Daha önce defalarca yazdık. Trabzonspor uzun yıllardır kötü yönetiliyor. Başkanları, yöneticileri gerçekten futbolun temel değerlerinden habersiz, kulüp hassasiyetlerine duyarsız ve genellikle kendilerini aşamamış isimlerden oluştukları için de sadece koltukları ego şişirme aracı haline getirdikleri için çuvallamaktan geri durmadılar. Bu başkanlar ve yöneticilerin Bordo-Mavi renk sevgisi de o kadar yerlerde sürünüyor ki bir teki bile görevde bulundukları süre içinde yaptıkları bilinçli ya da bilinçsiz yanlışlardan dolayı en küçük bir vicdan muhasebesi yapma gereği bile hissetmedi. Bu kötü yönetim biçimi Ahmet Ağaoğlu ile doruğa çıkmıştı. Ancak bu isim takım sahada tesadüfen de olsa, hani bozuk saat gibi günde iki kez doğruyu gösterdiğindeki gibi birkaç başarılı işten sonra alçak dağları yaratmış, ‘her şeyi ben bilirim’ havasıyla öylesine bol keseden atıp, tutuyordu ki, insanın aklı havsalı almıyordu. Felaketin geleceğini fark etenlerin ortaya koyduğu vizyona dönüp bakma ihtiyacı bile hissetmiyordu.
Ahmet Ağaoğlu ile birlikte kulübü ekonomik batağa sürükleyen isimlerin başında da Ertuğrul Doğan vardı. Hele son 3 yılda Doğan, ekonomiyi yöneten, asbaşkanlık makamında, siyasetin etkin kesimi tarafından da desteklendiği için hani deyim yerindeyse gölge başkandı. Bu ekip görevi devralırken, kendilerinden önce Trabzonspor rezil yönetilmesine rağmen borç 890 milyon liraydı. Ancak bu ekip inanılmaz gelir kalemleri oluşmasına karşın 4 milyar liraya çıkarmaktan ve öz kaynakları da eksi 1 milyar 750 milyon lira gibi batık pozisyonuna düşürmekten geri durmadılar. Bunu yaparken de hiç utanıp sıkılmadılar. Sonra Ertuğrul Doğan geldi, başkanlığa aday oldu ve, “Bugüne kadar yapılan yanlışlarda benim de payım var. Şampiyonluğu iyi yönetemedik ve bugün kulübün borcu uykuları kaçıracak boyutlara ulaşmış durumda… Bu kulübü toparlayacağım. Altyapı en büyük üretim kaynağımız olacak. Borcu azaltacağız ama yarışın da içinde olacağız” dedi. Acı ki bu camianın duyarlı kesimleri bile, kulübü batıran ekibin baş aktörlerinden birine kurtarıcılık rolü vermekten geri durmadı. Tek aday olarak kongreye girdi ve kazandı.
İLK BÜYÜK ÇELİŞKİ NENAD BJELİCA’YLA İMZAYDI
Tabii ki kendisinden ne bekliyorduk? Verdiği sözleri tutmasını… Bu sözler arasında altyapıdan oyuncu üretilmesi birinci plandaydı. Tam bir felaket politikası izledi. Daha ilk düğmeyi yanlış ilikledi. Bizlerin de içinde bulunduğu bir grubun uyarısına rağmen yabancı teknik direktör sevdasına kapıldı. Oysa kendisine, “Eğer ekonomiyi düzeltmek istiyorsanız, altyapıdan oyuncu çıkarmayı amaçlıyorsanız yapmanız gereken şey Trabzonsporlu yetkin bir teknik kadro oluşturmaktır. Yabancı ancak alacağı parayı ve günlük başarıyı düşünür. Eğer şehirden sıkılırsa da, inadına başarısızlığa oynar ve takım kaybettikçe de işine son verilip, tazminatını alacağı günün gelmesini iple çeker” şeklinde yol gösterdik. Tüm bu uyarılar rağmen ekonomiyi düzelteceğini söyleyen Sayın Doğan, Nenad Bjelica isimli, Avrupa’da en küçük bir etkisi olmayan, ülkesinde bile çok da önemsenmeyen, önemli bir karakter olarak ortaya çıkmayan kişiyi takımın başına getirdi. Hem de oğluyla ve tüm yakın arkadaşlarıyla birlikte… Ayrıca kendisine yıllık 1 milyon 600 bin Euro vererek… Ekonomiyi düzelteceğini söyleyen Başkan, Trabzonspor tarihinin en pahalı hocasına imza attırırken, utanması, sıkılması gerekirken nasıl da gururluydu(!) inanamadık doğrusu…
Bir insan bu kadar büyük bir çelişki içinde nasıl olabilirdi… Acı ki Ertuğrul Doğan ve arkadaşları, çelişkinin ne anlama geldiğini dahi bilmiyorlardı. Bilmedikleri için göreve gelirken açıklamalarının kodlarıyla, Nenad Bjelica’nın göreve getirilişinin birbirine 180 derece zıt olduğunun bile farkına varamadı. Oysa bizler daha Bjelica imza atmadan, “Bu adam bir transfer çılgını ve kesinlikle altyapıyı dikkate bile almaz. Tam bir maceracı ve çalıştığı kulüplere işe yaramaz çok sayıda transfer yaptırır. Sonra kötü sonuçların ardından tazminatını alır gider, arkasında ise bir enkaz bırakır” diye yazdık, çizdik, konuştuk. Ne yazık ki çok para kazandığı için kendisini akıllı sanan bir başkan ve onun her dediğine, ‘evet’ demek zorunda kalan yakın arkadaş grubu bir yönetim vardı. Bunların bir tekinin bile Trabzonspor derdinin olmadığını, bu kulübü düzlüğe çıkarma amacı taşımadıklarına o gün karar verdik. Böylece üzerlerini çizdik. Umurlarında olmayabilir ama gerçek Trabzonsporlular için bu çiziğin ne kadar değerli olduğunu da bilenlerdenim.
PARA DA VERME KÖTÜ DE YÖNETME ERTUĞRUL DOĞAN!
Şimdi ne oldu?
Nenad Bjelica ile yolların ayrılması için geceli gündüzlü çalışılıyor. Yapılan ve yarısından çoğu Trabzonspor’un kapısından geçmemesi gereken, altyapıda bile daha kalitelilerinin bulunduğu 16 yeni transferle birlikte 16 maçta alınan 8 yenilgi ve 8 galibiyetle tam bir fiyasko… Daha bir hafta önce, “Hocamız harika” diyen Başkan Doğan, şimdi de işine son verebilmek için büyük çaba harcıyor. İşine son versen ne olacak? Trabzonspor’a kaybettirilen bunca zaman, yerlerde sürünen prestij, gereksiz transferlere yapılan 10 milyonlarca Euro’luk harcamanın faturası kime çıkacak? Bir de tabii ki tazminat meselesi var. Gerçi Ertuğrul Doğan’ın bu faturayı kulübe yansıtmayacağı söyleniyor ama neye yarar ki bu… Bjelica’nın gelişi ve gidişi arasında kulübe en az 20 milyon Euro fazladan zarar verildi. Daha şu anda zirve yarışında havlu atmış bir takım var karşımızda… Bundan sonra da ne yapacağı şüpheli… Taraftar umudunu yitirmiş; başkana, yönetime, futbolculara en küçük bir güveni kalmamış… Artık Trabzonspor’un rant aracı olduğunu düşünür noktaya gelmiş…
Ertuğrul Doğan’ın Ahmet Ağaoğlu ile birlikte yönetimde bulunduğu dönemde 77, ve başkanlık koltuğuna oturduğu süre içinde de 16 olmak üzere yapılan 93 transferde uğranan 100 milyonlarca Euro’luk zarar ne olacak? Yani bu 93 transfer yerine 6 yılda Trabzonspor doğru kabul edebileceğimiz 40 transfer yapsaydı hem sahadaki başarının sürdürülebilir noktaya gelmesi sağlanmış olur, hem de bugün ekonomik felç yerine parasal anlamda bayram havası eserdi. Şöyle ki Doğan’ın, kulübe 30-40 milyon Euro borç verdiği söyleniyor ya…. Verse ne olur, vermese ne olur! Bu kulübe aldıkları, almadıkları, harcadıkları oyuncularla, altyapıdan kazanılması gerekenlerin yerle bir edilmeleri ve imza attırdıkları anlamsız teknik adamlarla Trabzonspor’a çıkan fatura belki de 200 milyon Euro’nun çok üzerindedir. Bu kulüp doğru yönetilseydi, Doğan 40 milyon Euro vermemiş olsaydı da kasadan 160 milyon Euro çıkmayacaktı. Yani 5 milyar lira civarında bir rakam kulüpte kalacaktı. Kısacası borcu da kalmayacaktı, kasada devasa bir bütçesi bulunacaktı.
ABDULLAH AVCI’NIN DÖNÜŞÜ İHANETİN ZİRVESİDİR
Neyse, şimdi gündem yeni teknik direktör ve hemen Abdullah Avcı ismi ısıtıldı. Hem de bizzat Başkan Ertuğrul Doğan tarafından… Hatta çok yakınındaki bazı kişiler, “Avcı’nın olmaması için onu ikna edemiyoruz’ demekten geri durmuyorlar. İnsanın hayret edesi ve küçük dilini yutası geliyor. Bu nasıl bir aymazlık, bu nasıl bir Trabzonspor sevgisizliği, bu nasıl bir Abdullah Avcı aşkıdır Sayın Başkan? Trabzonspor gibi büyük bir kulüp nasıl bu kadar çaresiz gibi gösterilebilir anlamak mümkün değil…
Siz masa arkadaşı mı, Trabzonspor’a teknik direktör mü arıyorsunuz bilmek istiyoruz inanın? Abdullah Avcı, Fenerbahçeli Rıdvan Dilmen ve iktidarın futboldaki uzantısı Mustafa Erdoğan’ın adamı diye mi bu isme böyle bir aşkla bağlandınız? Yıllarca ismi Fetö ile yan yana getirilen, bu konuda kamuoyuna hiçbir doyurucu açıklama yapmayan, şike sürecindeki kirli işlere en küçük tepki göstermeyen Abdullah Avcı’ya böyle bağlılığın bir sebebi olmalı da henüz çözebilmiş değiliz… Tarih en güzel tanık olacaktır, bunun da arka planını öğreneceğiz mutlaka…
Neyse!
Bakın Sayın Başkan, Abdullah Avcı, Trabzonspor’u çalıştırmaya başlarken bu kulübün borcu 1 milyon 400 bin lira civarıydı. Bırakırken borç 4 milyar liraya dayanmıştı. Takım şampiyon olurken, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray yerlerde sürünüyordu. Bugün bu kulüpler sahada Trabzonspor’dan çok daha güçlü… Ayrıca o sezon hakemler Trabzonspor aleyhine bir tek düdük çalmamıştı nedense… Şimdi çalıyorlar. O gün siyasetin en üst kurumunun, “Trabzonspor’un önünü açın” dediği iddiaları vardı. Bugün böyle bir şey yok… Yani Avcı dikensiz bir gül bahçesinde takımı bir yere taşıdığı görüntüsü vermişti ama aslında hiçbir etkinliği yoktu. Bunu zaten geçen sezon kurduğu ekonomik batak yaratan kadroyla birlikte rezil olmasıyla birlikte görmedik mi? Bu adamla siz yolları ayırmadınız mı? Adam her kötü futbol ve başarısız sonuçta, “Çaresizim” demedi mi?
AVCI ASLA GERÇEK BİR LİDER DEĞİL, OLAMAZ DA!
Kritik anlarda çaresiz kalan bir teknik adam, bugün ne üretebilir söyler misiniz? Kaldı ki Abdullah Avcı, Trabzonspor’dan önce tüm devlet güçleri arkasında olmasına rağmen 12 yıl çalıştırdığı Başakşehir’de sıradanlıktan kurtulamadı. Milli takımda fiyasko yaşadı. Beşiktaş’ta rezil oldu. Onun bıraktığı enkazı devralan Sergen Yalçın şampiyon yaptı. Abdullah Avcı, Trabzonspor’da da rezil olarak gitti. Avcı, Bordo-Mavili takımdan ayrıldıktan sonra Fenerbahçe’ye yamanmaya çalıştı, A Milli takıma yanaşma olmaya çabaladı. Beceremedi, kimse ona yan dönüp bakmadı bile… Peki daha 5 ay önce bu takımdan ayrılan Abdullah Avcı, süreç içinde uzayda bir takım çalıştırıp, küme hattından alıp zirveye mi taşıdı? Yani bir teknik adam sizden ayrılır, birkaç takım çalıştırır, harika işler yapar, yeniden gündeminize gelebilir. Şenol Güneş’in, Özkan Sümer’in, Ahmet Suat Özyazıcı’nın olduğu gibi… Peki Avcı ne yaptı Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra? Tek yaptığı bu kulübün kasasından aldığı 8,5 milyon lirayı yemek ve yan gelip yatmak…
Bakın Sayın Doğan son kez uyarıyorum. Bu kulübün başına geçmişte Ersun Yanal aynı sizin gibi yöneticilerin çirkin tutumuyla 3 kez bela edildi. Her birinde fiyasko yaşadı ve sadece borç yükü arttı, bir de Ersun Yanal’ın servetine servet katıldı. Aynı hatayı Abdullah Avcı’yla yapmayın…
Yoksa sizin Trabzonsporluluğunuzdan da şüphe etmek durumunda kalırız.
TRABZONSPOR’UN TARİHİ KODLARINA DÖNÜN
Başkan Ertuğrul Doğan ve yönetimine buradan son kez sesleniyorum. Bu kulübü sahada başarıya ulaştıracak ve borcunu azaltıp, bitirecek, hatta kasasına para aktaracak formülü bellidir. Bu da çok basittir. Sadece kendi insanına güvenmek, inanmak, yanında durmak, yolunu açmaktır. Bu bağlamda da Trabzonsporlu etkin, yetkin çok sayıda teknik direktör vardır. Bırakın bu Abdullah Avcı, Sergen Yalçın ya da yabancı sevdasını… Gelin, Trabzonspor’u tarihinin en başarılı olduğu 1973-84 kodlarına yeniden dönüştürün. Günün gerçeklerine uyarlayın ve kendi vizyonunun ufkunu açın ve tüm gerçek Trabzonsporlular sizleri alkışlasın… Başka kulüpleri taklit ederek başarıyı aramayın. Trabzonspor’un kendini var eden, yücelten ve en büyük yapan sürecindeki yöntemleri hayata geçirin.
Bakın; göreve geldiğiniz andan itibaren sürekli hatalar yapıyorsunuz. Bu hatalar Bordo-Mavili kulübe ağır fatura olarak dönüyor ama siz de kendi ayağınıza kurşun sıkıyorsunuz. Hem ekonomik açıdan düzelmenin, hem orta ve uzun vadede sürdürülebilir başarının nasıl geleceği tarihinde gizli olduğu gerçeğini körelmiş gözlerinize sokun… Unutmayın ki, bu kulüpten yetişmiş teknik adamların büyük bölümünün bilgisi ve vizyonu bugün Süper Ligde görev alan ve gıptayla baktıklarınızdan aşağı değildir. Tek eksik Trabzonspor’u yönetenlerin onlara güvenmemesidir. Aslında bu güvensizlik yönetenlerin kendilerine güvensizliklerinin yansımasıdır. Çünkü aşağılık kompleksi olanlar kendi insanlarına güvenmezler. Ancak onlar için yabancılar ya da yerli yabancılar dev aynasındaymış gibi bir his uyandırır. Bir kez olsun aşağılık kompleksine sahip olmadığınızı gösterin ve bizi de utandırın olmaz mı?
ZEKİ İNSAN YAŞANANLARDAN DERS ÇIKARANDIR
Sonra unutmayın ki zeki insanlar aslında bir eylem yapacakları zaman beyinlerinin kıvrımlarında bulunan düşünce gücünü kullanıp, sonuçları önceden görebilen ve hata yapmaktan kaçınanlardır. Ama en azından başkalarının hatalarından ders çıkarmak, ya da onların doğrularını kendi eylemlerine uyarlayarak yol çizmek de akıllı insanların işidir. Zekası orta derecede olan insanlar da kendi hatalarından ders çıkarandır… Siz de bugüne kadar kulübün içinde 6 yıl bulundunuz. Son 6 ayda da başkanlık koltuğunda oturuyorsunuz. Sayısız hata yaptınız ve artık bu hatalarda ısrar etmemeniz gerektiğini de bilmelisiniz.
Eğer kendi hatalarınızdan bile ders çıkaramıyorsanız, ne denebilir ki! Kuşkusuz yine insanın davranışlarını irdeleyenler kendi hatalarından bile ders çıkaramayanlara düşük zekalı tanımlaması getiriyor. Aslında çok daha ağır ifade ediyorlar da ben deyimi biraz yumuşattım. Size söyleyeceğim, bugüne kadar yaptıklarınızla çok zeki ya da en azından zeki olmadığınızı hepimize gösterdiniz. Artık vasat bir zekaya ya da çok az zekaya sahip olup olmadığınızı göstereceğiniz süreçteyiz. Kaldı ki Trabzonspor’un tarihine baktığınızda bile birçok kez doğruların yapıldığını ve sonuçlarının alındığını görebilirsiniz. Ya da yanlış eylemleri yapanların, Trabzonspor’a ne kadar önemli faturalar çıkardığını ve sonuçta da bu kulübün tarihinden silinip gittiğini algılayabilirsiniz. Sonuçta karar sizin!.İçinde bulunduğunuz bu süreci kulübün çıkarlarına dönük yönetmenizi ve kendi egonuzu tatmin amacından uzaklaşarak değerlendirmenizi bekliyoruz. Yoksa kendinize de bu kulübe de ihanet etmiş olacaksınız!
TARİH DE CAMİA DA BU YÖNETİMİ ASLA AFFETMEZ!
Son sözüm ise Trabzonspor camiasının duyarlı bildiğimiz kesimlerine… Artık bu kulübe sahip çıkın…. Nuri Albayrak, Sadri Şener, İbrahim Hacıosmanoğlu, Muharrem Usta, Ahmet Ağaoğlu ve Ertuğrul Doğan’dan çok daha güçlü, bilgili ve üretken olduğunuzun farkına varın. Kulübün ekonomik krizinden ürkmeyin. Bu kadar silik olmayın. Unutmayın ki, Özkan Sümer gibi sizin servetinizin ellide birine sahip olmayan bir isim bile çıktı ve Bordo-Mavili kulübü yönetmeye talip oldu. Mehmet Ali Yılmaz gibi kendini dev aynasında gören ve, ‘Ben olmazsam Trabzonspor da olmaz’ havasındaki bir ismi sandıkta yenmeyi başardı. Sonra da 28 ay da iyi sayılabilecek bir yönetim tarzı gösterdi. Onun uygulamalarını hayata geçirseniz bile yeter. Yukarıda da yazdığım gibi, Nuri Albayrak, Sadri Şener, İbrahim Hacıosmanoğlu, Muharrem Usta, Ahmet Ağaoğlu ya da Ertuğrul Doğan gibi isimlerin yaptığı hataların yüzde 80’ninden kurtulduğunuzda zaten borçtan arınmış ve ekonomisini sürdürülebilir, sahada da adım adım başarıya ulaşabilir bir Trabzonspor yaratma ayrıcalığına sahip olabilirsiniz. Bu çok da zor değildir. Yeter ki kendinize güvenin…
Bir de sakın unutmayın ki, Trabzonspor başkanlık ve yönetici koltuğunun gücü, bugüne kadar yöneten başkanların ve yöneticilerin her türlü gücünün yüzlerce katı büyüklüktedir. Yani sanıldığı gibi güç başkanın kendinde değil, koltuktadır. Yöneticilik yapanlarda hiç değil, Bordo-Mavi armanın dev olmasındadır. Artık bu kulübe zarar veren, adeta yağmalatan, bilgiden yoksun, bir şirket yönettiğinde, buradan gelen parayla birlikte banka hesapları şiştiğinde çok önemli olduğunu sanan, kararsız, vizyonsuz, kulübün misyonundan habersiz, aciz kimliklere bel bağlamayın… Yukarıda Özkan Sümer örneğini verdim ya… Hadi onun kadar futbol kültürüne ve birikimine sahip olmayabilirsiniz. Ama en azından Özkan Sümer kadar cesur olduğunuzu bize ve tüm Trabzonsporlulara gösterin…
Kısacası siz de yüklü paralar kazananların tutsağı olmayın ve artık ayağı kalkın… Yetmedi mi kış uykusunda kaldığınız süre?
Yetmedi mi sizin korkularınız yüzünden Trabzonspor’un menajerlere, futbolculara, teknik adamlara sömürtülmesi süreci?
Yetmedi mi!!!
Saygılarımla!
Yorumlar
Kalan Karakter: