Trabzonspor-Fenerbahçe arasında Pazar akşamı oynanan ve önemli olaylara sahne olan maçtan sonra Türkiye ve hatta dünyada projektörler Trabzon’un üzerine çevrilmiş görülüyor. Türk futbolunda yaratılan kaos ortamının sebepleri kimse tarafından sağlıklı değerlendirilip, bir sonuç çıkarıp, çok önemli kararlar alıp, adım adım düzeltme yoluna gitme yerine her camia kendi çıkarını nasıl koruyabileceğinin hesaplarını yapıyor. Yani hiç kimse ne yazık ki büyük fotoğrafa bakmıyor. Ormanı dikkate almıyor, ağaca bakıyor. Bu ağaçtan nasıl nemalanabilirimin hesabını yapıyor. Oysa orman kuruyor farkında değil… Aynı durum Trabzonspor için de geçerli… Bakın dün Divan Başkanlık Kurulu başkanı Mahmut Ören’in çağrısıyla, kulüp başkanı, eski divan başkanı, Trabzon milletvekilleri, il başkanları, belediye başkanları, belediye başkan adaylarıyla birlikte meslek odaları ve Sivil Toplum Örgütleri tüm Türkiye’ye bir fotoğraf verdi.
DENİZ ATEŞ BİTNEL’E KARŞI DA TEK VÜCUT OLMUŞTUNUZ!
Bu fotoğraf keşke bir otel salonunda değil de Papara Park Stadyumunda gerçekleştirilseydi. Biliyorsunuz, buna benzer bir toplantı Galatasaray’a karşı 2017-18 sezonunda orta hakem Deniz Ateş Bitnel’in katliamıyla kaybedilen maçtan sonra verilmişti. Hani Trabzonspor futbolcusu Salih Dursun’un Bitnel’e kırmızı kart gösterdiği meşhur maçtan sonra, dönemin Büyükşehir Belediye başkanı Orhan Gümrükçüoğlu önderliğinde, yine tüm siyasi parti temsilcileri, sivil toplum, meslek odaları, milletvekilleri ve yüzlerce insanın katıldığı ve hakemin lanetlendiği bir toplantıydı. Ama o toplantı. Hüseyin Avni Aker Stadı’nda gerçekleştirilmişti. O zaman da hamasi nutuklar atılmış, “hakkımızı böyle yedirmeyiz, şöyle yedirmeyiz. Biz Trabzon’uz asarız, keseriz” falan söylenmişti. Elde edilen tek sonuç Deniz Ateş Bitnel’in hakemliğinin bitirilmesiydi. Peki futbolun bu kirli düzenini ortadan kaldırabilmek için tek bir adım atılabildi mi? Kesinlikle hayır… Hatta kirlenen futbolun içinde Trabzonspor da kendi kimliğini benliğini kaybetme noktasına geldi.
SİYASETİN TEPESİNE KARŞI SUS-PUS OLANLAR
Trabzon’da ne yazık ki konuşurken mangalda kül bırakılmıyor ama iş eyleme geldiğinde büyük çoğunluk tornistan etmekten geri durmuyor. Bakın dikkat edin. Trabzonspor diyelim ki, rakip bir takıma, hakeme, TFF’ye, MHK’ye ya da benzeri unsurlara karşı büyük tepki koyabiliyor. Peki ya siyasete gelince ne oluyor. Özellikle tam 23 yıldır siyasetin bir numaralı ismi olan Recep Tayyıp Erdoğan söz konusu olduğunda kimsenin gıkı çıkabiliyor mu? Ya da kendi genel başkanları eğer karşı kulvardaysa, ona karşı Trabzonspor’un hakları korunabiliyor mu? Lafa geldiğinde, “Trabzonspor üst kimliğimizdir” diyenler, Recep Tayyıp Erdoğan, Trabzonspor’un anasının ak sütü gibi helal olarak kazandığı 2010-11 Türkiye Süper Ligi Şampiyonluk Kupası’nın Fenerbahçe müzesinde kalmasını sağladığında ne yaptılar? Sayın Erdoğan şike yasasını değiştirip, Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının salıvermelerinin önünü açarken ‘gık’ diyebildiler mi? Ya da ‘Artık Türkiye’de hakim kararıyla da olsa, tapeler delil sayılmayacak” dendiği için Fenerbahçe başkanı ve yancılarının şike kasetlerinin geçersiz sayılmasıyla “Delil yetersizliğinden serbest” dendiğinde neredeydiler… Veya, Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu, Fenerbahçe’den yana tavır koyduğunda Trabzonsporlu anlı şanlı muhaliflerden ses çıktı mı? Çıkmadı değil mi?
ÖZKAN SÜMER’İ NEDEN HİÇ DUYMADINIZ?
Bu hakemlere, emniyete, valiye, rakip takıma, TFF’ye sıra geldiğinde tüm Trabzon’u temsil edenler, bir toplantıda veryansın edebiliyorlar da, 2010-11 gibi tarihi utancın yaşandığı bir süreçte kendi genel başkanlarına karşı çıkabildi mi? Tek söz söyleyebildi mi? Bayrak açabildi mi? Ya Sivil Toplum Örgütleri, Meslek Odaları, onlardan bir tavır gördünüz mü? Görmedik, göremezsiniz… Bir tek merhum Özkan Sümer, “Siyasetin en tepesindeki kişiye karşı mücadele vermeden Trabzonspor kupasına asla kavuşamaz. Gücünüz yetiyorsa siyaset kurumuna karşı savaşın” dediğinde bugün bağıra bağıra konuşanlar, sağır, dilsiz ve kör gibiydiler… Bizler o gün gazetelerde, TV’lerde bas bas bağırıp, “İktidar siyasetine karşı durmadan, ne Fenerbahçe cezalandırılır, ne de Trabzonspor’un kupası gelir diye sayısız yazı yazıp, manşet atıp, dil dökerken dinleyen tek kişi var mıydı? O dönemde bu üst kimliği Trabzonspor olanlar hangi deliğe kaçmıştı?
Hatırladıkça isyanım bir kat daha artıyor. Ne yazık ki biz Don Kişot gibi Yel Değirmenlerine savaş açarken, “Üst kimliğim Trabzonspor” diyenler ya işlerinin iyi gitmemesinden, maliyetin şirketlerini denetlemesinden, ya siyasette koltukları kaybetmekten veya yeni bir koltuk sahibi olamamaktan korkarak sus pus olmuştu. Şimdi mi konuşuyorsunuz?
Sadece sizi ayıplıyorum ve gerçek yüzünüzü gördükçe de utanıyorum…
Yorumlar
Kalan Karakter: