Siz hiç gerçekten aşık oldunuz mu?
Aşkınızla uzun yıllar coşkuyla, mutlu, özgürce, sevgi dolu bir hayatı paylaştınız mı?
Dünyaya sadece büyük aşkınız için geldiğinizi, ondan başkasının sizi asla mutlu edemeyeceğinizi düşündünüz mü?
Çok uzun yıllar, büyük mücadelelerle aşkınızdan kopmadan, her türlü özveriye katlanarak, ilkelerinizden, yaşam felsefenizden hiç taviz vermeden, bazen acılar çekerek, büyük çoğunlukla sevginizin karşılığını fazlasıyla alarak, onunla huzurlu bir hayat sürdüğünüzü hissettiniz mi?
Ve sonra o aşkınızdan hiç sebepsiz yere koparıldınız mı? Sırf sisteme, toplumun genel geçer değer yargılarına uymadığınız için ayrılığı işkence haline getirenlere içten içe acıyarak, üzülerek ama bir o kadar da isyan ederek yaşadınız mı?
Ben yaşadım!
Hem de iki kez…
Ve en yoğunundan, en anlamlısından, en aykırısından…
İLK AŞKIM TRAZONSPOR, İKİNCİSİ GAZETECİLİK!
İlk aşkım Trabzonspor’du… Henüz çocuk yaşta, bordo-mavi renklerle kurulan Trabzonspor benim en büyük ve ilk aşkımdı. Maçlarının sonuçlarını radyodan öğrendiğimiz, dakika ve skor öğrenebilmek için babamın frekansı başka kanala çevirmemesi için içten içe büyük temennilerde bulunduğum, henüz 11 yaşında ilk maçına gittiğim, şampiyonluklarıyla, başarılarıyla coştuğum, hayatımın renklerinin gök kuşağını andırmasına vesile olan, olumsuz sonuçlarda acıların en büyüğünü yaşadığım Trabzonspor!
Sonra gazetecilik… Hayatımın akışı içinde hiç de aklıma gelmeyen ama 23 yaşında içine girdiğimde beni bir girdap gibi çekip alan ve bir daha da bırakmayan bu meşakkatli meslekti ikinci büyük aşkım… Ekmek kavgam ama aynı zamanda Trabzonspor’a çok daha yakın olmamı sağlayan harika bir duyguyu yaşamama vesile olan, kimine göre, “Beyin fahişeliği” olan ama bana göre, “Halka doğruları anlatma, gerçek ve toplum çıkarına haber-yorum yapılmasının aracı bir meslekti kalem erbaplığı…
Hem Trabzonspor, hem gazetecilik uğruna en güçlülerle kavgalar vermekten, en zayıfların yanında yer almaktan asla vazgeçmediğim tam 35 dolu dolu yıl yaşadıktan sonra iki büyük aşkımı acı ki koparıldım…
Sisteme ayak uyduramamanın ve onunla barışık yaşamaktansa, yarı aç bir hayatı tercih etmenin bedelini ödedim. Hem de tamı tamına bin 852 gün 6 saat…
ÖLÜM UYKUSUNDAN UYANIRKEN!...
Evet sevgili dostlar, 2017 yılının 25 Ağustos’unda koptum, koparıldım gazetecilikten… Trabzonspor aşkım sürerken, sisteme payanda olmuş yönetim ve teknik adamların uygulamalarıyla, taraftar kitlelerinin de buna destek vermesiyle birlikte en büyük aşkımdan bile kopma noktasına geldim. Bana bir gazetede, bir sitede yazma, bir televizyonda konuşma yasağı koyanlardan sonra ben de yaşanan tutarsızlıklar, ilkesizlikler, sonuç adına verilen tüm tavizlerden dolayı sosyal medyamda bile gönül verdiğim Bordo-Mavi renklerle ilgili yazma yasağı koydum kendime…
Gazeteci olarak ise ben ve benim gibileri dışlayıp, kendi çıkar ilişkilerini çok daha rahat yürütenlerin egemen olduğu dünyadan da kopmanın acısını duydum içten içe… Bunu kimseye tam anlatmadım. Kendime yediremedim. “Bir insanın en sevdiklerinden, hem de en verimli olduğu çağda kopması ya da koparılmasının, hatta çok önemli işler yapabilecekken, hiçbir işe yaramamanın acısının insanın yüreğine nasıl oturduğunu, beynini paramparça ettiğini bilir misiniz?” diyerek de iç isyanımı haykırmadım.
Sustum ve bekledim…
Ve artık ölüm uykusundan uyanmanın zamanı geldi sanırım!
KADIOĞLU’NUN TELEFONU VE YENİ BİR HEYECAN
Taaa ki, gençlik yıllarında televizyon programlarında sürekli konuk olarak bulunduğum yıllarda tanıdığım, hümanist, doğruların ve ezilenlerin yanında olmayı ilke edinen, bu doğrultuda bizim de verdiğimiz mücadelenin hep yanında yer alan, omuz veren Atakan Kadıoğlu kardeşimin, köyde fındık harmanlarını kaldırırken telefonda arayıp, “Ağabey, tüm siyasi partilerden, para babalarından, güç odaklarından bağımsız, tek derdi gazetecilik olan bir site kurmak için kolları sıvadım. Beninle beraber yol yürümek istiyorum. Ne dersin, benimle olur musun?” diye sorduğu ana kadar…
“Bağımsız, özgür, toplumun dertlerini dert edinen ve yönetenlerin karşısında halkın çıkarları için çıkan bir yayın organında olmaktan gurur duyarım” düşüncesiyle, tereddütsüz kabul ettim teklifi…
Ve bugün karşınızdayız Trabzonx.com haber portalı ile birlikte…
Bu Siteyi yeni doğmuş bebeğimiz olarak göreceğiz, Atakan Kadıoğlu, Hasan Bahadır ile birlikte… Onu kirlenmiş düzenin pisliklerine bulaştırmadan, ahlaklı, sevgi dolu, hümanist, özgür, bağımsız bir çocuk gibi yetiştirip, büyütme savaşı vereceğiz.
Büyük aşkın meyvesinin de, topluma en güzelini sunması adına elimizden, yüreğimizden, beynimizden ne geliyorsa yapacağız.
Tek isteğimiz, siz okurlarımızın da, dostlarımızın da bu yeni doğmuş kundak bebeğimize aynı duyarlılıkta yaklaşmanız, topluma yararlı gelişmesi, büyümesi, serpilmesi için üzerinize düşeni yapmanızdır…
Yoksa çamur düzeninin büyük oranda kirlettikleriyle yola devam etmek zorunda kalacağımızı unutmayalım.
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: