Bir gazeteci ve futbolsever olarak yıllardır yazıyorum, konuşuyorum. Sistemi, sistemin içinde yer alanları, ondan yakınan ama en kolay uyum sağlayanların uygulamalarına karşı tavır alıyor, bu işin böyle sürgit devam edemeyeceğini ifade ediyorum. Yabancı sayısının çok daha alt seviyelere düşürülüp, belli kriterlere tabii tutulması gerektiğini, alt yapıların birer akademiye dönüştürülmesinin şart olduğunu, hatta kulüplerin okul öncesi eğitimden başlayarak lise bitene kadar eğitim ve öğretim verdireceği kolejler kurmasının gerekliliğini dile getiriyorum. Bu kolejlerin aynı zamanda akademilerde eğitim gören çocukların da öğrenim göreceği kurumlar olması gerektiğinin altını çiziyorum.
Beslenmeden pedagojiye, psikolojiden sosyolojiye kadar her alanda eğitim aldıkları bir gerçek okulda büyümelerinin şart olduğunu ifade ediyorum. Futbol tesislerinin ülkenin köylerine kadar yaygınlaştırılması ve çocukların oyun alanlarının çoğaltılarak, her mahalleye, her sokağa mini de olsa bir futbol sahası yapılması gerektiğini vurguluyorum. Kısa, orta ve uzun vadeli programlarla futbolun dünyada bir marka haline getirilmesinin mümkün olduğunu ifade ediyorum. Kulüplerin anlamsız, modaya uyan, taklitçi ve bir amaca hizmet etmeyen transfer politikalarından vazgeçmeleri, başkanların, yöneticilerin, teknik direktörlerin taraftar dalkavukluğundan vazgeçmeleri ve hem ülke, hem yönettikleri kulüp gerçeklerine uyumlu politikalarla birlikte düzlüğe çıkmalarını, örnek olmalarını öneriyorum.
HERKES İSYAN EDİYOR DA,KİME BU İSYAN ANLAMADIM!
Türkiye’nin ve dolayısıyla spor kulüplerinin bu taklitçi, ne olduğu belirsiz, sadece günü kurtarıp, taraftarın gözünü boyamaya çalışan genel yönetim politikalarının sonucu iflas edeceğini, bunun altından hiç kimsenin kalkamayacağını anlatıyorum. Bir şampiyonluk, ya da Avrupa’ya gitme veya kümede kalma adına kulüplerin içini boşaltan, tüketim çılgını transfer politikalarının sonunun gelmeyeceğini, gökten yıldız yağdırır gibi transfer yağdıran anlayışı benimseyen taraftarın, her sezon aynı uygulamayı bekleyeceğini, bununla da kesinlikle başa çıkılamayacağını ve bir gün beyaz bayrağın çekileceğini ifade ediyorum. Belki benim gibi birkaç kelaynak daha ülke futbolunun adım adım iflasa sürüklendiğini anlatanların da dilinde tüy bitti, kalemlerinin mürekkebi kurudu…
Ama dinletemedik, anlatamadık, uyandıramadık.
Şimdi bakıyorum da Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Mehmet Büyükekşi, kulüplerin nasıl bir darboğazdan geçtiğini, toplam borcun 50 milyar lirayı bulacağını ve altyapıdan üretimin olmaması halinde iflasın kaçınılmazlığından söz ediyor. Galatasaray başkanı Dursun Özbek, ödeme sıkıntısından dem vuruyor, krizin kapıya dayandığını anlatıyor. Sanki sezon başında Florya Metin Oktay Tesislerine Avrupa’da içi geçmiş sayısız yıldız eskisini yağdıran o değildi. “Tüm paraları cebimden ödeyeceğim” havasıyla cüzdan salladığı günleri unutmuş garibim…
AĞAOĞLU’NUN YAKINMALARINA NE DEMELİ?
Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu, umudunu Şampiyonlar Ligi’nden gelecek 24 milyon Euro’ya bağladıklarını ama buraya gidemeyince UEFA Avrupa Ligi’nden 14 milyon Euro gelir elde ettiklerini ve aradaki farkı da Ahmet Can Kaplan’ın transferinden kapattıklarını ifade edip, ekonomik sıkıntıların kulüplerin en önemli sorunu olduğunu dile getiriyor. Öte yandan da taraftarın transfer baskısından yakınıyor. Ya arkadaş, bu nasıl bir kafadır anlamak olanaksız. Kulübün yıllık geliri 700 milyon lirayı geçmişken, nasıl olur da aradaki farkı kapatmak için Ahmet Can’dan gelen paraya kurtarıcı gibi sarılırsın? Bu kadar büyük gelir kalemlerini çar-çur etme hakkını kim verdi size arkadaş, kim!
Daha 4 yıl önce transfer yasağı geldiğinde Uğurcan Çakır’ı, Abdulkadir Ömür’ü, Yusuf Yazıcı’yı, Hüseyin Türkmen’i, Abdulkadir Parmak’ı, Serkan Asan’ı nasıl kazandıklarını hatırlamıyor bile… İki yıl daha transfer yasağı konulmuş olsa Trabzonspor neredeyse ilk 11’ini altyapıdan oluşturabilecek ve şampiyonluğun yine en güçlü adayı olabilecek potansiyele sahip olduğunu fark etmiyor bile…Yasak kalktığı gibi yabancı transfer için kasayı nasıl da Abdullah Avcı ile birlikte boşalttıklarını herkesin unuttuğunu düşünüyor her halde… Taraftarın çok sayıda transfer istemesinden yakınıyorsunuz ya Sayın Ağaoğlu
Size kendi camianızdan bir örnek vereyim de, bu taraftar arzusuna karşı nasıl durulur hatırlayın… Özkan Sümer 2001’de kendisinden büyük transferler bekleyenlere karşı, “Yıldız isteyen gökyüzüne baksın. Biz kendi yıldızlarımızı altyapımızdan yetiştireceğiz” demişti ve Fatih Tekke, Hüseyin Çimşir, Mehmet Yılmaz, Muzaffer Bilazer gibi dışarıdan aldıkları Trabzonlu oyunculara Tolga Zenginler, Gökdeniz Karadeniz’ler, Tayfun Cora’lar, Alişen Kandil’ler ve daha nicelerini katarak yola devam etmişti… Türkiye’nin en önemli yıldızlarını ve birçok yabancıyı göndermiş, sadece bu eylemiyle bile borcu yarı yarıya düşürmüştü.
Ama hatırlamak istemezsin bile değil mi?
Yazık gerçekten!
BUGÜNKÜ UYGULAMALARIN SEBEBİ SİZ DEĞİL MİSİNİZ?
Federasyonu ya da kulüpleri yönetenler bu kadar aciz olabilir mi? Sanki sorunun kaynağı başka yerdeymiş, çözümün adresi farklı bölgelerdeymiş gibi sözler sarf edip kendilerini taca atmanın yolunu bulmuşlar…Bu açıklamaları okuyunca da, insanın ekonomik krize neden olan “Uzaylıları” dünyaya indirip idam edesi geliyor(!)
Futbol Federasyonu başkanı daha dün, “Rezerv Lig kuruyoruz” diyerek düğmeye basıp iki hafta sonra kulüplerin baskısıyla bu ligi iptal etmemiş gibi…Aynı Federasyon Başkanı, “Yabancı sayımız fazla, transfer yapamıyoruz” diyerek kendisini 14 olan sayıyı daha da yükseltmeye zorladığında, “Emredersiniz” dememiş ve kadroda bulundurulacak ama 14’üne lisans çıkarılacak yabancı sayısını 17’ye çıkarmamış gibi… Bunun yerine kulüplere, “Sizin yediğiniz haltın cezasını Türk futboluna ödetemem. Ya yabancı sayısı düşecek, ya da ben yokum arkadaş. Buyurun bu federasyonu siz yönetin. Bir tek transferden vazgeçin ve bu Rezerv Lige yatırım yapın” diyebilecek cesareti gösterememiş, şimdi de ağlak çocuklara dönmüş gözyaşı döküyor.
Kulüp başkanları da, her türlü riski göze alıp, yabancı sayısını azaltıp, altyapıdan daha fazla oyuncu oynatmayı zorunlu kılacak uygulama önermiş de, bu yerine getirilmemiş gibi… Ya da Rezerv Lig için, “Biz buna hazır değiliz” şeklinde karşı çıkıp, buraya harcayacakları 3-4 milyon lirayı çok görüp, hiç işe yaramayacak yeni yabancı birçok oyuncuya 10 milyonlarca Euro harcamamışlar gibi… Sanki ellerindeki yabancıların çok daha iyilerini alacaklarmış gibi, sayının daha da artması adına TFF’ye baskı üzerine baskı yapmamışlar gibi… Sırf taraftara şirin gözüküp, “Bakın biz nasıl da büyük transferler yaptık ama teknik adamlar beceriksiz çıktı” diyebilmek için yönettikleri kulüplerin temellerine dinamit koymayı uygun buldular.
Gerçekten bunların ar damarları çatlamış, utanma nedir de bilmiyorlar.
SEBEP SİZ, SONUÇ İFLASTIR!
Bakın sözde Türk futbolunu yönetenler ya da yönettiğini sananlar; Futbolumuz bugün iflasın eşiğine gelmişse, kulüpler bunca büyük gelirlere rağmen ödeme zorlukları yaşıyor ve kriz üzerine krizden geçiyorsa bunun sebebi de, sorumlusu da sizsiniz. Altyapıyı, eğitimi angarya gören, kendi gencine, insanına güvenmeyen, tüm umudunu yabancı transferine ve tüketim toplumunun çılgın iştahını doyurmaya bağlamış sizler bugün yaşanın sorunun sorumlularısınız. Bir sorunun nedeni olanların çözümün üretimine katkıda bulunacaklarını düşünenlerden değiliz.
Siz ve sizin gibilerin bu doymak bilmeyen tüketim çılgını toplumun dalkavuğu yönetenler, teknik adamlar, futboldan el çekmedikçe de sorun çözüme kavuşmaz. Bazen çaresizliklerden dolayı krizler ertelenebilir ama nihai olarak sonuç kaçınılmaz iflastır.
Sebep siz, sonuç iflas….
Bu ülke futbolunu, bugün ve geçmişte yönetenler, hem birlikte bir canavar yaratmışsınız ve şimdi bu canavarı yarattığını sandığınız hayali bir düşman arıyorsunuz. Türkiye’de baştan aşağı futbolu yönetenler, ya da bu futbol sisteminin içinde yer alanlar, gelinen noktada hepiniz çapınız kadar sorumlusunuz. Bunu sakın unutmayın.
Tek yol, sizlerin futbol tarihinin çöplüğüne atılmanız ve bilgili, birikimli, eğitimli, cesur, adil ve futbolu gerçekten seven insanların iş başı yapmasıdır.
Hem de tepeden tırnağa…
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: