Çalkantılı bir dönem geçiren ve bu sezon hedeflediği futbolu oynayamadığı gibi, aldığı sonuçlarla da zirve yarışının çok uzağına düşen Trabzonspor, belki de en zor deplasmanında puan mücadelesi verecekti. Çünkü rakibi Fenerbahçe’yi İstanbul’da Süper Ligde tam 26 yıldık yenmeyi başaramamıştı. Bunun yanında rakibi belki de uzun yıllardır yaşamadığı kadar başarılı bir sezon geçiriyordu ve Avrupa-Lig dahil 19 maçını da kazanmayı başarmıştı. Öyle ki Fenerbahçe birçok maçta rakiplerini ilk 45 dakikada kroki edip, nakavt etmeden ikinci yarıda oyunları rölantiye alıp farklı kazanmayı başarıyordu. Kuşkusuz büyük maçların havası çok başka olurdu. Nasıl bir futbol oynaması gerektiği konusunda henüz tam kararı verememiş Bordo-Mavili takımın maç öncesinde bir puan alması bile büyük başarı kabul edilebilirdi. Ama dedik ya, büyük maçların havası başka olurdu ve bu nedenle de biraz da duygusal baksak da Trabzonspor’un tarihi kabul edilecek bir galibiyete imza atmasını beklemedik dersek yalan olur.
Abdullah Avcı bu kritik maç öncesinde iyileşerek takıma katılan Mahmoud Trezeguet ve Anastosios Bakasetas’a 11’de forma vermedi. Belli ki bu iki isim ihtiyaca göre ikinci yarıda kullanılacaktı. Ancak Nicolas Pepe’nin sahaya sürülmesi sürprizdi. Tam hazır olmasa da, sol kanatta yaşanan krizin bir şekilde çözümü olarak Pepe ile bulunmaya çalışıldı. En azından bu oyuncunun ismi bile rakibin bir ölçüde ürkmesine neden olabileceği düşüncesi de hayat bulmuş olabilir. Fenerbahçe’de de çok sayıda sakat vardı. Stoperlerinden sadece Samet kalmıştı. Bu alanda Djiku, Serdar Aziz ve Becao, orta sahada Fred ve Mert Hakan, forvette de Jasua King gibi önemli oyuncuları yoktu. Buna rağmen onların avantajı sahalarında çok etkili oynamaları, moral motivasyon ve özgüvenlerinin tepede bulunması ve bir oyun düzenini hayata geçirme konusunda Trabzonspor’un çok önünde olmasıydı. Sonuç olarak takımlar eksik olsa da, güç dengesi arasında fark görülse de yine de beklentimiz, futbolun doğrularının hayata geçtiği, hakem kararlarının konuşulmadığı ve fair-play kurallarına uygun, coşkulu oyunun konuşulduğu ama sonunda da Trabzonspor’un kazandığı bir 90 dakikaydı. Ve maç sonunda da bu dileğimiz gerçekleşmiş oldu…
İLK YARIDA MÜTHİŞ BİR SAVAŞ ÖRNEĞİ VARDI
Beklendiği gibi Fenerbahçe karşılaşmaya önde baskıyla başladı. İlk dakikalarda bu baskı Trabzonspor futbolcularının bunalmasına ve paniklemesine sebep oldu. Öyle ki bazı pozisyonlarda oyuncular topu uzaklaştırmak isterken ayakları birbirine dolaşır gibiydi. Ancak bu baskı 10’ncu dakikada Edin Visca’nın harika atağında Paul Onuachu’nun harika bitiriciliğiyle golle sonuçlanan atakla birlikte sona erdi. Çünkü Fenerbahçe bu golü hiç beklemiyordu. Tribünlerle birlikte adeta sahadaki oyuncuları da sus pus oldu. Ancak bu golde Edin Visca’ya şapka çıkarmak gerekir. Sağ kanatta bile yapamadığını yaptı. İlk kez böylesine bir atağı sürükledi, Samet’ten kurtuldu ve ortası muhteşemdi. Onuavchu’ya da golü atmak düştü. O da ikramı geri çevirmedi. Bir gerçeğin altını çizmekte yarar var ki, Nijeryalı santrafor Paul Onuachu da maça çok iyi konsantre olmuştu. Rakip savunmayı tek başına bunalttı, stoperlerin çıkmalarını engelledi. Ya faul yaptı, ya faulle durdurulmaya çalışıldı. Takımın en iyilerindendi ilk 45 dakikada…
Bordo-Mavili takımın takım oyununu hücumsal anlamda çok iyi yaptığı söylenemezdi. Yani pas bağlantıları çok iyi değildi. Daha çok uzun toplarla, kontralarla pozisyon arama amacındaydı. Ama savunmayı o kadar iyi yaptı ki… Bir tek ilk kez 11’de sahaya çıkan Nicolas Pepe’nin savunma anlayışının yetersizliğinden dolayı Ferdi Kadıoğlu’nun etkinliği söz konusuydu. Bu oyuncu sol kanatlarından çok atak geliştirdi ve birçok tehlikeli atağın başlangıcındaydı. Ama Mehmet Can’ın cansiperane savaşı söz konusuydu. İki stoper Rayyan Baniya ve Denswil kusursuza yakın bir oyun ortaya koydu. Dzeko’ya adım bile attırmadılar. Orta sahada Berat Özdemir ve Batista Mendy iki kişilik koştu, mücadele etti, rakibin bu alandan geliştirmesi gereken tüm atakları kesmeyi başardılar. Abdulkadir de bu ikiliye uyum sağladı. Fenerbahçe’nin etkili orta saha oyuncularına oynayacakları alan yaratmadılar, kendi bölgelerini çok iyi kapatatılar. Solda Eren Elmalı da Visca’nın yardımıyla İrfan Can ve Osayi Samuel’i büyük oranda durdurdu. Böyle olunca da Fenerbahçe birkaç uzaktan şutla tehlike yaratmanın ötesinde ilk yarıda hiç de üretken olamadı. Trabzonspor’da bir tek Pepe kendisinden beklenen oyunu oynayamadı… En azından onun yeteneklerine uygun bir oyunu yoktu. Onun dışında takım sonuca gitme oyunu açısından çok olumlu görüntü verdi. Maçın hakemi Zorbay Küçük de ilk yarıdaki düdükleriyle birlikte kendisinden duyulan şüpheleri boş çıkardı ve başarılı bir 45 dakika çıkardı. Onuachu’nun attığı golde çaldığı faul düdüğü de doğruydu.
ÖYLESİNE BİR İKİNCİ YARI Kİ!
İkinci yarıda herkes Fenerbahçe’nin beraberlik ve sonra da galibiyet için yükleneceğinden emindi. Ama öyle bir ikinci yarı başlangıcı oldu ki, hani rüyada görse insan inanılmayacak gibiydi. Çünkü Bordo-Mavili takım 46’ncı dakikada sahanın en başarılı ismi Berat Özdemir’in enfes golüyle farkı ikiye çıkarırken ve artık savunmaya çekileceği düşünülürken, bir dakika sonra Edin Visca, Abdulkadir Ömür ve Nicolas Pepe işbirliğiyle üçüncü gülü buldu. Goller yağmur gibi gelince Bordo-Mavililer inanılmaz bir rahatlama yaşadı. Yani maçı ekranlardan izleyen taraftarların bile inanamayacağı bir skor vardı. Fenerbahçe tamamen dağılmış bir görüntüdeydi. Trabzonspor’un artık farkı daha da artırabileceği düşüncesi egemendi. Fakat Mehmet Can’ın acemiliğinden kaynaklanan penaltıyla Tadic golü bulunca skor 3-1’e geldi. Bu andan Abdullah Avcı, 62’nci dakikada Abdulkadir Ömür ve Nicolas Pepe’yi kenara alıp, sakatlıktan yeni çıkmış Bakasetas ile Trezeguet’i sahaya sürdü. Aslında takım tam kendini bulmuş, sahada futbol şov yapmaya başlamıştı. Keşke bu değişiklikler biraz daha gecikmeli olsaydı.
Çünkü bu değişikliklerden sonra Fenerbahçe yeniden Trabzonspor kalesine gelmeye başladı. Attıkları şutlarla kaleyi yoklarken, Bordo-Mavili ekip panik yapmaya başlamıştı. Çünkü rakibin bulacağı bir gol tüm hesapları değiştirebilirdi. Bu arada Onuachu-Enis Destan değişikliği de rakibin korkusunu azaltan etkenlerden biriydi. Tehlike çanları beklentileri yaşandığı bir anda 78’nci dakikada İsmail Yüksek’in kırmızı kart görmesi imdada yetişti. Artık bu maçtan puan kaybıyla ayrılmak söz konusu görülmüyordu. Fakat 86’ncı dakikada yine Mehmet Can’ın sebep olduğu ikinci penaltı, kaçırılmasına rağmen tekrarlanarak gole dönüşmesi bir anda, ‘ne oluyoruz’ sorusuna sebep oldu. Fakat son dakikalarda Fenerbahçe’nin panik halindeki atakları bir sonuç vermedi ve Trabzonspor tam 26 yıl sonra bir Süper Lig maçında Fenerbahçe’yi İstanbul’da mağlup etmeyi başardı. Ayrıca yenilmezlik apoletini de söktü aldı. Takım çok iyi savaştı ama Berat’a ayrı parantez açmak gerekir. Orta sahada üç kişilik bir oyun ortaya koydu, bir de gol attı ve maçı çözen isim oldu. Maçı genelde iyi yöneten Zorbay Küçük, Fenerbahçe’nin ilk penaltısında Tadic’in önce Mehmet Can’a formasından çekerek faul yaptığını görmemesi eksiklikti. Birçok pozisyona müdahil olan VAR’ın bu pozisyonda devreye girmemesi ise ilginçti.
Son bir şey daha… Bu maç öncesinde, Trabzonspor’un, mevcut durumuyla Fenerbahçe’yle berabere kalması bile başarı sayılabilirdi ama müthiş bir iş başarıldı ve zafere ulaştı. Emeği geçenlerin tümüne yürekten teşekkürler…
Bu galibiyetle Trabzonspor büyük bir moral buldu, özgüven kazandı, zirveyi karıştırdı, lideri değiştirdi. Ne diyelim…
Darısı bundan sonraki haftalara…
Yorumlar
Kalan Karakter: