sadece Atatürk Alanı ablukaya alınsa sorun yok diyeceğiz. Ancak Uzun Sokak’ın, Maraş Caddesi’nin, Kunduracılar Caddesi’nin, Gazi Paşa Caddesi’nin belli bölümlerinde başlayan yok kesmeler, barikatlar yetmezmiş gibi ara sokaklar, hatta Ertuğrul Fırın’ın oradan başlayıp, Benli Palas Otel’i, İskenderpaşa Camii’nin bahçesi ve Usta Otel çevresi, Taşbaşı’na kadar olan bölüm barikatlarla kapatılıyor. Şehrin her yeri sivil, resmi polis kaynıyor. Özel Kuvvetler, Panzerler, Askerler, havalanından, Akçaabat’a, Ganita’ya kadar adeta sıkıyönetim varmış gibi önlem alıyorlar. Tüm bunlar yapılırken, bu kentin halkının neler çektiği, nasıl işkencelerle karşılaştığı kimsenin umurunda olmuyor. Bu kadar devasa önlemin alınması, halkın yaşam alanlarının tümüyle kısıtlanması, saatlerce bu sorunun devam etmesinin sorumlusu kim ya da kimler gerçekten merak edilmiyor değil. Bu yapılanlardan dolayı sıkıntı çeken halkın yakınmalarının en büyük zararı da aslında Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan’a dokunuyor aslında…
Umarım bu önlemlerle halkı canından bezdirenler, bundan sonra biraz daha dikkatli olma yoluna giderler…
***
UĞURCAN VE ABDULKADİR’İ SATMAK MI?
Trabzonspor’un ekonomik büyük kriz yaşadığı bir süreçte yönetim adeta futbolcu satışını kurtuluşun temeli olarak görülüyor. Bu noktada da gündeme daha çok gelen isimler Kaptan Uğurcan Çakır ve Abdulkadir Ömür oluyor. Bordo-Mavili kulübün altyapısından yetişen ve A takımın değişmezleri olurken, aslında simge haline de gelmesi gereken bu iki isme yeterli teklif gelmesi halinde satışlarında hiçbir behis görmeyecek bir yönetim kuruluyla karşı karşıyayız. Bakın Sayın Ertuğrul Doğan ve yönetici arkadaşları. Bu kulübü ekonomik olarak batıran uyguladığınız çok sayıda yabancı transferi politikası ve işe yaramayan yabancıları gönderirken üste verdiğiniz devasa paralardır. Altyapı oyuncusu ise sahada bir şeyler üretmeye çalışırken hata da yapabilir ama ekonomik açıdan kulübüne asla sorun çıkarmaz. Bakın Marc Bartra gibi sıradan bir stopere yıllık 4,5 milyon Euro (95 milyon lira) öderken, Uğurcan Çakır gibi A Milli kaleci ve Abdulkadir gibi özel yetenekli oyuncu 20 milyon liraya oynuyor.
Eğer futbolcu satacaksanız bunlar Marc Bartra, Stefano Denswil, Edin Visca, Maxi Gomez, EnisBardhi, Lahtimi, Trezuguet, Bakasetas gibi oyuncular olmalı…Para kazanacaksanız bu isimleri satarak kasayı doldurmalısınız. Hele bu kadar yüksek bedeller ödediğiniz oyunculardan kurtulup, yerlerine daha makul ücretler vereceğiniz isimleri alırsanız zaten kulübün ekonomik kurtuluşu için temelleri atmış olursunuz. Uğurcan ve Abdulkadir gibi isimleri şartlar ne olursa olsun satmamalısınız. Onlar simge olmaya, örnek teşkil etmeye devam etmeli… Hatta bu isimlere Abdulkadir Parmak, Hüseyin Türkmen, Serkan Asan’dan sonra yeni yeni altyapı oyuncuları katarak takımın nüvesini bu isimlerden oluşturmalısınız. Bunu yaparsanız, aidiyet duygusu yüksek bir takım kurabilir ve Trabzonspor’u adım adım hedeflerine ulaştırırken, ekonomik açıdan da rahata kavuşursunuz. Bu isimleri satıp, yabancılara güvenirseniz göreceksiniz ki yaya kalacaksınız. Bu nedenle kararınızı bir kez daha gözden geçirin olur mu?
***
YERLİ BİR TEK TRANSFER ADAYI YOK MU?
Trabzonspor’da Ertuğrul Doğan yönetiminin yeni teknik direktör Nenad Bjelica ile birlikte yeni transfer yol haritasının nasıl gerçekleşeceği merakla bekleniyor. Bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler hiç de Bordo-Mavili kulübün gerçekleriyle örtüşmüyor gibi duruyor. Çünkü kamuoyuna yansıyan yeni transfer edilmesi düşünülen futbolcuların tümü yabancı… Bir tek yerli isim gündeme gelmiyor, getirilmiyor. Oysa Trabzonspor’u yönetenlerin hem ekonomik açıdan büyük sıkıntılar yaşandığı bu dönemde yabancı oyuncu sayısını alabildiğine azaltıp, daha çok yerli isimlere yönelmesi gerekiyor. Bugüne kadar yapılan yabancı transferlerinin kulübe maliyetinin yanında, ürettikleriyle birlikte uğrattıkları hayal kırıklığını özellikle yönetimin unutmaması ve en az yabancı, en fazla yerli politikasıyla yol alması gerekiyor. Trabzonspor gibi bir kulübün öz kaynaklarının yanında, zorunlu olarak transfere ihtiyacı varsa bunların da büyük bölümünün yerli olması gerekirken, sürekli yabancıların gündeme getirilmesi hiç de yakışık almıyor. Bakın bugün Fenerbahçe gibi ekonomik gücü çok büyük bir kulübün bile sahada mücadele eden takımında 5-6 yerli isim bulunuyor. Oyuna girenlerin de büyük bölümü hep yerli oyuncular oluyor. Oysa Trabzonspor, genellikle 3 yerli 9 yabancı uygulamasına giderek kendi tarihine adeta ihanet ediyor. Artık bu politikadan vazgeçilme zamanı gelmedi mi?
Ne dersiniz Sayın Ertuğrul Doğan?
***
YUSUF’UN YAŞADIĞI AŞK ACISI MI?
Yusuf Yazıcı futbola başladığı ve yıldızlaştığı yuvası Trabzonspor’a sezon başında kiralık da olarak dönmesi büyük sevinç yaratmış, taraftarlar, bu oyuncuyla birlikte kadronun çok daha güçlendiğini düşünmüştü. Fakat bu sezon başından itibaren Yusuf’un gösterdiği çok düşük profilli görüntü herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Oyuncunun idmanlarda doğru dürüst çalışmadığı, kendisini futbola veremediği ve eski günlerinin aksine, profesyonel bir yaşam standardı tutturamadığı dile getiriliyor. Bu noktada kendisini uyaran menajerlerini bile bıktırdığı dile getiriliyor. Yusuf Yazıcı, Bordo-Mavili takımda yıldızı parlarken ve Fransa’nın Lille takımındaki harika günlerinde yaşam koçuyla çalıştığı, sosyal olaylara büyük duyarlılık gösterdiği ve okuyarak kültürel gelişimini en üst seviyeye çıkarmaya çalıştığı dile getiriliyordu.
***
BÜYÜK AŞK YAŞAMIŞ AMA KISA SÜRMÜŞTÜ
Yusuf Yazıcı, Avrupa’da bile birçok kişinin dilinden düşmüyordu. Türkiye’de de birçok spor yorumcusu tarafından tüm futbolculara örnek gösteriliyordu. Yusuf Yazıcı’daki bu sezonki büyük düşüş, hatta çalışmaktan bile kaçan tavrının sebebinin aşk acısından kaynaklanma ihtimalinin yüksek olduğu ileri sürüldü. Bilindiği gibi geçen yıl 1 Nisan tarihinde Miss Türkey Üniverse birincisi olan Cemrenaz Turhan ile fotoğraf paylaşmış ve, “1 Nisan şakası değil” ifadelerine yer vermiş ve aşkını tüm dünyaya ilan etmişti. Fakat aradan kısa bir süre geçtikten sonra, bu isimle ayrılık yaşadığı da dile getirilmişti. Bazı iddialara göre Yusuf Yazıcı’nın bu ayrılıktan dolayı büyük acı hissettiği ve psikolojik açıdan etkisini aşamadığı iddia ediliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: