Trabzon, son yıllarda turizmde önemli bir ivme yakalamıştı. Özellikle Ortadoğu pazarından gelen ziyaretçilerle şehir adeta yeniden keşfedilmiş, yaylaları, doğası ve serin iklimiyle cazibe merkezi haline gelmişti. Bu durum kısa vadede yüksek gelir ve doluluk oranları sağladı. Oteller doldu, esnaf kazandı, şehir nefes aldı.
Ancak bugün gelinen noktada, yaşanan bölgesel savaşların ve krizlerin etkisiyle bu hareketlilik ciddi biçimde sekteye uğramış durumda. Sektör yetkilileri, ‘Nevruz döneminde beklenen hareketlik yaşanmazken, yaz sezonuna ait hiçbir rezervasyon yok’ diyor.
Trabzon turizmi büyük ölçüde tek bir pazara, yani Ortadoğu’ya bağımlı hale getirildi. Uzun vadede bu bağımlılık -turizm potansiyelinin tek yönlü kullanılması- kırılgan bir yapı oluşturdu. Bugün yaşanan durgunluk, aslında yıllardır görmezden gelinen bu yapısal sorunun bir sonucudur.
Turizmde çeşitlilik, bir tercih değil zorunluluktur. Trabzon gibi doğal, kültürel ve tarihi zenginliği olan bir şehir, sadece bir coğrafyaya bağlı kalmamalıydı. Alternatif turizm alanları yeterince geliştirilmedi. Spor turizmi denildiğinde birkaç kamp organizasyonu dışında sürdürülebilir bir plan ortaya konulamadı. Gastronomi turizmi, Karadeniz mutfağının zenginliğine rağmen hak ettiği değeri göremedi. Yayla turizmi ise çoğu zaman plansız ve günübirlik ziyaretlerle sınırlı kaldı.
Oysa Trabzon’un elinde güçlü bir potansiyel var. Dört mevsim turizm yapılabilecek bir coğrafya… Kışın doğa yürüyüşleri ve yayla deneyimi, ilkbaharda doğa ve fotoğraf turizmi, yazın serin iklim avantajı, sonbaharda ise gastronomi ve kültür rotaları… Bu çeşitlilik doğru planlama ile hayata geçirilseydi, bugün yaşanan durgunluk bu kadar derin hissedilmezdi.
Burada en önemli eksikliklerden biri de stratejik planlama. Turizm, günü kurtarma işi değildir. Uzun vadeli vizyon, pazar çeşitliliği ve sürdürülebilirlik gerektirir. Avrupa, Uzak Doğu ve yerli turist potansiyeli yeterince değerlendirilmedi. Tanıtım faaliyetleri çoğunlukla tek bir hedef kitleye odaklandı.
Bugün yapılması gereken şey ise geçmişin hatalarından ders çıkarmaktır. Trabzon turizmi yeniden yapılandırılmalı; farklı pazarlara açılmalı, alternatif turizm türleri desteklenmeli ve şehir 12 ay boyunca canlı tutulmalıdır. Aksi halde her bölgesel kriz, Trabzon ekonomisini doğrudan etkilemeye devam edecektir.
Trabzon’da çoğu şey gibi turizm de kendiliğinden gelişiyor. Bu yüzden de aynı hızla geriliyor. Oysaki her şey planlı, her şey kontrollü, her şey sürdürülebilir hale getirilmelidir.
Sonuç olarak; Trabzon’un sorunu turizm potansiyelinin yetersizliği değil, bu potansiyelin tek yönlü kullanılması ve turizmi şansa bırakmaktır. Eğer bu anlayış değişmezse, bugün yaşanan durgunluk yarının daha büyük krizlerinin habercisi olmaya devam edecektir…
Yorumlar
Kalan Karakter: