Her 3 Temmuz’da mutlaka 2010-11 şike sezonuyla ilgili mutlaka yazı yazardım ve süreci toplumla bir kez daha paylaşmak isterdim. Ama baktım ki, Trabzonspor’u yönetenlerden taraftarına ve medyasına kadar ‘dostlar alışverişte görsün’ misali tavır takınınca çok da yazma isteği duymuyordum son yıllarda… Ama asıl ilginç olanı Fenerbahçe kulübü ‘hem suçlu, hem de güçlü’ olarak bu süreci işleyerek, nasıl da mağdur edildiklerini kamuoyuna paylaşmak ve algı yaratma konusunda mahir olduklarını gösteriyorlar. Son olarak Fenerbahçe Gönüllüleri Derneği 3 Temmuz ile ilgili bir toplantı yaptı. Bu toplantıda da şeref konukları Aziz Yıldırım’dı.
Fenerbahçe Gönüllüleri Derneği’nin düzenlediği 3 Temmuz etkinliklerine katılan bu kulübün eski başkanı Aziz Yıldırım, kendilerine kumpas kurulduğunu söylerken, şike davasının FETÖ’nün Türkiye’yi ele geçirme planının bir parçası olduğunu anlattı. Önce Yıldırım’ın açıklamalarına kısaca bir göz atalım:
"Yok edilmeye çalışan bir kurum, askerlik kurumu. Türkiye'nin anayasasında bekçisi olan kurumun yok edilmesi. Nasıl yok edecekler, vesayet anlatımıyla birlikte kamuoyunda basını, yazılı, sözlü, ben sen... Hepimiz inandırıldık, asker ihtilal yapar diye. Ama sonunda geldik, gördük ki asker ihtilal yapmıyor. Sivil insanlar da ihtilal yapıyor. 40-50 sene önce kurulan bu yapı, ileride Türkiye Cumhuriyeti'ni başka yollardan ele geçirmek üzere icraata başladı. Bütün yargıyı ele geçirdi. Emniyetteki bütün operasyonları, kendilerine bağlı yetişmiş çocuklara verdi. Biz neresindeyiz bunun? Bütün bu kurumları yok ediyor, devletin başka kurumlarını da ele geçirdiler. Kripto olarak bazıları uykuda. Şu anda büyük tehlike var. Fenerbahçe ne yaptı, direnişin ateşini yakan Fenerbahçe'nin kendisidir. Ben değilim, ben de buranın bir bireyiyim. O ateşi sizlerle beraber yaktık. Biz şikelerden mahkemeleri gördük. Gitti, geldi, şu oldu, sonunda beraat ettik. Hayır, öyle değil. Biz Türkiye Cumhuriyeti'nin yaşamasını sağladık."
TÜM BUNLAR GERÇEKLERİN ÜZERİNİ ÖRTER Mİ?
Aziz Yıldırım şike sürecinde de sürekli bu temaları işledi. Bunun sonucunda da Türkiye’de ne kadar AKP ve FETÖ karşıtı varsa hepsini yanına aldı. Özellikle bu ülkedeki sol kesimin önemli bölümüyle, kendisine Atatürkçü diyen ya da Laik Cumhuriyeti savunanların neredeyse tümü ‘Aziz Yıldırım’cı’ oldu. Fenerbahçe adına yapılan şike ve teşvik girişimlerini hiç dikkate almadılar. Oysa bu bir kurmaca ve kendini aklama yöntemiydi ve Aziz Yıldırım’ın amacı tümüyle kendi suçlarını ya da suç girişimlerini kamufule etmekti. Binlerce sayfalık iddianamede hakim kararıyla yapılan dinlemelerde Aziz Yıldırım’ın sadece şike ve teşvik primi vererek şampiyonluk yarışında Trabzonspor’u saf dışı bırakma eylemi yoktu. Tapelerde ortaya çıkmıştı ki, kimi konuşmalarında medyayı kendi lehlerine, Trabzonspor aleyhine kışkırtmaya çalışmıştı. Türkiye Futbol Federasyonu yönetimini de, MHK’yi de, hakemleri de, Futbol D:isiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu’nu da siyaset kurumunun en tepesindeki isim olan bizzat Recep Tayyıp E rdoğan ile ürkütmenin yollarını aramıştı. TFF yöneticileriyle yaptığı konuşmalarda, herkese ağza alınmayacak hakaret ve küfürler savunduğu ortaya serilmişti.
Bir kere şike operasyonu yapılırken tek hedef Fenerbahçe değildi. Bir kere şunun altını çizmek gerekir ki suç örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle Olgun Aydın Peker dinlemeye alınmıştı. Aziz Yıldırım bu isimle konuşurken oltaya gelmişti. Sonra çember büyümüş, işin içine Sivasspor, Mersin İdmanyurdu, Eskişehlirspor, Başakşehir ve Beşiktaş da girmişti. Bu kulüplerin birçok yöneticisi, futbolcusu, teknik adamı ya da görevlileri hep zan altındaydı. Yani operasyon Fenerbahçe’ye yapılmamıştı. Şike ve teşvik primi verme teşebbüsüyle maçları manüpüle etme çabası gözler önüne serilmişti.
O SÜRECE BİR KEZ DAHA GÖZ ATALIM İSTERSENİZ!
Fenerbahçe’nin eski başkanı Aziz Yıldırım, hapishanedeyken ve sonrasında sürekli FETÖ örgütünün Atatürk devrimlerini, Laik Cumhuriyeti ve sistemi hedef aldığını ve bu nedenle kendilerini kurban seçtiklerini açıklıyordu… İyi güzel de, Sayın Yıldırım, şike operasyonu yapılmadan önce bu FETÖ hakim ve savcılarıyla halı saha maçlarında buluşacak kadar iç içeydi, samimiydi. Aynı şekilde yıllarca bu örgütü koruyan kollayan ve devletin içinde, kılcal damarlara kadar sızmasını sağlayan dönemin başbakanı Recep Tayyıp Erdoğan ile de sıkı fıkıydı. Neredeyse aralarından su sızmıyordu. Bu su sızmama olayı, Cumhuriyet Mitingleri döneminde de, Ergenekon, Balyoz, Oda TV ve daha birçok kumpas davası varken de devam ediyordu. Hatta Deniz Baykal’ın özel hayatı rezilce teşhir edilirken de, 13 MHP’li üst düzey isim afişe edilirken de kankaydınız. O zaman hiçbir şekilde ne iktidara, ne de onun ortağı olarak hareket eden FETÖ’ya karşı en küçük bir söz bile söylemiyor, hiçbir eylem yapmıyor, yaptırmıyordu.
Oysa biz ve bizim gibi düşünenler, FETÖ’nun bizzat ABD istihbarat örgütü CİAve MİT ortaklaşa yapımı olduğunu, bunların devletin tüm damarlarına sızarak sistemi eline geçireceğini ve sonra da ABD’nin istediği bir şekilde darbeyle ya da kumpasla iktidarı ele geçireceğini bas bas bağırıyorduk. Türkiye’de birçok insan canını tehlikeye atarak uyarı üstüne uyarı yapıyordu. Aziz Yıldırım, o zaman bu uyarılara hiç kulak kabartmışmıydı? Tabii ki hayır! Hatta kulağının üzerine yatmış, mevcut sistemden yararlanmak için alabildiğine ortak hareket etmenin keyfini çıkarıyordu. Hak etmedikleri nice şampiyonlukları elde ederken hem ülkeyi yönetenler, hem de onun futbol içindeki uzantılarıyla birlikte dans ediyorlardı.
FETÖ SUÇ ÖRGÜTÜDÜR AMA BU SİZİN SUÇUNUZU ÖRTMEYE YETMEZ!
Sonra bu Aziz Yıldırım değil miydi, “Şikeyi yaptıysam Fenerbahçe için yaptım” diye koltukları kabarırcas4ına konuşan isim… Hikaye uzun, daha neler yazılır da gereği yok. Sonuçta Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe ile diğer suçlu oldukları iddia edilenler beraat etmiş… Böyle bir şey yok bir kere… Beraat falan söz konusu bile değil… 17-25 Aralık operasyonundan sonra AKP iktidarı kendilerini kurtarmak için, “Hakim izniyle de olsa yapılan dinlemelerde elde edilen ses kayıtları artık delil olarak kabul edilmeyecek ve bu yeni yasa geçmişe dönük de uygulanacak” şeklinde bir kanun çıkarınca, şike davası da akamete uğramıştı… Yani ses kayıtları delil olmaktan çıkınca, Aziz Yıldırım ve saz arkadaşları delil yetersizliğinden serbest kalmıştı.
Süreç içinde Recep Tayyıp Erdoğan az uğraşmamıştı. TFF başkanını değiştirmiş, “Avrupa’ya 3-5 yıl gitmesek ne olur” demiş, “Kurumlarla kişileri ayıralım” sözü dudaklarından dökülmüş, UEFA Başkanı Michael Platini’ye de, “Kulüplerimize ceza vermeyin” diye talepte bulunmuş ama, “İşler bizde böyle yürümüyor” yanıtını almıştı. Kişilerle kurumların ayrılma hikayesinin konuşulduğu günlerde siz, bizzat avukatınız aracılığıyla, “Müvekkilim 13 yıllık başkanlık sürecinde kiminle ne yaşamışsa tümünü açıklayacak” diye ortaya bir tehdit savurunca, hemen şike ve teşvik primiyle ilgili yasa değiştirilmiş ve bu suçlara bulaşanlar ‘tutuksuz yargılanmak üzere serbest’ noktasına getirilmişti.
Neyse demek istediğim şu Sayın Aziz Yıldırım!
Siz istediğiniz kadar, şike yapma ve teşvik verme suçlamalarına karşı, “Hedef laik Cumhuriyetti, Atatürk’ün askerleriydi. Amaç cumhuriyeti yıkmaktı” diye söyleyin, güneş balçıkla sıvanmaz ve sizin Türk futboluna da, Trabzonspor’a da, hatta Fenerbahçe’ye de verdiğiniz zararları örtmeye yetmez.
Son söz;
Evet FETÖ bir suç örgütü haline dönüşmek, ABD adına ülkemizde düzeni değiştirmek için kurulmuş, kendisine muhalif olanlara ya da önüne taş koyacak olanlara acımasızca kumpas kurabilecek kadar gözü dönmüş bir yapıdır. Ama bu, bir suçu onlar ortaya çıkardı diye de gerçeklerin üzeri örtülemez.
FETÖ kumpas kuruyor da, siz bu kumpasın malzemesi haline nasıl geliyorsunuz?
Biraz da bunu konuşmak gerekmez mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: