Yani insanlar soruyor: Penaltı veriyoruz, "İstemen" deniliyor; vermiyoruz, yine "niye verilmedi" deniliyor. Peki biz ne yapalım? Bu işin doğrusu nedir? Nasıl olacak bu iş?Kaldı ki, pozisyon her ne olursa olsun — olumlu ya da olumsuz — bir teknik adamın bu konularla ilgili yorum yapmaması gerekir. Özellikle de saha dışı tartışmalarla gündeme gelmek, bir teknik direktöre yakışmaz. Fatih hocanın, Trabzonspor’un başında olan genç bir teknik adam olarak, bu tür açıklamalardan uzak durması gerektiğine inanıyorum. Daha önce benzer şekilde yapılan saha dışı konuşmaların, kulübün itibarını nasıl etkilediği ortada. Bu nedenle, geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılmalı ve yalnızca sahaya odaklanılmalı. Fatih Tekke genç bir teknik adam. Önünde uzun bir kariyer var. Trabzonspor’un uzun yıllar çalışmak isteyebileceği bir pozisyonda bulunuyor şu anda. Takımı mücadele ediyor, saha içinde iyi işler yapıyor. Belki son birkaç maçta istenmeyen sonuçlar alınmış olabilir ama genel olarak iyi bir grafik çiziyor. Bu çizgiyi bozmasına gerek yok. Sessizce, işini yaparak yoluna devam etmeli. Zira bu tür açıklamalar, sonrasında farklı şekilde yorumlanabiliyor. Bir penaltı kararı üzerinden yargılanmak, sonra da "vermediniz, bağırdınız" ya da "verdiniz, yine bağırdınız" gibi ithamlara maruz kalmak kimseye fayda sağlamaz. Neticede bizler ne yapalım?
Trabzonspor’un önünde önemli bir süreç var. Ben milli aranın takıma kesinlikle iyi geleceğine inanıyorum. Aradan sonraki ilk maçta alınacak sonucun olumlu ya da olumsuz olması bu sürecin etkisini değiştirmez. Takıma genel olarak baktığımızda, önemli ölçüde değişim geçirdiğini görüyoruz. Savic, Batagov ve Mustafa gibi isimlerde zaman zaman bir istikrar gözlemlense de, özellikle Savic uzun süreli sakatlık yaşadı. Mustafa’nın ise yavaş yavaş form tuttuğunu söyleyebiliriz. Okay Yokuşlu dışındaki hemen hemen tüm oyuncular değişti. Arif, bir yıl aradan sonra yeniden takıma döndü. Zubkov çıktı, onun yerine farklı isimler geldi. Bu anlamda Trabzonspor, neredeyse baştan kurulan bir takım görüntüsü veriyor. Hâl böyleyken, sadece Trabzonspor değil; bu tür yeniden yapılanma sürecindeki tüm takımlar için bu ara faydalı olacaktır. Takım mücadele ediyor, oyun olarak kendini gösteriyor. Dolayısıyla bu aranın Trabzonspor’a iyi geleceğini düşünüyorum. Önümüzde Kayserispor ve Rizespor maçları var. Ardından iç sahada Eyüpspor maçı var. İşte bu noktada bir çıkış yakalanabilir.
Özellikle Galatasaray maçı öncesinde alınacak olumlu sonuçlar, bu dönemi bir çıkış süreci olarak tanımlamamıza neden olabilir. Bu arayı en iyi şekilde değerlendirmek, Trabzonspor için sezonun gidişatını belirleyebilir.
Ben geçmişte de, bugün de Trabzonlu oyuncunun yeteneğini hiçbir zaman tartışmadım. Tartışmam da. Avrupa'da gitmediğimiz ülke, katılmadığımız genç turnuvası kalmadı. Büyüklerle kampa gittik, küçüklerle maça çıktık. Her seviyede gençlerimizi gözlemleme fırsatımız oldu.Ve hep aynı şeyi gördüm: Bizim oyuncularımız yetenekli.Avrupa'da bazı ülkeler — özellikle Hollanda, Belçika, Fransa ve Almanya — ekonomik nedenlerle transferde çok daha seçici davranıyor. Genç oyunculara yöneliyorlar. Onlar bir yetenek gördü mü yaşına, doğum tarihine, boyuna, kilosuna, ailesine ya da geçmiş kariyerine bakmaz. Yetenekliyse, "tamam" der, alır ve oynatır. Bizdeyse işler çok daha karmaşık ilerliyor.“Bu oyuncu hazır mı?” “Lige dayanabilir mi?”,“Ezilir mi?”, “Baskıyı kaldırabilir mi?” gibi sorularla yeteneklerin önü tıkanıyor.Oysa bu düşünce biçimi doğru değil. Genç oyuncuların tek riski, onlara şans vermemektir. Ama onlara verilen bir şans, çoğu zaman çok daha büyük kazançları beraberinde getirir.Trabzonspor tarihine bakın... Kulüp, alt yapıdan yetiştirdiği oyuncularla hem büyük başarılar elde etti hem de ciddi gelirler sağladı. Hem sahada katkı verdiler hem de ekonomik olarak kulübe döndüler. Son dönemden örnek vermek gerekirse; Ahmetcan Kaplan, Yusuf Yazıcı, Abdülkadir Ömür, Uğurcan Çakır gibi isimler ciddi bonservislerle Avrupa’ya transfer oldular. Daha da geçmişe gittiğimizde, Ali Kemal, Gökdeniz, Fatih Tekke gibi isimler Trabzonspor’a maddi ve manevi değer kattılar.Ancak maalesef bugün genç oyunculara şans verme konusunda hâlâ çekingen davranılıyor. “Ya oynatır da hata yaparsa?”, “Ya koltuğumuzdan olursak?”, “Tepki alırsak?” gibi kaygılar hem teknik ekiplerde hem de yönetimlerde hâkim. Bu zihniyet, gelişimin önündeki en büyük engel.