Bazen bir şehrin gerçeğini anlamak için uzun analizlere gerek yoktur; tek bir veri seti yeter. Birkaç gün önce açıklanan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin 2026 yılı ilk çeyrek şirket kuruluş istatistikleri de tam olarak böyle bir tablo sunuyor. Rakamlar sade, yorum net; TR90 Trabzon Alt Bölgesi, Türkiye’deki 26 alt bölge arasında 25. sırada.
Ama bu sadece bir sıralama değil; bir zihniyetin, bir tercihin ve yıllardır ertelenen bir yüzleşmenin sonucu.
Türkiye’de bölgeler artık tek tek iller üzerinden değil, benzer özellikler taşıyan şehirlerin bir araya geldiği ‘alt bölgeler’ üzerinden değerlendiriliyor. Toplam 26 alt bölgenin yer aldığı bu sistemde TR90; Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane’yi kapsıyor. Yani konuştuğumuz mesele sadece Trabzon’un değil, Doğu Karadeniz’in de ekonomik performansı.
Ve tablo pek iç açıcı değil.
TOBB verilerine göre Türkiye genelinde kurulan şirket sayısı on binlerle ifade edilirken, TR90 bölgesinin bu pastadan aldığı pay yaklaşık yüzde 1 seviyesinde kalıyor. Daha da çarpıcısı, kurulan şirketlerin toplam sermayesindeki pay yüzde 1’in bile altında, yüzde 0,5 - 0,7 bandında. Bu şu anlama geliyor; bölge sadece az şirket kurmuyor, aynı zamanda küçük düşünüyor, küçük başlıyor ve çoğu zaman küçük kalıyor.
Zaten sonuç da değişmiyor. Sıralamada 25’incilik.
Bu noktada asıl soruyu sormak gerekiyor: Sorun sadece ekonomi mi? Elbette hayır.
Trabzon ve çevresinde uzun yıllardır hâkim olan ekonomik yapı, ağırlıklı olarak küçük ölçekli ticaret ve hizmet sektörüne dayanıyor. Sanayi zayıf, üretim sınırlı, katma değer düşük. Gençler ise bu dar çerçevenin dışına çıkmak için şehri terk ediyor. Geriye kalan ekonomi ise risk almayan, büyümeyi değil ayakta kalmayı hedefleyen bir yapıya sıkışıyor.
Ama işin bir de siyaset boyutu var.
Bölgede uzun süredir güçlü olan iktidar, bu gücü kalıcı bir ekonomik dönüşüme çevirebilmiş değil. Yapılan yatırımlar var, ama bu yatırımlar üretim ekonomisini büyüten, sanayiyi güçlendiren bir etki yaratmıyor. TOBB verileri zaten bunu açıkça söylüyor: sayı az, sermaye düşük, sıralama dipte. Güç var ama strateji yok.
Muhalefet tarafında ise başka bir eksiklik göze çarpıyor. Ortada bu kadar net bir tablo varken, buna karşı güçlü bir ekonomik vizyon, somut bir kalkınma hikâyesi ortaya konulamıyor. Eleştiri var, ama alternatif yok. Saha zayıf, temas sınırlı, çözüm önerileri ise yeterince ikna edici değil.
Sonuç mu? Bir tarafta elindeki imkânı doğru kullanamayan bir iktidar, diğer tarafta o boşluğu dolduramayan bir muhalefet. Ve arada sıkışan bir bölge…
Oysa bu hikâye değiştirilebilir. Bunun için önce gerçekle yüzleşmek gerekiyor. Rakamları eğip bükmeden, mazeret üretmeden kabul etmek… Ardından da küçük düşünme alışkanlığını terk etmek.
Bu bölge artık sadece esnafla, küçük işletmelerle ayakta kalamaz. Üretim şart. Sanayi şart. İhracat şart. Organize sanayi bölgelerinin planlı büyümesi, yatırımcının önünün açılması, girişimcinin büyümesinin desteklenmesi gerekiyor. Gençlerin kalması için sadece iş değil, umut da üretmek gerekiyor.
En önemlisi ise şu; bu mesele siyaset üstü bir mesele. Ortak akıl olmadan, birlikte hareket edilmeden bu tablo değişmez.
Bugün 25. sıradaysak, bu bir kader değil. Bu, yıllardır verilen kararların, yapılmayan planların ve ertelenen adımların sonucu.
Ve her sonuç gibi, değiştirilebilir. Yeter ki gerçekten değişmek isteyelim…
Yorumlar
Kalan Karakter: