Trabzonspor’un tarihini çok iyi bilenler ve bunu derinliğine analiz edenler ne yazık ki küçük burjuva kültürünün egemen olduğu kulüp yönetimlerinin sürekli yalpalayan ve birbirini tutmayan yöntemlerle, yönetme ya da başarıyı yakalama çabası içinde olduklarının farkına çok kolay varırlar. Ne yazık ki Bordo-Mavili kulübün tarihini herkesin özendiği şekilde başarılara ulaştıran yönetim kadroları bile bu küçük burjuva alışkanlıklarından ve davranış şekillerinden vazgeçmemiştir.
Bu kulübü kuranlar ve ilk yönetenler de başarıyı hep dışarıdan yapılan transferlerin yeteneklerinde görmüşlerdir. Bu kentin gençlerine, insanlarına hiç güvenmemiştir. Çünkü küçük burjuva niteliği taşıyan insanlar karakteri gereği komplekslidir ve bundan dolayı da özgüveni düşüktür. Bu özgüven düşüklüğü, kendiyle aynı kentte yaşayan insanlara karşı güveni de en dip noktalara taşır.
Acı ki yaşanan büyük tecrübelerin sonunda ekonomik kaos ortamına kulübü itince yapılacak tek şey yüzünü zorunlu olarak kendi çocuklarına dönmek olmuştur.
Çok uzatmamak için ayrıntıya girmenin anlamı yok; Ama 1973 yılının sonlarına doğru ekonomik açıdan nefessiz kalan dönemin yöneticileri, “En iyisi kendi çocuklarımızla yola devam edelim. Küme düşersek düşeriz, kalırsak da en azından ekonomik kaos yaşamayız” dedikten sonra Şenol Güneş, Turgay Semercioğlu, Kadir Özcan, Necati Özçağlayan, Cemil Usta, Bekir Barçın, Ali Yavuz, Hüseyin Tok, Ali Kemal D:enizci, İhsan İhltiyaroğlu, Mehmet Cemil Altun’lu kadroyu yaratmıştır. Daha sonra da bu ekibe Tuncay Mesci, Serdar Bali, Güngör Şahinkaya, Ahmet Ceylan, Necmi Perekli gibi yıldızlar eklenmiştir. Başlarına da Ahmet Suat Özyazıcı ile Özkan Sümer geçirilmiştir.
Bu uygulamanın sonunda şampiyonluklar gelince de Trabzonspor efsanesi doğmuştur. Ne yazık ki bu öze dönüş politikası bilinçli bir devrim yaratma adına ortaya çıkan toplumsal isyanın bir sonucu değil, zorunlulukların meydana getirdiği küçük bir azınlığın yol haritası olmuştur. Yani tesadüfidir.
Oysa devrimin karakteri bilinçli ve ne istediğini gerçekten bilen kitleler tarafından gerçekleştirilir.
BU KENT BAŞARIYI BAĞRINDA TAŞIR; ÇÜNKÜ!..
Aslında Trabzon bünyesinde sadece futbolda değil, her alanda çok yetenekli, zeki, çalışkan, mücadeleci, kazanma arzusu üst seviyede insanları her dönem çıkarmıştır. Çünkü bu kentin iklimi ve coğrafi koşulları bu insanlar için uygun zemin oluşturmuştur.
Ancak bu kent ne gerçek bir burjuva sınıfını, ne de örgütlü bir proleteryayı, yani işçi sınıfını bağrında barındırmıştır. Onun için de devrimci bir kent hiç olmamıştır. Bu zaten mevcut sosyolojiye göre mümkün değildir. Küçük burjuva karakteri gereği bir felsefeyle hareket edip, bir kulüp adına tek bir doğrunun peşinden giden insanlardan oluşmuyor.
Bu sınıf ve yardımcı aktörleri köylüler ile memurlar, şartlara göre pozisyon almaları karakterleri gereğidir. Sonuçta bunların hakim olduğu Trabzonspor da her şey ekonomik şartlara göre belirlenmek durumunda kalmıştır. Kulüp eğer ekonomik olarak kaos yaşıyorsa, hemen kurtuluşu altyapıda arayan ama kasaya biraz para girdiğinde çareyi dışarıda gören bir anlayışı 1966 yılından günümüze kadar hep yaşadık.
DOĞAN DA GEÇMİŞİN AYAK İZLERİNİ TAKİP EDİYOR
Bunun son örneği de mevcut Başkan Ertuğrul Doğan ve yönetimi olsa gerek… Göreve geldiklerinde ekonomik kaosu diline dolayan Doğan, tek kurtuluşun altyapıdan üretmek olduğunu açıklamış ve geçmişte yaptıkları hatalardan ders çıkardıklarını vurgulayıp, bundan sonra yol haritalarını Trabzonspor’un gerçeklerine, misyonuna ve vizyonuna uygun olarak belirleyeceklerini dile getirmişti. Aynı Doğan, yine geçtiğimiz günlerde kulüp dergisine bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın bir bölümünde şu ifadeleri kullandı:
, "Her sezon takımı yeniden yıkıp yapmak ekonominize büyük zararlar verirken sahada da başarısız olabiliyorsunuz. Geçen sezon bazı hataları içeren yönetim şekli bugün karşımıza maalesef ciddi maliyetler çıkartmıştır. Bunu ortadan kaldırmak ya da hemen kurtulmak ne yazık ki kolay değildir. Geldiğimiz günden bu yana 1,4 milyar TL'lik ödeme gerçekleştirdik. Bu miktardaki ödemeye rağmen borcumuz 1 lira azalmadı. Döviz kuru ve faizde yaşanan yükselişler bütün kulüpleri olduğu bizi de olumsuz etkilemektedir. Buradan çıkışımızın yolu takımımızın maaş bütçesini dengelemek, oyuncu satışı ve sponsorluklardır.”
Bunları söyleyen Ertuğrul Doğan ilk düğmeyi yanlış bağladığının bile farkına varamamış, Nenad Bjelica gibi bir ismi tarihin en pahalı teknik direktörü olarak takımın başına getirmişti. Öyle ki çok pahalı bir teknik direktör olarak bilinen Abdullah Avcı ve ekibinin iki yıllık maliyeti 40 milyon lira civarında kalırken, Bjelica ile arkadaşlarına 2 yılda ödenecek rakam tamı tamına 150 milyon lira sınırına dayanıyordu.
Yani daha ilk anda topluma karşı söylediği sözlerin hiçbir anlam ifade etmediğini göstermişti. Ama sonraki süreçte yaşanan sponsor bulma arzusu yerine gelmeyince, futbolcu satışlarından beklenen paralar gelmeyince transfer mevsimine temkinli girmişti. Eldeki pahalı oyuncular gönderilirken, yerlerine görece biraz daha düşük maliyetli oyunculara imza attırılıyordu.
SPONSOR BULMANIN YARATTIĞI ŞIMARIKLIK
Ne yazık ki Papara ile yapılan 5 yıllık ve 1 milyar 400 milyon liralık anlaşmadan sonra kesenin ağzını yavaş yavaş açmaya başlamıştı. En son kulübün Borsa’daki hisseleriyle ilgili yaşanan spekülatif gelişmelerin ardından sermaye artırımına gidince ve 1 milyar 200 milyon lira borçlanma şansı yakalanınca adeta çılgınlar gibi transfer piyasasına daldı. Sponsor bulma ve borçlanma yetkisinin yarattığı şımarıklık kendisini hemen gösterdi. Çok pahalı ve yıldız diye nitelendirilen isimlere yöneldi. Ödenen hem bonservis, hem de futbolcu ücretleri daha önceki transferlerinin kat kat üstüne çıktı.
Ne yazık ki altyapıdan tek bir oyuncu kazanma yoluna gidilmeyeceğini Teknik Direktör Nenad Bjelica’nın uygulamalarıyla zaten görmüştük. Ne kadar umut vaat eden oyuncu varsa hepsi ya başka takımlara gönderildi, ya da pilot takıma pas edildi. Şampiyon kadroda oynayan isimler bile kiralık verildi.
Peki bu politika ile tasarruf yapmak, borcu düşürmek mümkün mü? Tabii ki değil ama Başkan Doğan bir hayal dünyasının içinde gezindiği için kendi uygulamalarının yarın doğurabileceği sonuçların farkına bile varamıyor. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan aynı makalesinin bir başka bölümünde de şu ifadeleri kullanıyor:
"Futbolcu kadromuzu yeniden yapılanma adına her yıl yap-boz tahtası haline getirmeyeceğiz. Sürekli değişen kadroların maliyeti çok yüksek oluyor ve buna izin vermeyeceğiz. Camiamız şunu bilsin ki geçmiş dönemlerdeki gibi ne yüksek bonservisli oyuncu alacağız ne de aldıklarımıza astronomik maaş ödeyeceğiz.
Dün ödedik, bugün bedel ödüyoruz. Yarınlarımızda aynı bedeli ödememek için 'dengeli' ve 'seviyeli' ilerleyeceğiz. Bu konuda kesin kararlıyız. Takımımızın yeniden yapılandırılması kapsamında transferleri gerçekleştireceğiz. Gerek altyapımız gerekse A Takımın sürekli üreteceği, yarışacağı ve başarıya ulaşacağı organizasyona sahip bir yapıya orta vadede kavuşacağımıza inanıyorum.”
DOĞAN EYLEMLERİNİN ÇELİŞKİLERİNİN FARKINA BİLE VARMIYOR
Bunları söyleyen Ertuğrul Doğan hemen ardından Fransa’nın Ligue 1’de küme düşen Angers’in 23 yaşındaki ön liberosu Batista Mendy için tam 6 milyon Euro bonservis bedeli ödemeyi göze alabiliyor.
Berat Özdemir gibi sıradan bir orta sahaya Uğurcan Çakır ve Abdulkadir Ömür’ün de üzerinde tam 33 milyon lira verebiliyor ve sonra da Emmanuel Pepe gibi Arsenal patentli oyuncuya da yıllık 3 milyon 350 bin Euro ödeyebiliyor. Onuagu’nun maliyeti henüz kesinlik kazanmadı. O da yüksek bedel alıyordur kuşkusuz.
Ayrıca aynı Doğan bir önceki sezon yapılan 13 transfere karşın, bütçeyi çok düşüreceklerini ve kadroyu yap-boz hale getirmeyeceklerini söylemesine karşın daha transfer mevsimi bitmeden 15 ismi Bordo-Mavi renklere bağlayabiliyor.
Daha da listede birtakım oyuncular olduğu biliniyor. Geçen sezonun kadrosundan yaşlısı, genci, pahalısı, ucuzu 20’ye yakın ismi gönderebiliyor. Tarih böyle bir çelişkiyi yazmamıştır.
Sayın Doğan ya sözlerinin ne anlama geldiğini bilmiyor, ya bizleri salak yerine koyuyor, ya da eylemlerinin aslında söylemleriyle 180 derece farklılık içinde olduğunun farkına bile varamıyor. Gerekçe ne olursa olsun, bu söylem ve eylem çelişkileri Trabzonspor’un başkanına yakışmadığı gibi bu kulübü başarıya götüren süreçlerdeki zorunlu politikaların çok dışına itiyor ve asla kabul edilir görülmüyor.
TEK KURTULUŞ TRANSFER YASAĞI
Sonuç olarak tribünden gelen Trabzonspor başkanı Ertuğrul Doğan kulübü hala daha taraftar gibi yönetiyor. Henüz başkanlık makamının sorumluluğunun neleri içerdiğini algılamış değil.
Endüstriyel ismi verilen futbolun yeni versiyonunda acı ki tüketim çılgınlığının esiri bir isimle ve yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Buradan geri dönüş olur mu? En zor dönemlerde dahi taraftarları böylesine çılgın transferlere alıştırırsanız, yarın ‘Öze dönmek istiyoruz ve bunu hayata geçiriyoruz’ dediğinizde göreceğiniz tek şey tepki olur. Keşke toplumun tam da hazır olduğu bir dönemde öz kaynaklara dönüş seferberliği ilan edilebilseydi. Ama artık biliyoruz ki Ertuğrul Doğan gibi bir isimle bu mümkün değil ve Trabzonspor kurtuluşunu ancak farklı bir kimlikle ve yeni bir anayasayla mümkün kılacaktır. Yoksa heba olup gidecektir.
Sanırım biz ne söylersek söyleyelim boşa konuşuyor ya da yazıyor gibiyiz. Ama en azından tarihe not düşme görevimizi yapalım diyoruz. Bu kulübün yönetenleri, başkanları, tüm kurmayları değişse de ufukları hiç değişmiyor.
Ekonomi felç olunca kendi çocuklarına sarılan, biraz paraya kavuşunca onları yabancıların ceplerine boca etmeyi marifet sayanlarla her dönem karşı karşıya gelmekten bıktık.
Bu nedenle de ben ve benim gibiler, “Keşke UEFA’dan üç yıl transfer yasağı gelse de, kulüp kendi dinamiklerine kapıları sonuna kadar açmak zorunda kalsa” diye temennide bulunmak zorunda kalıyor.
Evet, transfer yasağı…
Ahhh keşke!..
Neredesin UEFA!...
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: