Futbolcuya, başka kulüplere, piyasa borç yapmamak belki de Trabzonspor’u te kemiğe büründürenlerin kuruluş felsefesiydi. Kuşkusuz taraftarı olduğum Bordo-Mavililerin 1970’li yıllarda nasıl yönetildiğine tanık değildim. Gazeteciliğe başladığımda birinci şahıslardan yaşananları dinledim, konuştum, tartıştım. Zaman zaman ekonomik darboğazlar yaşandığında futbolcuların alacaklarının geciktiği dönemler olmuştu ama yine de bir şekilde bunlar ödenmiş ve takımı oluşturan isimlerin huzursuzluğu kısa sürede giderilmişti. Mustafa Şamil Ekinci’nin başkanlığı sürecinde çek defteri Genel Kaptan Süha Akçay’daydı. Oyuncuya ödeme dönemi geldiğinde bu çek defteri hemen devreye girerdi.
Sonra Mustafa Günaydın ve Mehmet Ali Yılmaz dönemleri başladı. Günaydın dönemi bir yıl sürdü ve tam bir felaketti. Mehmet Ali Yılmaz ise önce paraları oluk oluk akıttı. Türkiye’nin en önemli futbolcularını transfer etti. Kendisini kabul ettirdi. Bir anda Trabzonspor’un üzerinde bir güç olduğunu düşündü. Onun 1991’e kadarki sürecinde futbolculara fazla borç takılması söz konusu değildi. Hatta takımdan ayrılmasını istediği futbolculara çuvalla para akıtıyordu. Ama bunları kendine borç hanesine yazdırıyordu. Bakan olup giderken, Bordo-Mavililerin uçan kuşa borcu vardı. Takım kamp yaptığı ya da gittiği deplasmanlarda kaldığı birçok otele borcunu ödemediği için Trabzonspor istenmeyen kulüp ilan edilmişti. Bakkala, manava, kasaba, gazete bayilerine bile yapılan borçlar yüz kızartıcıydı.
***
TRABZONSPOR İÇİN ÖDENMEYEN BORÇ UTANÇ NEDENİYDİ
Neyse bu süreç Sadri Şener ve onun ayrılmasından sonra Faruk Nafız Özak döneminde sona erdirildi. Trabzonspor’u yönetenler, “Ne başka kulüplere, ne piyasaya, ne de futbolcuya borç yapmak yok” diyordu. Eldeki futbolculara borç varken, transfer yapılmaması ilkeydi. Çünkü takımın oyuncusunun parasının ödenmemesinin, bunların işlerini nasıl da savsaklayacaklarını bilen kişiler yönetiyordu Bordo-Mavili kulübü… Herkesin parası zamanında ödeniyordu. Trabzonspor, Aston Villa’yı elediğinde takımda Beradze ve Kaçharav isimli iki Gürcü vardı. Bu oyuncular geri gönderilip, yerlerine Şota ve Archil Arvaladze gelmişti. Yönetim eline para geçtiği gibi takımdaki oyuncularla birlikte Kaçharav ve Beradze’nin de prim alacaklarını hemen hesaplarına yatırmıştı. Bu iki Gürcü oyuncu, “Biz böyle bir şey görmedik. Prim yatırılacağını hiç düşünmemiştik” açıklamasını yapmıştı.
Sonra yeniden Mehmet Ali Yılmaz dönemi başlamıştı. Kısa süre içinde kulübün kasasındaki parası suyunu çekmiş ve eldeki futbolculara olan borçlar da 5-6 ay gecikmeye başlamıştı. FİFA dosyaları klasörler halindeydi. Bu sürecin baldıran zehirini ise Özkan Sümer başkanlığındaki yönetimi içmek zorunda kalmıştı. Büyük mücadelelerle Trabzonspor yeniden kişilerin cebinden kurtulmuştu ama Rune Lange kaçmış, Zafer Demiray TFF’ye başvuruda bulunmuş, birçok oyuncu da takımdan ayrılmıştı. Sümer yeni bir takım inşa ederken, düşündüğü tek şey ödemeler dengesiydi. Müthiş çalışmalar ve camianın militan taraftarı olan kesimlerinin de sahiplenmesiyle kulübün ekonomisi rayına oturunca Özkan Sümer ve ekibi, piyasaya, futbolculara ve başka kulüplere borçları zamanında ödemek adına kılı kırk yarıyordu.
***
BAŞKANLIK MAKAMI İSTANBUL’A TAHVİL EDİLİNCE..
Atay Aktuğ döneminde de benzer uygulamalar dikkat çekiyordu. Trabzonspor başkanlık makamı yeniden İstanbul orijinli Trabzonlulara tahvil edildiği dönemlerde ise yine hem piyasa, hem transfer yapılan kulüpler, hem de futbolcular açısından alacaklar konusu gündem olmaya başlamıştı. Fakat kulübün imdadına ya satılan birkaç gayrimenkul, ya sponsorlar, ya krediler yetişiyordu. Nuri Albayrak ve Sadri Şener dönemlerinde sıkıntılar baş göstermişti. Sadri Şener öyle noktaya gelmişti ki, Trabzonspor’un İstanbul Menkul Kıymetler Borsasındaki hisselerinin yüzde 49’a kadar olan bölümlerini, ‘Bunlar kağıt parçası” diyerek satmaktan geri durmamıştı. İbrahim Hacıosmanoğlu ve Muharrem Usta dönemleri ise birer felaketti. Her defasında katakulli yapılarak ekonomi döndürülüyordu. Bir bakıyorsunuz kulübün bir şirketi sözde bir başka şirketine satılarak büyük gelir elde edildiği yalanına sığınılıyor, bazen kitabına uydurularak sermaye artışı yapılıyor, iktidar gücüyle işler çevriliyordu. Ama Trabzonspor’da birçok oyuncunun ya FİFA’lık, ya da TFF’lik olmasının önüne geçilemiyordu. Ne yazık ki buna sebep olanların yüzü kızarmıyor, kimseden tepki görmüyor ve utanmadan sokaklarda başları dik gezebiliyorlardı.
Ahmet Ağaoğlu göreve geldiğinde kulübün nasıl da rezil yönetildiğini anlattıkça anlatıyor, hatta Muharrem Usta’yı mahkemeye veriyordu. Ama sonra devreye bir takım güçler giriyor arada barış sağlanıyor ve ‘al gülüm, ver gülüm’ ile birlikte zararı Trabzonspor ödemek üzere tüm pis işlerin üzeri kapatılıyordu. Ama Bordo-Mavililerin yaşadığı büyük sorunlardan dolayı transfer yasağıyla karşılaşılıyor ve bu utanç geçmişte bu kulübü yönetenleri hiç utandırmıyordu. Ağaoğlu ve ekibi Bankalar Birliği ile yaptığı anlaşmayla 75 milyon Euro yeni kredi alırken birlikte geçmiş kredi borçlarını kapatıp, kalanı ise rezalet transfer politikasıyla iç ediliyordu. Yaşanan rezil süreçlerin hesabı ne kongrede veriliyor, ne taraftar sesini çıkarıyor, ne kongre üyelerinin çok büyük bölümü durumdan rahatsız oluyordu.
***
TARAFTAR HİÇ Mİ HESAP SORMAYA KALKMAZ
Trabzonspor’un ismi durmadan FİFA ve UEFA’da, kötü anılıyor, adeta güvenilmez ilan ediliyordu Çeşitli dönemlerde ödenen cezalar, transfer yasakları hiç kimsenin yüzünü kızartmıyordu. Bir dönemler tüm taraftarının onurla, gururla isminden söz ettiği, Anadolu’nun devi artık yerlerde sürünüyordu. Bu kulübü yönetenlerin borçlarına sadaktı anlata anlata bitirilemiyordu. Ama Trabzonspor, Dünya ve Avrupa ölçeğinde en güvenilmez kulüp haline getirilirken ses çıkarmayanlar, buna sebep olanları el üstünde tutarak, ya da omuzlarında gezdirerek gönül verdikleri kulübe ihanetin ortağı haline geliyordu.
İşte yaşanan tüm bu olumsuz süreçlerin ardından kurtarıcı rolüyle işbaşı yapan Ertuğrul Doğan ve ekibinin döneminde de UEFA, Türkiye’den sadece 3 kulübü cezalandırırken en yükseğini de Trabzonspor’a veriyordu. Üç yıl için yapılan anlaşmaya uyulmaması durumunda ise kulübü transfer yasağından, Avrupa Kupalarından men cezasına kadar yaşayacağı çok alçaltıcı bir dönemin kapısının aralanmasına sebep olunacak. Şu anda kulübe verilen 2 milyon Euro cezayı da, buna sebep olanlar değil, Trabzonspor kasasından ödeyecek.
Ve ne yazık ki hiç kimsenin sesi, soluğu çıkmıyor. Bir dönemler küçük başarısızlıklarda tesisleri basan, istediklerini alamadıklarında, futbolcuları, yöneticileri dövmeye kalkan taraftar gruplarının tarih olması kuşkusuz güzel bir şey… Ama bu kulübün tarihinin en utanç verici cezalarına çarptırılmasına sebep olanlara karşı hiç mi tepki gösterilmez, hiç mi hesap sorma çabasına girilmez! Bu Efsane kulübün tarihine ihanet edenlerin yakasına hiç mi yapışılmaz kardeşim!!! Siz ne ara bu duruma geldiniz ve Trabzonspor’un başının yerlerde gezmesine sessiz kalma konusunda bu kadar duyarsızlaşabildiniz!
Merak ediyorum doğrusu!!!
Yorumlar
Kalan Karakter: