Başkent Ankara’da düzenlenen ‘Trabzon Günleri’ elbette kıymetsiz değil. Bu tür organizasyonlar bir şehrin kültürünü tanıtmasına, hemşerilik bağlarını güçlendirmesine hizmet eder; buna karşı değiliz. Ancak bir gerçeği de görmezden gelemeyiz; bu etkinlikler, çoğu zaman Trabzon’u asıl sorunlarından uzaklaştıran bir vitrine de dönüşüyor.
Yine kalabalıklar, yine uzun kuyruklar, yine ‘yoğun katılım vardı’, ‘büyük ilgi gördü’ cümleleri… Sahneye çıkanlar memnun, mikrofonu alanlar gururlu. Kuymaklar yapılıyor, köfte ekmek yeniyor, kolbastı oynanıyor… Trabzon, Ankara’da adeta bir festival havasında yaşatılıyor.
Ama asıl soru şu; Trabzon, Trabzon’da nasıl?
Kim ne derse desin, ister kafasını yastığa, isterse kuma gömsün; Trabzon’un da, Trabzonlunun da sorunları var.
Çünkü o kalabalıkların, o horon halkalarının, o ‘memleket sevdası’ nutuklarının arkasında konuşulmayan bir gerçek var; Trabzon ekonomisinin yetersizliği. Beraberinde işsizlik ve göç.
Trabzon’u tanıtıyoruz ama bürokrasinin kalbi olan Ankara’ya, Trabzon’un gerçek sorunlarını yeterince anlatamıyoruz. Oysa tam da burada, karar vericilerin merkezinde, şehrin sorunları güçlü bir şekilde dile getirilmeliydi.
Bakınız, son açıklanan Gayri Safi Yurt İçi Hasıla verilerine göre; Trabzon, büyükşehirler arasında 22’nci, 81 il arasında ise 52’nci sırada yer aldı.
Bu, Trabzon’da yaşayan bir vatandaşın ortalama olarak Türkiye ortalamasından daha az ürettiği, daha az kazandığı ve daha sınırlı bir ekonomik yapı içinde yaşadığı anlamına gelir.
Trabzon’un kişi başına gelirinin düşük olmasının nedeni; ekonomik yapının sınırlı olması, sanayi üretiminin zayıf kalması, yüksek katma değerli sektörlerin gelişmemesi ve istihdam alanlarının dar olmasıdır.
Bugün Trabzon’da işsizlik, -kâğıt üzerinde- Türkiye ortalamalarına yakın görünebilir. Ama sokakta konuşulan başka. Üniversite mezunu gençlerin kahvehanelerde vakit öldürdüğü, diplomaların duvarda asılı kaldığı, umutların ise valizlere konulup büyük şehirlere gönderildiği bir şehirden söz ediyoruz.
Trabzon’un en büyük ihracatı artık fındık ya da balık değil; gençleri.
Her yıl yüzlerce, binlerce genç İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e gidiyor. Geri dönenlerin sayısı ise yok denecek kadar az. Çünkü şehirde onları tutacak iş yok, sektör yok, gelecek yok.
Evet, Trabzon’da hayat var. Ama geçim yok.
Evet, Trabzon’da hareket var. Ama istihdam yok.
Evet, Trabzon’da etkinlik var. Ama üretim yok.
Sorunun özü tam da burada yatıyor. Yıllardır Trabzon, hizmet sektörüyle ayakta durmaya çalışıyor. Küçük esnaf, turizm, kamu… Ama sanayi? Yok denecek kadar az. Yüksek katma değerli üretim? Neredeyse hiç yok. Hal böyle olunca şehir, gençlerine ‘kal’ diyemiyor.
O yüzden Ankara’da düzenlenen bu günler, biraz da bir nostalji fuarına dönüşüyor. Memleketini özleyenlerin, çocukluğunu hatırlayanların, bir tabak kuymakta geçmişe gittiği bir buluşma…
İşte acı gerçek tam burada başlıyor.
Trabzon, kültürünü tanıtmakta başarılı. Ama gençlerini tutmakta başarısız.
Trabzon, horonu yaşatıyor. Ama ekonomiyi büyütemiyor.
Trabzon, Ankara’da alkış alıyor. Ama kendi içinde sessizce kan kaybediyor.
Bu yüzden artık şu soruyu sormak gerekiyor; Trabzon’u sadece tanıtmak mı istiyoruz, yoksa yaşatmak mı?
Çünkü bir şehir, sadece festivallerle ayakta kalmaz. Bir şehir, gençleriyle yaşar. Üreteniyle büyür. Gelecek sunabildiği kadar güçlüdür.
Eğer Trabzon Günleri’nde gerçekten Trabzon konuşulacaksa, o kürsülerde sadece katılım sayıları değil; işsizlik, istihdam, göç ve ekonomik gerçekler de konuşulmalı.
Yoksa biz Ankara’da horon oynamaya, Trabzon ise sessizce boşalmaya devam eder…
Yorumlar
Kalan Karakter: