CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN EN RAHAT DÖNEMİ!
Türkiye’de tam 21 yıldır kesintisiz iktidarda bulunan, son 5 yılda ise tam bir tek adam sistemi kuran Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan dönemi boyunca genellikle çok uluslu şirketler ülkenin kaymağını yedi. Bir de Erdoğan’a yakın şirketler servetlerine servet kattılar, dolar milyarderleri arasına girdiler. Tabii ki 4-5 maaş alanlar, gelirleri füze gibi fırlayanlar da oldu. Ülkenin satılmayan fabrikası kalmadı. Türkiye’nin borcu 145 milyar dolardan 500 milyar dolar seviyesini aşacak noktaya geldi. Tüm bu süreç içinde reel olarak kaybeden işçi, memur, küçük esnaf, köylü ve emekli oldu. Bu kesimlerin gelirleri tırpanlana tırpanlana artık büyük çoğunluğuyla yoksulluk sınırının altına, önemli bir kesimiyle de açlık sınırının altına düştü. Açlık sorunu çektiği, işsizlik sıkıntısı yaşadığı için devletten yardım alanların sayısı 6 milyona dayandı. Yolsuzluk, liyakatsızlık, torpil, adam kayırma, hukuk düzenindeki büyük erozyon, özgürlükler konusunda yaşanan sorunlar, “Bizim mahalleden değilsen yaşama hakkın yok” şeklinde estirilen hava ülkenin kaderi haline geldi. Türkiye Mayıs ayında yeni bir seçime gitti. Erdoğan ve arkadaşları aslında halka öyle çok vaatte bulunmadı. Bir tek en düşük emekli maaşına seyyanen 2 bin lira zam yapıldı ama bu kök maaşa yansımadığı için de yeni dönemde yapılan zamdan neredeyse hiç pay alamayarak kandırıldıklarını gördüler.
***
İKTİDARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜREN MUHALEFET
Seçim sona erdi, iktidar tarihte görülmemiş zam furyası, vergi artışı dönemi başlattı. Öyle ki otomobilden çifte vergi alınması kararı bile hayata geçti. İğneden ipliğe korkunç derecede zam yapılmayan ürün kalmadı. Petrol ürünlerinin fiyatları, alkol, sigaraya yapılan zamlar halkın inim inim inlemesine sebep oldu. Ama Türkiye’de halk tüm bu olan biten ve kendi yaşamlarını felç eden uygulamalar karşısında edilgen bir şekilde oturmuş bekliyor. Peki neden? Çünkü ülkenin muhalefet partilerinin liderleri ve kadroları yıllardır, “Aman sokağa çıkmayın, terörist damgası yersiniz ve iktidarın ekmeğine yağ sürersiniz” sözlerinin etkisinde kalmış… Bu sözler bilinç altlarına yerleşmiş ve sokağa çıktıklarında sanki terör eylemi yapacaklarmış gibi hissetmeye başlamışlar. Böyle bir noktada bir dinamizm gerek, gerçekten halkın önderi olabilecek liderler sahneye çıkması şart… Ülkemizde şu anda böyle bir lider ya da liderler grubu var mı? Tabii ki yok! Bu olmadığı gibi, muhalefet partileri ya kendi içlerinde büyük bir savaşın içine girmişler, koltuk kavgası, halkın yaşadığı dramın çok önünde, ya da birbirleriyle itişip, kakışıyor ve iktidarın ekmeğine yağ sürüyorlar.
***
HER PARTİNİN İÇİ HARLI ATEŞTEKİ SU GİBİ KAYNIYOR
Halkın muhalefete en çok ihtiyaç duyduğu böyle bir dönemde ne yazık ki partilerin için harlı ateşin üstündeki su gibi kaynıyor. Mesela CHP’ye bakın… Kemal Kılıçdaroğlu, sözde en demokrat ve koltuk sevdası olmayan lider kimliğiyle herkesi kandırmıştı. Ama 13 yıllık genel başkanlık süresince 12 seçim kaybetmesine rağmen, adeta zamkla yapışmış koltuğuna… ‘Bırakmam da bırakmam” diyor. Bunu derken de partisinde kendisine karşı olanlar bir kenara herkesi zan altında bırakacak, “Partiyi ileri taşıyabilecek, ilkelerine bağlı, geçmişi temiz birini bulsam yarın bırakırım” diyebilecek kadar da CHP’yi parçalama yoluna itecek açıklamalarda bulunuyor. Sürekli AKP’li trollerden dert yanarken, kendilerine yakın trol ordularıyla, Kılıçdaroğlu muhalifi kim varsa, ya da genel başkanlığı bırakması gerektiğini söyleyen herkes hedef yapılıyor. Halkın önüne geçip, iktidarın uygulamalarına karşı adeta bir direniş ordusu yaratması gerekirken, ölene kadar koltukta nasıl kalabileceğinin planlarını yapıyor. Erdoğan’ı sürekli hoşgörülü olmamakla suçlayan ve mahkemeye verilen ya da hedef gösterilen gazetecilere sahip çıkan Kemal Kılıçdaroğlu şimdi kendisine tepki gösterenleri mahkemeye veriyor, Belediye başkanını ihraç ediyor, geçmişte ona destek veren ama artık genel başkanlığı bırakması gerektiğini söyleyen gazeteleri, TV’leri ve gazetecileri, “Kimlerden maaş alıyorlar, hepsini biliyorum” diyerek töhmet altında bırakıyor,, lekeliyor, adeta FETÖ taktiği uyguluyor. Tüm bunları yaparken de demokrasiden, özgürlükten, nasibini almadığını da gösteriyor.
***
HERKES BİRBİR KUYUSUNU KAZMANIN PEŞİNDE!
CHP’de bu karışıklıklar olurken, İYİ Parti’de de kazan kaynıyor. Seçim öncesinde 6’lı masayı dağıtan, sonra geri dönen, seçimde tam bir hezimet yaşayan Meral Akşener, kendisini kurtarmak için önce parti içi muhaliflere ve CHP’ye saldırıyor. Geçmişte, “Kemal Kılıçdaroğlu için tüm yakınlarına vasiyette bulundum” derken, seçim sonrası ise, “En büyük pişmanlığım CHP’den 15 milletvekili almaktı” diyebilecek kadar iki yüzlü olduğunu gösteriyor. Sonra partide kendisine karşı olan kim varsa, hepsini disipline sevk ediyor. Yerel seçimlerde izleyeceği politikayla ilgili görüş belirtirken CHP’ye aba altından sopa gösteriyor. İktidarla savaşması gerekirken, kısa bir süre önce, hem de uzun bir dönem kol kola yürüdüklerine saldırdıkça saldırıyor. Parti kuruluşu sırasında ona omuz verenleri kenara itip, MHP’de aradığını bulamayıp, İYİ Partiye yanaşanlara kucak açıyor. Deva ve Gelecek Partileri hiç hak etmedikleri milletvekillerini cebe indirmenin keyfini yaşarken, özellikle Anayasa bağlamına iktidara mavi boncuk dağıtıp, “Kimseye diyet borcumuz yok” açıklamalarıyla, kendilerine o kadar vekili altın tepside sunan CHP’ye mesaj gönderiyorlar. Demokrat Parti ve Saadet Partisi’nin sesi soluğu çıkmıyor.. Bir dönemler ülkenin gündemini belirleyen HDP var mı yok mu belli değil. İşçi Partisi Barış Atalay’ı hapisten çıkarma savaşı verirken, halkın ekmek ve özgürlük savaşını unutmuşa benziyor.
***
ERDOĞAN’IN EN KEYİFLİ İKTİDAR GÜNLERİ
Tabii ki bir ülkenin muhalefeti böylesine dağınık, iç işleriyle uğraşır, kavgayı sokaklara taşıracak seviyede olursa, iktidar da halkı inim inim inletmenin keyfini yaşar. Dünyadaki en önemli mücadelelerin önünde her zaman bir siyasi irade vardır. Yani sendikalar, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, halk yaşadığı sıkıntılardan dolayı sokağa dökülebilir. İktidara ders vermek isteyebilir. Ama bu mücadelenin önüne bir siyasi irade geçmezse başarılı olması söz konusu bile değildir. Siyasi irade iktidara yürür. Halk da arkasından gelir. Ama Türkiye’nin muhalefeti uzun yıllardır tam ABD’nin istediği, AKP’nin gönülden razı olup, bulunmaz Hint Kumaşı olarak gördüğü türden… Kavgayı halkı inim inim inletenlerle değil, kendi koltuklarından olmama adına verirler. Bugün de bu koltuk kavgası zirveye tırmandı. Böyle olunca da iktidarda bulunduğu tarihler içinde en zor dönemini yaşaması ve halkın 10 milyonlarca olarak sokaklarda protestolarıyla karşılaşması gereken AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener başta olmak üzere tüm muhalefetin silikliği, kişisel çıkarları toplum çıkarlarının önüne koymaları nedeniyle en rahat, en keyifli dönemlerini yaşamanın keyfini çıkarıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: