Dün gece şiddetli şekilde hissettiğimiz deprem sonrası çoğumuz panikledik, biraz da korktuk. Saat 23:15 sıralarında, 3.8 büyüklüğünde meydana gelen deprem sonrası, tüm yerel ve kimi ulusal haber siteleri aynı isme başvurdu, sordu; neler oluyordu? Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş’ta cevapladı.
Çok anlaşılabilir bir dille, bölgede üç ana doğrultunun hakim olduğunu, Trabzon’un jeolojik yapısının bu sistemle doğrudan bağlantılı olduğunu ve Trabzon’un kuzeyinde deprem potansiyelinin olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Bektaş, Karadeniz’in deprem kaynağı ve Trabzon’un deprem potansiyelinin olduğunu söylese de kimileri, ‘Trabzon deprem bölgesi değildir, en risksiz bölge’ kabulünü söylemeye devam ediyor.
Oysa ki Prof. Dr. Osman Bektaş, Trabzon’da deprem riskinin yüksek olduğunu ve bu riskin yüksek olmasını iki nedeni olduğunu hep söyledi / söylüyor.
Peki, neydi bu iki sebep?
Birisi yapı stokunun depreme dayanıksız olduğu, diğeri ise bölgenin jeolojik özelliklerinden dolayı olabilecek depremi büyütme özelliği.
Altını çizerek anlattı / anlatmaya devam ediyor; Trabzon’un sahil kesimi tamamen kumsal üzerindedir. Bu kum aynı zamanda suyla beslemiştir, bu zemindeki binalar yıkılabilir.
Ve ekliyor; Trabzon yamaçlarla oluşmuş bir şehirdir. Orta şiddette bir deprem yamaçlarda heyelanı oluşturur. O heyelanlı sahalar üzerinde bulunan 20 katlı binaların yıkılması söz konusudur.
Kısacası; sahiller, heyelan sahaları ve dolgu alanlarındaki yerleşim bölgeleri çekinceli alanlardır.
Bakın, üç yıl önce merkez üssü Kahramanmaraş olan ve 11 ilimizi etkileyen deprem sonrası, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) akademisyenleri, büyük yıkıma ve kayba yol açan depremlere ilişkin hazırladığı raporda, yıkılan binaların enkaz haline gelmesinde birçok parametrenin etkin olduğunu belirterek, en belirgin yıkım nedenlerini şöyle sıralamışlardı:
Binaların yaşı, temellerin oturduğu zeminlerin taşıma kapasitelerinin düşük olması, inşaatlarda kullanılan malzeme kalitesinin, kolonlar ve kirişlerin en kesit boyutlarının ve donatı miktarlarının yetersizliği, inşa edildiği yıllarda yürürlükte olan yönetmeliklere uygun olarak taşıyıcı sistem elemanlarının inşa edilmemiş olmaları, diğer yapım kusurları ile bitişik nizamda inşa edilen binaların kat seviyelerinin farklı olmaları gibi hususlar.
İTÜ’nün hazırladığı bu rapordan anlaşılacağı üzere; ölümlere yol açan deprem değil, cehalet ve çıkarcılık üzerine inşa edilen beton tabutlardır.
Depremlerin yıkıcı sonuçlar üretmesi, bilim dışı politikalar ve yapılaşmalar nedeniyle olur. O sebeple ‘yaptım oldu, yaptım gitti’ mantığını ve ‘Trabzon’da büyük felaket olmaz’ gibi bilim dışı kabulleri kafamızdan silmeliyiz.
Trabzon’da bugünden tezi yok, heyelan ve dolgu alanları ile sahillerdeki yapı stoku gözden geçirilmeli, zemin etütleri yeniden yapılmalıdır.
Ve depremlere dirençli ve doğal afetlerden minimum etkilenen bir şehir için, bilim insanlarının öncülüğünde ciddi bir yol haritası belirlenmelidir.
Depreme dirençli, doğal afetlerden minimum etkilenen bir şehir dileğiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: