29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesiydi. Prestij Proje denilerek; Çömlekçi’de yapılacak kentsel dönüşümle, ultra lüks bir mahalle vaat edildi. Bu vaat, sadece bir imar projesi değil, bir umut cümlesiydi.
Bu ve benzeri vaatlerin yarattığı umut, seçimin kazanılmasına büyük etkisi oldu. Seçimden hemen sonra ilk kazma vuruldu. Fotoğraflar çekildi, projeler tanıtıldı, maketler gösterildi…
Aradan tam 6 bin 184 gün geçti ama Çömlekçi dönüşümü bitmedi. Kentsel dönüşüm başladığında ilkokula başlayanlar üniversite bitirdi, işe girenler neredeyse emekli oldu ama kentsel dönüşüm bitmedi. Slow motion (ağır çekim) bir şekilde devam ediyor.
Türkiye’nin birçok şehrinde, çok daha geniş alanlarda, çok daha karmaşık projeler kısa sürede hayata geçirilirken; şehrin merkezinde, denize komşu, ulaşım akslarının ortasında yer alan Çömlekçi’nin dönüşümünün bu kadar uzaması sorgulanmayı hak ediyor. Zira bir kentsel dönüşüm projesi yalnızca binaları değil, güveni de inşa etmek zorundadır…
Kentsel dönüşümün uzadıkça uzaması bir yana, bir bütünlük arz etmemesi de başka bir sorun. Birinci etap denilen bölgede altı dükkân, üzeri konutların olduğu 11 blok inşa edildi. İkinci etapta ise iki katlı dükkânlar inşa ediliyor. Ortaya çıkan tablo; bütünlüklü bir şehir tasarımından ziyade parça parça ilerleyen bir inşaat görüntüsü veriyor.
Mimari dil birliği yok. Kat yükseklikleri farklı, cephe anlayışları farklı, sokak dokusu kopuk. Bir mahalle inşa edilmiyor; adeta farklı projelerin yan yana getirildiği bir yapılaşma oluşuyor. Oysa kentsel dönüşüm, sadece eskiyi yıkıp yeniyi yapmak değildir. Bir kimlik inşa etmektir. Estetik bir bütünlük, sosyal bir düzen ve yaşanabilir bir çevre ortaya koymaktır.
Bugün Çömlekçi’de görülen tablo bir kent kimliği taşımıyor. Ne tarihi dokuyla güçlü bir bağ kurulmuş ne de çağdaş mimariyle iddialı bir vizyon ortaya konmuş...
Ve bu sorunlar kadar önemli bir diğer mesele de kentsel dönüşümün temel felsefesine uygun davranılmamasıdır. Kentsel dönüşümün temel felsefesi; hak sahiplerini yerinde yaşatmak, insanları doğup büyüdükleri mahalleden koparmadan, aynı yerde daha güvenli ve modern konutlara kavuşturmaktır.
Çömlekçi’de ise farklı bir yöntem işletildi. Hak sahiplerine, hakları karşılığı nakdi ödemeler yapıldı. Yani, yapılan ve yapılacak olan konutlardan ya da işyerlerinden istifade edemediler. Yani dönüşüm, fiziksel olarak o alanda gerçekleşirken; sosyal olarak başka yerlere savrulan bir tablo ortaya çıktı.
Bu durum, dönüşümün ‘insan odaklı’ değil ‘arsa odaklı’ yürütüldüğü eleştirilerini beraberinde getirdi. Çünkü bir mahalleyi mahalle yapan sadece betonarme yapılar değildir; komşuluk, hatıralar ve ortak yaşam kültürüdür…
2009’dan bugüne geçen süre, sıradan bir gecikme olarak açıklanamaz. Süre uzadıkça beklenti yıpranır, umut aşınır, güven azalır. ‘Prestij mahalle’ hedefi, yıllar içinde -ister istemez- ‘ne zaman bitecek?’ sorusuna dönüştü.
Çömlekçi, verilen sözlerin gölgesinde kalan, kent kimliği oluşturamayan ve vizyonsuz bir dönüşümün sembolü olarak anılıyor, anılmaya devam edecektir.
Trabzon gibi gelişme potansiyeli yüksek bir şehirde, merkezdeki böylesine stratejik bir alanın hâlâ tamamlanamamış olması, Trabzon için yapılacak olan tüm işlerde, eksiklik ve aksaklık olmaması adına, planlama ve uygulama süreçlerinin ortak akılla ve yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır…
Yorumlar
Kalan Karakter: