DAĞ TAM BİR FARE DOĞURDU
Ankaragücü’nün istifa etmek zorunda kalan ve ömür boyu hak mahrumiyeti cezası alan eski başkanı Faruk Koca’nın, Çaykur Rizespor maçı sonrasında sahanın ortasında orta hakem Halil Umut Meler’i yumruklaması, yanındaki magandaların da yerde tekmelemesi sonucunda ülkede adeta büyük bir infial yaşandı. Cumhurbaşkanı’ndan bakanlara, muhalefet partisi liderlerinden kulüp başkanlarına, teknik adamlardan futbolculara kadar hemen hemen herkes bu olayı lanetledi, kınadı… Bu olayın bir milat olması ve bundan sonra futbolun doğru temeller üzerinde şekillenmesi için çok radikal kararlar alınmasının şart olduğu dile getirildi. Ardından TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, esip gürleyip sonra da, “Ligler süresiz tatil edilmiştir” dedi. Artık bu açıklamadan sonra beklentimiz, başta Trendyol Süper Ligi olmak üzere tüm liglerin en az bir ay oynanmayacağını şeklindeydi. Fakat daha bu sözler havadayken ikinci bir karar alındı ve tüm ligler sadece 3 gün ertelenmiş oldu. Yani birinci dakikada geri adım atıldı. Aynı şekilde hakemler de maçlara çıkmayacaklarını açıkladılar fakat onlar da bu kararın arkasında duramadılar.
***
ALİ KOÇ’UN SIĞLIĞINA BAKAR MISINIZ?
Eylemci Faruk Koca, ömür boyu hak mahrumiyeti cezası aldı. Ankaragücü’ne 5 maç seyircisiz oynama cezası verildi. Koca ayrıca tutuklu ve yargılanmasına başlanacak, iddianame hazırlandı. Kendisine üç suçlama getirildi. Oysa bu suçlamalara ek olarak, Türkiye’nin uluslararası alanda imajının yerle bir edilmesi, spor sahalarında terörün körüklenmesine zemin hazırlayacak ve sıradan vatandaşın da kendi hukukunu uygulamaya dönük tavırlarını teşvik edecek hareketlerden dolayı da çok daha ağır yaptırımlarla karşı karşıya gelmesi gerekirdi diye düşündüm ama ne yazık ki düşüncelerim sadece bende kalmış oldu. Futbolun tüm paydaşlarının bu olaydan bir ders çıkarmasını bekledim ama herkes kendisini sütten çıkmış ak kaşık görürken başkalarını suçlamaktan geri durmadı. Bakın Kulüpler Birliği Vakfı ve Fenerbahçe başkanı Ali Koç hemen TFF’yi suçladı ve sözü Sürmene’de yıllar önce kafile otobüslerinin kurşunlanmasına getirdi, buradan kendilerini aklama yoluna gitti. Oysa Ali Koç azıcık dürüst olsa, “Eğer 3 Temmuz sürecinden sonra Fenerbahçe olarak küme düşürülseydik, bu işe bulaşmış diğer kulüpler de en ağır bir şekilde cezalandırılsaydı, şike yasası değiştirilmeyip, başta Aziz Yıldırım ve diğer tüm bu işe bulaşanlar hala hapishanede olsaydı, şimdi futbol daha temiz olurdu”F derdi ama onun derdi üzüm yemek değil, bağcı dövmek…
***
SİYASET BU DURUMA EL KOYAR DİYE DÜŞÜNDÜM!
İktidara geldiği günden itibaren Kanaryasevenler Derneklerini bile ele geçirme mücadelesinin içinde yer alan artık 22 yıldır kesintisiz ve tek başına, çok güçlü bir şekilde ülkeyi yöneten, Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan’ın, olayın hemen akabinde yaptığı açıklamanın yanında, Halil Umut Meler’i telefonla arayıp, bunu bir de şov aracı olarak kamuoyuyla paylaşma gereği duyunca, “Bu ülke gerçekten bitmiş” demekten kendimi alamadım. Oysa beklentim, bu olayın gerçekten bir milat olmasıydı. Cumhurbaşkanının hemen TFF yönetimiyle birlikte tüm kurullarının başkanlarını, hakemleri ve kulüplerin başkanlarıyla hemen bir toplantı yapmasıydı. Bu toplantıya, toplum ve sosyal bilimci, pedagoglar, psikologlar da davet edilip, yaşananların sebeplerini masaya yatırıp, çözüm yollarının nasıl bulunması gerektiğini de bilim insanlarıyla birlikte madde madde ortaya konup, bunların hayata geçmesi için de yasal düzenlemeler için düğmeye basmasını hayal ettim. Ama benimki bir hayal kuşkusuz. Ne yazık ki ülkeyi yönetenlerden başlayıp, en alttaki yurttaşa kadar herkesin amacı farklı… Kimse çözüm istemiyor, bu kaos ortamından adeta beslenmenin işlerine geldiğini düşünüyor gibi hareket ediyorlar.
Sonuç olarak dağ fare doğurmuştur ve bu ülkede hiçbir yapısal sorunun çözümü için yönetenlerin de kıllarını bile kıpırdatmaya niyetli değildir.
Gördüğümüz gerçek budur!.
***
GAZETECİLER MENAJERLERE Mİ ÇALIŞIYOR?
Gazetecilerin göreve olaylarla ve gerçeklerle halkı buluşturmaktır. Ne demişler, “Haber kutsal, yorum hürdür” ya da “haber objektif, yorum subjektiftir.” Yani haber yapan kişi hiç kimseyi koruma güdüsüyle hareket etmeyecek. Bu noktada dürüstlük kutsaldır ve haber yapılırken, sevdiğin, sevmediğin kişilere göre değişim göstermez. Olduğu gibi topluma aktarmak görevdir. Yorumda ise insanın dünyaya ideolojik ya da felsefi veya siyasi bakışının yazıya veya dile yansımasıdır. Yani bir olayı her yazar ya da yorumcu kendi bakış perspektifine göre değerlendirir. Ama burada da kişileri, ya da ideolojik yakınlık duyduklarını koruma güdüsüyle değil, yine yalın gerçekleri objektif değerlendirerek kendi fikirleriyle harmanlamalıdır. Yani bir olayı çarpıtıp, topluma yanlış bilgi vermek yorumcu ya da yazarın da işi değildir. Gazeteci bir kez iyi araştırma yapmalıdır. Duyduğu her şeye inanarak, bunları söze ya da yazıya dökmemelidir. Kendisine gelen haberlik bilgi,i taraflara ya da üçüncü şahıslara da sorarak teyit etme yoluna gitmelidir.
Bu konuya neden girdim?
Çünkü Türkiye’de siyasette olduğu gibi sporda da yazan, çizen, muhabirlik yapanlar birçok kişi tarafından kullanılmaktadır. Bu yalın bir gerçektir. Sporu ve özelinde futbolu ele alırsak mesela her transfer mevsimi yaklaşırken, internet sitelerine, gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına sayısız isim yansıyor. Bir kulüp için yüze yakın isim gündeme getiriliyor. Bu isimlerden üç dört tanesi transfer edildiğinde de, “Bakın biz nasıl da doğruyu aylar öncesinden bildik” diye de övünürler. Oysa yazdıkları 90’ın üzerinde isim yanlış çıkmıştır ve bunu çok çabuk unuturlar. Trabzonspor’da da son yıllarda her transfer mevsimi yaklaşırken, Enis Bardhi, Mahmoud Trezeguet, Anastosios Bakasetas’a sayısız kulüp teklifte bulunmuştur(!), Kulübün kapısını çalmaları an meselesidir! Bu oyuncuları alacak kulüpler 5-6, hatta 10 milyon Euro gibi rakamları da gözü kapalı verecektir!
Tabii ki ekonomik krizdeki Trabzonspor’un bu futbolcuları yüksek bedellerle satması, kulübü rahatlatacaktır. Bizler de, “Keşke bu haberler doğruyu yansıtsa” deriz. Ama transfer mevsimi geldiğinde bir bakmışsınız ki bu futbolcular için teklif yapmaya hazırlanan kulüpler buhar olmuşlar, uçup gitmişler. Ya bir tek kulüp bile mi, Trabzonspor’un kapısını çalıp, “Bu oyuncu için ne kadar bonservis bedeli istiyorsunuz?” diye sormaz… Sormuyor arkadaş… Şimdi Ocak-Şubat ara transfer dönemi geliyor. Yine Bardhi, Bakasetas ve Trezeguet için çok sayıda kulübün devrede olduğu yazılıp çiziliyor. Ocak ayı yakın, göreceğiz bakalım hangisine teklif gelecek.
***
İLETİŞİM ÇAĞINDA BİLGİ ALMAK ZOR DEĞİL
Eğer teklif gelmezse bu futbolcularla ilgili haberleri yapan gazetecileri, menajerlerle işbirliği yapmakla suçlarsak sanırım haksızlık etmiş olmayız. Çünkü menajerlerin görevi, futbolcularının çok önemli değer olduklarını göstermeye çalışmak, bu noktada manipülasyondan bile kaçmamaktır. Ama gazetecinin görevi de bu menajerlerin söylediklerinin ne derece doğru olduğunu araştırıp, ortaya koymaktır. Artık iletişim çağında yaşıyoruz. Gazeteciler mesela Bardhi için Union Berlin devreye mi girecek? Bu kulübün bir yetkilisi internet ortamından bulunup, “Bardhi’ye talip olmanız söz konusu mu?” diye sorarsanız ve ondan, ‘evet’ yanıtını alırsanız, bunu haberleştirirsiniz. Aynı şey diğer oyuncular için de geçerli… Ya da Trabzonspor’da bu transfer işinden sorumlu yöneticilerle bağlantı kurar, “Size gelen bir teklif ya da duyumunuz var mı?” diye sorar, alacağınız yanıtı haberleştirirsiniz. Ama böyle olunca gazetecilik zor değil mi? En kolayı, menajerin palavralarını yazmak ve sonra bunlardan bir tanesi tesadüfen gerçekleştiğinde de, “Süper gazeteciyiz” havasını atmak, haksız mıyım?
Ayağa düşen gazetecilik mesleğine yazık oluyor gerçekten!
***
ELİF ÇAVUŞ’UN HAKLI İSYANI!
Sözcü Gazeteci Türkiye’nin en çok satan süreli yayını olarak dikkat çekiyor. Bu gazete bölgemizde de etkili olmak için arayışlara girmişti. Sonuçta tecrübeli kadın gazetecilerimizden Elif Çavuş burada işe başladı. Ardından bu gazetenin televizyonu da yayın hayatına adım atınca, Elif Çavuş gerçekten yoğun bir tempoyla birlikte bölgedeki önemli olayları, ulusal düzeyde gündeme getirme misyonunu üstlendi. Belki de her akşam onun haberleri Sözcü TV’nin ana haber bültenini süslüyor. Elif, geçtiğimiz gün WhatsApp’tan bir mesaj attı. Haberciliğini yapmasının önüne konulan engellerden yakınırken, bu noktada gazetecinin sağlıklı haber yapması konusunda da destek talebinde bulundu. Kuşkusuz haklı bulduğumuz Elif Çavuş’a bu noktada destek vermek bir meslektaşı olarak görevimiz. İsterseniz önce Elif Çavuş’un dile getirdiği sorunu sizinle paylaşalım. Sonra da kendi yorumumuzu yaparız:
***
VALİ NEDEN İZİN VERMEDİ Kİ?
“Bölgemizin en önemli sorunlarından biri olan yorgun merminin yol açtığı ölüm ve yaralanma olaylarına karşı alınabilecek önlemler ve vatandaşların bilinçlendirilmesi adına röportaj talep ettiğimiz Trabzon Valisi Aziz Yıldırım açıklama yapmayı kabul etmedi. İl Emniyet Müdürümüz Murat Esertürk’ten açıklama almak için Vali Bey’den izin istedik ona da izin vermedi. İçişleri Bakanlığı’nın istatistiklerine göre her ay 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan yorgun mermi olayları hakkında Vali Bey’in değerlendirme yapmamasını ve değerlendirme yapılmasına izin vermemesini kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bu tür toplumsal olaylarda devleti temsil eden kişilerin vereceği mesajlar, toplumsal bilinç oluşmasında çok etkili olmasına rağmen Vali Bey ne hikmetse açıklama yapmaktan kaçındı. Çoğu zaman biz gazetecileri ‘niteliksiz haber’ diyerek suçlayabiliyorsunuz. Özellikle bilgiye ulaşma noktasında ne gibi durumlarla karşılaştığımızın bilinmesini isterim. Bu olay bana, “Nerede eski Türkiye, nerede eski valililer” dedirtti.”
Elif Çavuş sonuna kadar haklı değil mi?
***
EN KÜÇÜK BİRİM MEMURU BİLE BİLGİ VERMELİ!
Yani bir haber için yetkilileri alıp, bilgileri onlardan da alıp kamuoyunu doğru bilgilendirmek bir gazetecinin göreviyle mülki amir ya da kolluk kuvvetlerinin de bunu kendilerine bir görev kabul etmesi gerekmez mi? Bir şey daha.. Bir yandan demokrasiden, insan haklarından, bireyin özgürlüğünden söz edip, sonra da bir konuda bilgi almak için Emniyet Müdürünün konuşmasına bile vali karar veriyorsa burada gerçek bir demokrasiden söz etmek mümkün mü? Benim bildiğim 12 Eylül öncesinde en düşük devlet memuru bile kendi alanında birim amirinden bile izin almadan kamuoyunun bilgilenmesi açısından gazetecilere bilgi verebiliyordu. Bugün bir Vali bilgi vermekten çekiniyor. Bir İl Emniyet müdürü bile vali iznine tabii olarak konuşma hakkı bulunuyor. Bunun adı gerçekten demokrasi olamaz. Bu sistemin tepeden aşağıya değişmesi ve yeniden en küçük bir devlet memurunun da amirinden izin almadan, kendi alanıyla ilgili bilgi verme özgürlüğünün tanınması şarttır. Bu devleti yönetenlerin kendi memuruna da güvendiğinin bir işareti olarak görülür. Zaten güvenmeli de!
O zaman gerçek bir demokrasiden söz edebiliriz ve şeffaflık ancak böyle mümkün olabilir.
Haksız mıyız?
***
İYİ PARTİ’DE AYHAN PALA ŞOKU!
İYİ Parti 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Ortahisar Belediye Başkanlığı için Ayhan Pala’yı aday göstermişti. Hatta Pala’nin adaylığını bizzat genel başkan Meral Akşener açıklamıştı. Aradan bir hafta geçmeden Ayhan Pala adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. İl Başkanı Fatma Başkan yaptığı açıklamada Ayhan Pala’nın teşkilatın haberi olmadan ittifak görüşmeleri yaptığını anlatmaya çalıştı. Ayhan Pala da, koltuk sevdası düşüncesinde olmadığını, Trabzon’a hizmet etmek için yola çıktığını sosyal medya hesabında dile getirdi. O onu söyledi, bu bunu söylediden ziyade ortaya çıkan tablo İYİ Parti teşkilatlarının acemiliğinin ortaya çıkmasına neden oldu.
Yorumlar
Kalan Karakter: