İnsanın, insan olduğunu hatırlamak zorunda kaldığı anlar vardır. En acımasız insanların dahi vicdanlarının kanadığı dönemler yaşadığı bilinen bir gerçektir. Türkiye öyle bir süreci yaşıyor ki, en acımasızlarımızın bile yüreği dağlandı, beyni dondu, konuşmaktan, düşünmekten utandığımız bir süreç bu… Ülkemizin böylesine ağır bir tahribat yaşadığı, on binlerce insanımızın mezar olan evlerinden çıkarılmalarına, toplu cenazelerin gömüldüğü, yüzbinlerce insanımızın yaralı ve ağır bir travma içinde olduğu, depremle kentlerin yerle bir edildiği bir süreçte futbol yazmamız, konuşmamız hiç yakışık alır mı?
Bir ülke kan ağlarken, futbol maçı izlemenin bile nasıl da ağır geldiğini anlatmam olanaksız ama işimiz bu ve yapmamız gerekeni yapıyoruz. İnsanın hayatının en güzel olaylarını yaşadığında duyması gereken sevinçten utanacağı bir süreci yaşıyoruz. Ya da bir cenazemize üzüldüğümüzü açıklamayı bile kendimize yakıştaramayacağımız bir zamanın içinde debeleniyoruz. Bunları düşünürken, 90 dakikada hangi futbolcunun ne yaptığını, ne yapamadığını, teknik adamların hangi stratejiyi doğru ortaya koyduğunu ya da yanlışlar dizini ortaya koyduğunu sorgulamamız mümkün mü?
UEFA İÇİN İNSANİ DEĞERLERİN HİÇBİR ANLAMI YOK
UEFA kendi programının sarkmaması için Trabzonspor-Basel maçının ertelenmesine izin vermedi. Oysa bir ülkenin beşte biri yerle bir edilmişken, bırakın futbol maçını oynamayı, konuşmanın bile insana ağır gelebileceğini hiç hesaba katmadı. Bir çözüm bulamadı. Çünkü tek dertleri futbol aracılığıyla büyük paralar kazanmak, organizasyonlarının sayılarını artırmak, maç sayılarını zirveye çıkarmak ve sonuçta da büyük vurgunların yapıldığı bir arenayı kapitalizmin hizmetine sonuna kadar sunmaktır bunların amacı…
Sonuçta maç oynandı. Ne yazabiliriz ki? Yazabileceğimiz şeyler, yıllarca eleştirdiğimiz, tepki gösterdiğimiz Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu ile ekibinin bu maçı depremzedelerin yaralarının sarılması amacına dönük bir etkinliğe dönüştürmeyi başardı. Fikri verenleri, uygulayanları tebrik etmek gerekir. Sonuçta, Türkiye futbolunu yöneten kişiler, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş kulüpleri başkanları, tüm Süper Lig Kulübü başkan ya da temsilcileri bu gün Trabzon’daydı. Herkes maça para ödeyerek gitti. Tüm Türkiye’deki futbolseverler, kendi camialarını temsilen bu tarihi maçta tribünde yerlerini aldılar. Gelemeyenler hatıra biletlerle birlikte depremzedelere yardımı bir görev kabul ettiler.
HARİKA FUTBOL OYNASA, MUHTEŞEM SONUÇ ALSA SEVİNEBİLİR MİYİZ HİÇ?
Daha düne kadar düşmanlaşmış kulüplerin, kardeşleşebildiğini gösteren bir manzara ile karşılaştık bu akşam… Bir kaşık suda birbirini boğmaktan geri durmayacak rakip taraftarların bir tek renk ile birlikte bütünleşebildiğine tanıklık ettik. Deprem felaketinden zarar gören, acıyı iliklerine kadar hisseden ve bu travmadan uzun yıllar kurtulamayacak olan kentlere saygıda kusur edilmedi. Rakip takım Basel de, bir cenaze evinde olduğunu unutmadan, sorumluluk duygusuyla hareket etti ilk dakikadan itibaren…
Bir büyük deprem felaketiyle birlikte tüm insanlığın birleşebileceğini, en büyük düşmanların bile birlikte insanlığı kurtarma savaşı verebileceğini gördük ölmeden önce… Daha ne isteyebilirdik ki bu korkunç acıların yaşandığı, yüreğimizin adeta mengenede sıkıştığı, beynimizin düşürme yetisini kaybettiği böylesine olağanüstü bir dönemde futbol adına ne diyebiliriz ki! Trabzonspor tarihinin en görkemli futbolunu oynasa, muhteşem bir sonuç alsa sevinebilir miyiz sanki? Ya da ağır bir yenilginin acısı, yaşanan felaketin yanında devede bir tüy niteliği taşıyabilir mi hiç?
Sonuçta onurlu, başarılı bir mücadeleyle kazanan Trabzonspor oldu, rövanş için umutlandı… Ama ne diyebiliriz ki, zafer naraları atabilir miyiz? Türkiye bir cenaze eviyken, Trabzon’da düğün yapmak yakışık alır mı?
Yakışmaz kuşkusuz….
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: