EN DÜŞÜK BORÇ FIRTINA’NIN AMA!...
Türkiye Süper liginde mücadele eden 'dört büyük' kulübün, Kamuyu Aydınlatma Platformuna finansal durum raporlarını gönderdiler. 31 Mayıs 2023 itibarıyla gönderilen borç toplamı ise 23 milyar 340 milyon liraya dayandı. 3 milyon 760 milyon liralık yükümlülükle karşı karşıya bulunan bordo-mavililer, en az borçlu takım olarak dikkat çekti. Trabzonspor’un ayrıca 1 milyar 430 milyon TL'lik varlığı bulunduğu bildirildi. Ancak henüz 6 ay önce öz varlıkları -1 milyar 700 milyon lira civarında gözüken Bordo-Mavililerin şimdi 1 milyon 430 milyon lira öz varlığının gösterilmesi ilginç bulundu. Büyük kulüpler arasında 7 milyar 530 milyon lira ile Galatasaray zirvede yer alıyor. Bu kulübü Fenerbahçe 6 milyon 160 milyon lira ile Fenerbahçe ve 5 milyon 890 milyon lira ile de Beşiktaş takip ediyor. Türkiye’de başta büyükler olmak üzere tüm kulüplerin borç yükünün füze gibi fırlaması ise kabul edilebilir bir durum olarak görülmüyor ve bir an önce önlem alınması isteniyor.
***
70 MİLYON EURO’LUK SPONSORA RAĞMEN
Trabzonspor’un geçtiğimiz genel kurulda borcu 3 milyar 200 milyon lira civarında gözüküyordu. Ertuğrul Doğan başkanlığa seçildikten sonra da sürekli borç ödemesi yapıldı. Kulübün kasasına tam 40 milyon Euro girdi. Bu arada 70 milyon Euro’luk da sponsor ve reklam anlaşması yapıldığı belirtildi. Tüm bunlara rağmen borcun 560 milyon lira artması da ilginç bulundu. Bir yandan borçlar ödenirken, diğer yandan sürekli tasarruf yapılırken ve transferde çok daha düşük maliyetli oyunculara yönelme olmasına karşın, kulübün borcunun bu kadar yükselmesi, “Yabancı oyunculara bel bağlarsan, sürekli döviz üzerinden transfer yaparsan olacağı budur. Döviz yükseldikçe durduk yerde borç katlanıyor. Artık döviz üzerinden anlaşma yapılan oyuncuların alacakları Türk lirasına çevrilmeli… Yoksa bu batak bir türlü bitmez, kara delik gibi de tüm gelirleri yutar” yorumu yapıldı ve Başkan Ertuğrul Doğan ile yönetim ekibi ekibi dikkatli olmaya çağrıldı.
***
HER SEZON AYNI TERANE; BIKMADINIZ MI?
Türkiye Süper Ligi daha başlamadan kendilerine büyük süsü veren ancak küçük düşünceli insanlar tarafından yönetilen kulüpler birbirine girmekte hiçbir sakınca görmüyor. Önce transfer çalımları, TFF’nin birilerini kayırdığı söylemleri, başkanlar arası karizma yarışı derken, daha ligin ilk haftasında hakemlerle ilgili polemikler can sıkıcı boyutlara ulaştı. Transferde yüz milyonlarca Euro’yu havaya saçan bu kulüpler, her türlü başarısızlığa kılıf aramak ve taraftarları gözünde tükenmemek için topu taca atmanın yolunu ya TFF’ye, ya MHK’ye ama en çok da hakemlere yüklenerek buluyorlar. Yeni sezon başlarken gazete manşetlerini devasa transferler süslerken, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş derken Trabzonspor da tartışmanın fitilini ateşleyenler arasına katıldı. Hemen 3 kulübün başkanı Profesyonel Futbol Disiplin Kuruluna (PDFK) sevk edildi.
En çok bağıranın haklı gözüktüğü ya da hakemleri baskı altına alacağını düşünen kulüp başkanları toplumu germekten, futbol sahalarında şiddeti körüklemekten başka hiçbir amacı hizmet etmiyorlar. Çünkü Türkiye’de birçok kişi biliyor ki, şampiyon olacak takım konusunda bir yerlerden kulaklara düşünceler üflenmişse istediğiniz kadar transfer yapın, istediğiniz kadar avaz avaz bağırın sonuç değişmez. Çünkü bu ülkede haklının değil, güçlünün adaleti geçerli… Bu gerçek bilinirken bağırıp, çağırmanın hiçbir esprisi yok. Bu bağırışlar sadece kendi taraftarınızın gözünde masumlaşma çabanızdan öteye geçmez. Ama uyguladığınız politikalara baktığımızda aslında sahada kötü niyetli bile olsa yanlış düdükler çalan hakemler kadar sorumlusunuz başarısızlıklarda…
Bunu bilmediğimizi sanmayın…
***
TFF’YE VE HAKEMLERE DOKUNAN YANIYOR!
Türkiye’de sözde futbol özerk ama kesinlikle olmadığını biliyoruz. Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığına soyunmak isteyen isimler Saray’a ulaşma çabası gösteriyor. Buradan icazet alınıp, araçlar vasıtasıyla gerekli kurum ve kişilere karar bildirildikten sonra önü açılan kişi de başkanlık koltuğuna seçiliyor. Bu seçilen başkan yönetimini, kurullarını belirlerken de yine siyasetin tercihlerini emir kabul ederek listelerde yer veriyor. Bakın kaç yıl oldu, Saray’dan ‘olur’ alamayan bir tek kişi Futbol Federasyonu başkanı seçilebildi mi? Ya da rakip çıktığında kulüplerden ve taban birliklerinden destek alabildi mi? Sonuçta futbolun üst yönetim kadrosunu siyaset belirliyor ama aynı zamanda kulüpleri yöneteceklerin de büyük bölümü yine siyaset kurumunun en tepesinden icazet alıyorsa kolları sıvayabiliyor. Zaten iktidar siyasetinden destek alamayanların başkan adayı olma şansı bile bulunmuyor. Çünkü kulüpler borç batağında ve çok sayıda sponsora, reklama, yan gelir kalemlerine ihtiyaç var. Ekonominin dümenindeki kişilerin de kendilerine yakın olmayanlara asla destek vermeyeceği bilindiği için de kıllarını bile kıpırdatamıyorlar.
Neyse…
Sonuçta siyasetin güdümüyle seçilen TFF Başkanı, kurulları da sonrasında istedikleri gibi at koşturuyorlar. Merkez Hakem Komitesi ve onların emir eri olan hakemler de sahada istedikleri takımı kesiyor, biçiyor, doğruyor. İstediği takımı kazandırıyor. VAR’a rağmen daha ikinci haftada kaç tane kader hatası yapıldı belli değil. Tabii ki bu hakem hatalarına isyan eden kulüp yöneticileri, başkanları ya da teknik adamlar anında PFDK’ya sevk ediliyor, başları giyotinin bıçağının altına sokuluyor. Ya kardeşim, siz kimsiniz? Nesiniz? Bu ülkede demokrasi sorgulansa da Cumhurbaşkanı, Bakanlar, Milletvekilleri, tüm bürokratlar, askeri erkan en ağır bir şekilde eleştiriliyor. Onların aleyhine yürüyüşler yapılıyor, söylenmedik söz, atılmadık slogan kalmıyor. Ve bunları yapanlar hiçbir şekilde ceza görmezken ki, TFF’nin, kurullarının ya da hakemlerinin aleyhine iki laf edenler anında ceza kuruluna sevk ediliyor, müsabakalardan men ve ağır para cezalarına çarptırılıyor. Siz kimsiniz gerçekten? Alikıran Baş kesen mi? Sahada takımların puanlarını gasp eden hakemleriniz bunlara gerekli cezayı vermeyen MHK’niz ve tümünün en üst organı TFF’niz Hitler kanunlarıyla mı korunuyor? Yeter ama artık… Ülke futbolunun başına bela olurken, hiç kimsenin size ses çıkarmamasını istemeniz kadar ahmakça bir yaklaşım olamaz.
Bu arada aslında siyaset ya da bürokrasi eleştirilirken halkın çok daha özgürce bir ortamda bağırıp çağırmalarının önünün açılması gerekli… Ama sahada takımların kaderiyle oynayan hakemlere de, onları eğiten ve yönlendiren MHK ile TFF’ye de iki laf sokmanın cezası olmamalı değil mi? Siz futbolda barış istiyorsanız önce mensuplarınız her alanda adil olmayı bilmeli!
Bilmem o zeka seviyenizle ne demek istediğimizi anlayabildiniz mi?
***
O ZAMAN ÜLKE PUANI ÖNEMLİ DEĞİL MİYDİ?
Türkiye’yi Avrupa’da temsil eden Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Adana Demirspor’un başarılarıyla kuşkusuz gurur duyuyoruz. Daha da başarılı olmalarını, gruplara çıkmalarını, burada da zirveye ulaşmalarını temenni ediyoruz. Sonra da mümkünse yarı final, final oynamaları, hatta şampiyon olmaları bu ülkenin bir yurttaşı olarak beni gururlandırır. Sanırım buna kimsenin itirazı olmaz. Ayrıca ülke puanı açısından da elde edilen başarılar çok önemli… Bakın iki yıl önce Şampiyonlar Ligi’ne gruplardan katılırken, başarısızlıklar nedeniyle Trabzonspor geçen sezon Play-Off oynadı. Bu sezon Galatasaray ise iki ön elemeden sonra ancak Play-Off’a adını yazdırabildi. Ama ülke puanı arttıkça yarın Trabzonspor da Avrupa’ya giderse gruplardan başlama şansı yakalar. Bu da büyük ekonomik gelir ve marka değeri, prestij demektir. Buraya kadar her şey normal…
Ancak bu sezon takımların sık sık maç yaptığı dile getirildi ve bu hafta sonu oynanması gereken Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Adana Demirspor maçları ertelendi. Geçmişte bu tür zor ve sık sık maç oynayan kulüpler sürekli ligdeki bir maçlarının ertelenmesini talep ettiğinde hemen ret yanıtı veriliyordu. “Lig programı değişmez, Avrupalı takımlar nasıl oynuyorsa, bizim takımlar da bu programa alışmalı” deniyordu. Geçen sezon Trabzonspor hem ligde, hem de Şampiyonlar Ligine kalma savaşı verirken, UEFA Avrupa Liginde gruplarda mücadele ederken üç günde bir maç oynadığı için erteleme başvurusunda bulunmuştu. Ama TFF yönetimi hiç oralı olmamıştı. O zaman bu ülkenin puanı hiç önemli değil miydi? Trabzonspor dinlenmiş olarak Kopenhag maçına çıksaydı, turu geçseydi, Şampiyonlar Ligi gruplarına kalsaydı, ülke puanı açısından önemli değil miydi? Bu kez neden önemli ülke puanı… Yoksa 3 büyük kulüp ve yanında da iktidara yakın kişilerin yönettiği Adana Demirspor söz konusu olduğunda mı akan sular durdu?
Ne dersiniz Mehmet Büyükekşi?
Yorumlar
Kalan Karakter: